ULUS, CUMHURİYET'İNE

SESLENİYOR   

  • Ailemizdeki Cumhuriyet kuşağının son temsilcisi babaannem Sevim Ertuna’nın gözünün dolduğunu bir kez gördüm hayatımda: 10 Kasım 1938’de, Atatürk’ün öldüğü haberini alan 11 yaşındaki öğrenci halini yıllar sonra bana anlatırken… Doğduğum aile bir Cumhuriyet inşasıydı ve buna minnettardı. Subaylar, devlet memurları ve öğretmenler; İstanbul’daki hayatlarını farklı zamanlarda Cumhuriyet’in merkezine, Ankara’ya taşımış orta sınıf mensupları… Üniversite yıllarında aileye karşı mesafe, resmi ideolojiye karşı şüphecilikle harmanlandı. Bir başkaldırı olmasa bile, sert bir sorgulamanın hayata giren yeni dostlar ve kitaplar üzerinden tedavülde olduğu dönemdi. Üstelik 90’ların sonu 2000’lerin başına denk gelen bu dönem, popüler entelektüel alanın post-modernizm akımlarından beslenip memlekette ters giden her şeyden Cumhuriyet ve kurucu kadroyu suçlayan isimlerin medyada ve kültür sanat hayatında tekelleştiği zaman dilimiydi. Kısa sürede bu rüzgarın bir karşı iktidar mücadelesinin boğucu fırtınası olduğu ortaya çıktı. En azından bizlerin nezdinde. Seçtiğim meslek olan gazetecilikte tercihim dış haberlerdi. Afganistan’a, Pakistan’a çatışmaların bir türlü sonlanamadığı Irak’a gittim. Arap halkları kendilerini on yıllardır demir yumrukla yöneten liderlerini devirmek için sokaklara döküldüğünde Tunus ve Mısır’daydım. Protestoların küresel ve bölgesel güçler tarafından rejim değişikliği için birer kaldıraç olarak kullanıldığı dönemde vekalet savaşının kavurduğu Libya ve Suriye’ye defalarca yolculuk yaptım. Gazze, Batı Şeria ve İsrail’de güvenlik, insan hakları ve demokrasi arasındaki kırılgan bağı, özgürlüğün bedelini sorguladım ve dini öğretilerin toprak ele geçirme ve insan hayatına kast etmede nasıl araçsallaştırıldığına tanık oldum. Cumhuriyet’in ve laikliğin ne anlama geldiğini esas olarak onların yokluğunda, on yılı aşkın süren bu savaş muhabirliği döneminde anladım. Her ne kadar aşındırılmış ve örselenmiş olsa da her ne kadar evlatları arasında ayrımcı uygulamalara yol açan bir şekilde kurumsallaştırılsa da büyük bir bereketin olduğu kadar büyük belaların da coğrafyası olan bu bölgede bir yaşam alanı açtığına tanık oldum. Temel aydınlanma değerlerinden beslenen bu inşa projesinin kısa sürede tedavüle sokulan karşı devrimci müdahalelerle özünden ve ideallerinden uzaklaştırılmasına karşı panzehrin, bir sonraki yüzyıla havale edilen kof bir revizyonizm değil, eşitlikçi bir restorasyon olduğunu kabul ettim. 1938 10 Kasım’ında “şimdi bize ne olacak?” diyerek gözyaşı döken o genç kız belki bir zamanlar oldukça naif gelirdi. Onu ancak yıllar sonra anlayabildim.

    devamını gör
    Can ERTUNA
  • Canım Cumhuriyet, Canım ATAM Seni sevmeyeni sevmiyoruz ATAM! Başka CUMHURİYET yok! Başka TÜRKİYE yok! 100. Yaşımız kutlu olsun.

    devamını gör
    Mine UĞURLAR
  • Cumhuriyet ilelebet payidar kalacaktır. Mustafa Kemal Atatürk

    devamını gör
    Cihat AKMAN
  • ATA'YA Mektup, Ey Büyük Atatürk, Eşsiz Komutan, Ulu Önder... Heybemdeki hiçbir kelime sana hitaba yetmez... Bugün Cumhuriyetimizin 100.yılı... Şanlı gün, kutlu gün bizlere senden armağan. Coşkuluyuz, sevinçliyiz, tüm yurtta bir hareket hâkim. Özgürlük ve bağımsızlık hareketi! 'Cumhuriyet'... Akla, mantığa, bilime, toplumun gereklerine ve ihtiyaçlarına en uygun ve insana insan olduğu için değer veren bir yönetim. Onu sen var ettin. Bu idol, bizlere fikir serbestliği ve tüm farklılıklarımızla bir olmayı getirdi. Az şey mi? Ulusun egemenliğini kendi elinde tuttuğu meşaleyi taşıması hem de hep yanan, hiç sönmeyen bir meşale. Cumhuriyet! Haklarımız! Kazandıklarımız! Başardıklarımız! Türkün Türk olarak varlığının anlamı! Bir tarih ki... Mustafa Kemal Atatürk'ün, 28 Ekim 1923 'Efendiler Yarın Cumhuriyet' i ilan edeceğiz' sözleriyle yazılıp 29 Ekim 1923'te büyük bir bayram olarak kutlanan Cumhuriyet Bayramı ve onun 100 yılları bulan varlığı! Kutlu Olsun!.. Çok teşekkürler Atam! Bekçileriyiz!

    devamını gör
    Hülya BOYRAZ