
ULUS, CUMHURİYET'İNE
SESLENİYOR

Bu yüzüncü yılda maalesef bize yakışır bir düzen içinde değiliz. Mustafa Kemal Atatürk’ün bize armağan ettiği bu vatanda namustan, dürüstlükten, ahlaktan, adaletten, haktan, hukuktan bahsetmek çok zor. Ülkemiz yüzüncü yılda yurtdışına çıkmak isteyip geri dönmek istemeyenlerle, kadınların ve çocukların şiddete ve istismara uğradığı, işinin ehli olmayanların yüksek makamlarda yer edindiği, hakim ve savcıların bağımsız hareket edemediği bir yüzüncü yıl! Yüzüncü yılı kutlamak öyle okullarda kutlama düzenlemekle, evimizin balkonuna bayrak ve Atatürk resimleri asmakla kutlanmaz. Atatürk’ün bize bıraktığı bu vatana yakışır bir şekilde gerçekten birlik olup bilim ve ilim yolunda ilerleyerek ülkemizin geleceğini düşünüp çalışarak, araştırarak ve öğrenerek oyumuzu doğru kişilere kullanıp bu ülkeye sahip çıkan liyakat sahibi kişilere vererek birlik olmalıydık. Başaramadık ama bu ülke için çabalamaktan ve umut etmekten vazgeçmeyeceğiz, Atamızın yolundan ayrılmayacağız.
devamını görFizan POLAT
“ÇAĞDAŞ UYGARLIĞI YAKALAMAK VE AŞMAK” İnsanlık tarihinde 100 yıl çok kısa ve düz bir yoldur. Ama bir devlet için yeterince uzun ve karmaşık ayrıntılarla, güçlüklerle doludur. Elbette o ayrıntılarda birtakım anlaşmazlıklar veya görüş ayrılıkları olsa bile Cumhuriyet’e giden yolu açan bağımsızlık savaşına katılan kahramanların fedakârlıkları ve efsanevi zaferleri sonsuza kadar unutulmayacaktır. Aynı şekilde kurtuluşun ve kuruluşun öncü lideri ile kahramanlar kuşağının mirası ulusal ve evrensel değerler, 100 yıl sonra canlılık ve geçerliliklerini koruyabiliyorlarsa bu muhteşem bir kadirbilirliktir. Rütbe ve makam farkı gözetmeksizin, kadın-erkek-çocuk ayırımı yapmaksızın her birine ayrı ayrı şükranlarımızı, teşekkürlerimizi sunuyoruz. Cumhuriyetimizin aziz yurttaşları her geçen yıl yenilenen ve güçlenen bir bağlılıkla vatanın özgürleştirilmesi; ulusal ve evrensel değerleri koruma ve inşa sürecinde sorumluluk alma gayretlerini sürdüreceklerdir. Türk Milli Mücadelesi’nin ve Türk aydınlanmasının en büyük eseri “Türkiye Cumhuriyeti” üzerine düşünürken (muhasebe yaparken) bütün yaşananların, her şeyiyle “bizim tarihimiz” olduğu hakikatine kendimizi alıştırmalıyız. 100 yıllık zaman diliminde cumhuriyetimizi yöneten hükümetlerimizin büyük meziyetleri kadar kimi önemli kusurları da olduğunu biliyoruz. Dün olduğu gibi bugün de yurttaşlar olarak farklı inançlarımız, düşüncelerimiz, beklentilerimiz vardır ve olacaktır; ama hepimiz aynı geminin yolcularıyız. Cumhuriyetimizin 100 yıl önce kuruluş sürecinde belirlenen stratejik hedeften hiçbir şekilde sapma gösterilmemelidir. Kurucu liderimiz Kemal Atatürk’ün özgün anlatımıyla “çağdaş uygarlığı yakalamak ve aşmak” olarak gösterilen bu stratejik hedef titizlikle sürdürülmelidir. Ancak bu stratejik hedeften ayrılmadan bütün yurttaşlarımızın insan haklarına dayalı bir hukuk düzeninde yaşaması herkes için erişilebilir kılınabilir. Cumhuriyetimizin ikinci 100 yılında “geniş” düşünen, “bol” üreten ve adaletine “güvenilen” bir cumhuriyetin yurttaşları olmak bize daha çok yakışacaktır.
devamını görProf. Dr. Hikmet ÖZDEMİR
CUMHURİYET’E, Gelecek yüzyılın cumhuriyet çocuklarına; Cumhuriyet’in 100. yıl dönümündeyiz. Zor şartlarda ve imkânsızlıklar içinde, ellerimizle yarattığımız Cumhuriyet, özellikle son 20 yılda çok büyük saldırılara uğradı. Ne yazık ki Cumhuriyet’le birlikte elde ettiğimiz tüm kazanımlarımız tehdit altında. En temel hakkımız olan yaşam hakkımız dahi yok ediliyor; liyakatsiz yönetimler bizi hiçe sayıyor. Siz çocukların eğitim hakkı gasp ediliyor. Gençlerimiz, çocuklarımız eşit koşullarda eğitim göremiyor. Sağlık hakkımız artık ticarethane gibi işleyen kurumların ellerinde. Bozuk sistemin içinde hem hastalar hem de fedakâr doktorlarımız, hemşirelerimiz ayrı ayrı zarar görüyor. Özel hastanelere imkânı yetmeyenler sürünüyor, hayatını kaybediyor. Düşüncelerimizi açıkça söylediğimizde, toplanıp ifade ettiğimizde bize düşman gibi davranıyorlar. Oysa Cumhuriyet değil miydi bize düşüncelerimizi ortaya koyabilmek için toplanıp yürüyüş yapma özgürlüğü veren? Şimdi adalet dahi arayamıyoruz. Esaret altındaki mahkemelerde suçluları değil, hak arayanları cezalandırıyorlar artık. Ve tüm bunlar olurken basın da bağımsızlığını yitirdi. Gerçekleri anlatmaktan korkmayan basın kurumları ise tüm zor şartlara rağmen halkın doğru bilgi ve haber alma hakkından mahrum kalmaması için adeta savaşıyor. Çok üzgünüm bunları sizlere anlattığım için. Çok üzgünüm değerlerimize böyle saldırıldığı, geldiğimiz bu halden bahsettiğim için. Özür dilerim kendi adıma, kontrolü bu kadar kaybedip meydanı gericilere, sömürenlere bıraktığımız için. Size bir Cumhuriyet kadını olarak söz veriyorum. Artık silkelenme vakti. Artık ayağa kalkma vakti. Artık bu Cumhuriyet’i emek ve dayanışmayla taçlandırma vakti. Cumhuriyet kadını olmaktan her zaman gurur duydum. Tüm bu gerici, insanı ve emeği hiçe sayan tutumlara rağmen hâlâ özgürüm. Bu nedenledir ki kendimi bildim bileli, sımsıkı sarılırım Cumhuriyet’in aydınlanmacı, ilerici değerlerine. Şimdi tırnaklarımızla kazıyarak elde ettiğimiz seçme ve seçilme hakkımız sayesinde kazanımlarımızı güçlendirmek adına hem seçmeye hem seçilmeye gönüllüyüm. Bu uğurda elini taşın altına koymuş kadınlardan biriyim. Sizin aydınlık yarınlarınız için yeniden kazanacağız laikliği… Eğitimin ve bilimin öncülüğünde eşit şartlarda eğitim almanızı sağlayıp, taşıyacağız ülkemizi olması gereken yere. Kadınlar güçlerini daha çok koyacaklar ortaya. Ve biz sokaklarda, meydanlarda daha özgür, daha kardeşçe, daha bağımsız olacağız. Nasıl ki en zor şartlar altında doğduysa bu Cumhuriyet, şimdi de 100. yılından itibaren daha da güçlendirip bilimle, eğitimle, akılla yürüyeceğiz gelecek yüzyıllara. Değerlerimize sımsıkı sarıldık, dayanışmamız ve emeğimizle daha güzel yarınlar kuracağız. Cumhuriyet’in 100. yaşı en çok sizin için kutlu olsun. Yaşasın Cumhuriyet.
devamını görMısra ÖZ
İkinci Yüzyıla Mektuplar, Çocukluğum Bursa’da geçti. Sokaklarından geçen otomobilleri sayıp iddiaya girebildiğimiz, onlar geçmediği zaman da bütün caddede ip atlayıp, yakar top oynanabilen bir şehirdi Bursa. Şimdi galiba hiçbir sokağında trafik durmuyor ya da ip atlanamıyor. 1980 darbesi sonrası büyüyorduk. Bir şeylerin biraz iyileştiği hissi vardı ama bir de garip bir huzursuzluk. Sanki hayatımızda bollaşan, parlaklaşan her şeyin bir yerlerde acıyla ödenen bedelleri, yıkılan savrulan hayatlar... Fısıldaşan komşular, kaygılı anneler babalar. Büyüdük yine de ama. 30 yıllık gazetecilik, televizyon sunuculuğu ve muhabirlik kariyerim, sonra yaptığım işler, okuduğum okullar bana gösterdi ki, bu topraklar kendi evlatlarını çabuk harcıyor. Toprağın da günahı yok. Bizler harcıyoruz birbirimizi. Ülkenin en parlak kuşakları en az dört kere, orakla biçilir gibi biçilmişler, bir sağa savrulmuşlar, bir sola savrulmuşlar. Eğitimli, zeki, yaratıcı insanları siyasi kavgalar içinde darmadağın olmuş, yurtlarından ayrılmak, ekmeklerini başka şekilde kazanmak zorunda kalmışlar. Ben de işimi kaybedenlerdenim ama en azından hâlâ toprağımda olduğum için mutluyum. Bu Cumhuriyet’in bana verdiği cesaret ve aldığım eğitimle ekmeğimi kazanabileceğimi biliyorum. İşte tam da bu nedenle Atatürk’ü sevmek ve anlamak için 40’larınızı beklemeyin. Onun çocuk haliyle, bir başına, bir anne ve kız kardeşle, arkada bıraktığı birkaç ölmüş kardeş ve bir baba hatırası ile nasıl bir düş kurduğunu hissedin. O kurduysa bu düşü, bizi durduran nedir? Şam’dan Libya’ya, Çanakkale’den Sakarya’ya uzanan ve hep savaş gördüğü o hayatın içinde bile bir güzellik, zarafet, kültür, sanat, incelik aradıysa, o derin bozkırda büyük ve sağlıklı bir Cumhuriyet hayali kurduysa, bizi durduran nedir? Bugün için verdiğiniz kavgada bir durun ve sorun: Mustafa Kemal’in kurduğu düşü durduran nedir? Korkularımızla yüzleşelim ve ikinci yüzyılı çok daha cesur ve huzurlu kuralım. Bir şeyi de unutmayalım: Harika tüccar bir millet değiliz, olağanüstü sanatkâr ya da bilim insanı sayılmayız. Ama iki şeyi çok iyi yaparız. • Toprağımızı ekmek • Toprağımızı savunmak Bu iki iş üzerine dünyalar inşa edilir. Ekmek, şifalandırmak, doğayla canlanmak ve onu zarardan, kıyımdan, sadece savaş ve istila değil, yangından yıkımdan inşaattan korumak da savunmaktır. Huzurumuzu bulduğumuz o yaylalarda, denize baktığımız o kıyılarda; sessiz ama dopdolu o bozkırlarda, vadiler içinden akan o nehirlerdeyiz hepimiz. Düşümüz orada ve hâlâ çok canlı. Biz yorulduk ama Anadolu hâlâ çok genç ve çok canlı. Devletler için 100 yıl nedir ki? Tabiat için nedir ki? Biz ve genç Türkiye Cumhuriyeti daha yeni başlıyoruz. Şimdi daha çok çalışmaya devam edelim, o zaman.
devamını görAhu ÖZYURT
