ULUS, CUMHURİYET'İNE

SESLENİYOR   

  • Geleneksel tarzda, kâğıtlı, zarflı, pullu mektup yazmış ve almış bir kuşağın mensubuyum. Belki de hâlâ “o zamanların insanı” olduğum için mektup yazmanın, beklemenin, almanın sıcaklığını günümüzün fazlasıyla gelişmiş ve her geçen gün daha da gelişen iletişim araçları vermedi, vermiyor. Ancak zaman denilen değiştirici ve dönüştürücü sürecin pek çok alışkanlığımızı, istemesek de, değiştirdiğinin veya sona erdirdiğinin farkındayım. Bizim kuşağın mektup yazma alışkanlığı da, ne yazık ki, zamana karşı mukavemet edemedi ve hoş bir sada olarak “o zamanların” hüzünlü sayfalarının arasında kaldı. Bu nedenle Cumhuriyet'in 100. yıldönümü için mektup yazmak benim için geçmişe yapılan keyifli bir yolculuk oldu. Cumhuriyet'le ilgili pek şey söylenebilir. Çok geniş siyasal, sosyal, iktisadi ve kültürel tespitler ve analizler yapılabilir. Ben bu tür genel ve teorik değerlendirmelerden kaçınıp Cumhuriyet'in ben ve benim gibi pek çok kişinin hayatını doğrudan ve önemli bir şekilde etkilemiş bir özelliğinden bahsetmek istiyorum: Eğitimde fırsat eşitliği. Hayata kuş uçmaz kervan geçmez, kışın 4-5 ay dünyadan kopan, elektriği olmayan ücra bir köyde başladım. İlkokulu beş sınıfın tek derslikte ders yaptığı bir okulda okudum. Daha sonra eğitimime, sıradan ailelere mensup çocukların gittiği, Cumhuriyet'in eğitim kurumlarında devam edip ülkemizin köklü fakültelerinden biri olan Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdim. Kamuda ve özel sektörde çeşitli görevler ifa ettim. Yine Cumhuriyet'in imkânlarıyla yurtdışında yüksek lisans eğitimi aldım. Bu süreç içinde, emsallerime nazaran benim için küçük bir ayrıcalık yaratan yegâne husus, babamın Köy Enstitüsü mezunu bir öğretmen olmasıydı. Bugün hepimiz Cumhuriyet'e çok şey borçluyuz. Bu borcu ödemenin yegâne yolu gelecek kuşakların her alanda gelişmiş ve müreffeh bir ülkede yaşaması için elimizden gelen çabayı göstermektir. Bunun en önemli yolu ise herkese eşit, ulaşılabilir ve çağdaş normlara uygun bir eğitim imkânı sağlamaktır. Nice 100. yıllara...

    devamını gör
    Fazlı BULUT
  • Varlığı değil belki de yokluğu fark edilecek olan Cumhuriyet Cumhuriyet bize ne yapar? Cumhuriyet bizi ne hale getirir? Tüm kurumsal ve devlet örgütlenmesi bir tarafa, kuruluş aşamasında konjonktürel ve zamansal olarak o derece toplumsal bir mevhum olmasının sürdürülebilirliği ve bu topraklara dair bir cumhuriyet fikrinin yerleşmesi önemli. Yıllar içerisinde artarak beni şaşırtan birçok şeyden biri de yoktan var etme kabiliyeti veya retoriği değil, bağlamsal idrak ve bunun bir medeniyet kurgusunda değerlendirme kabiliyeti. Siyasal bir tercihi, rejimi nadir, zorlu bir mücadeleyle radikal bir süreçte ortaya koyan bir ülke burası. Her ne kadar mihenk taşları ülkenin dönem itibariyle içinde bulunduğu monarşi içerisinde 19. yüzyılda muhtelif çabalar, revizyonlarla ortaya konmaya başlamış olsa da Cumhuriyet’in bu kadar güzel gelişmesi, palazlanmasının Anadolu topraklarıyla da ilişkili olduğunu düşünürüm. Elbette aksaklıkları, hayal kırıklıkları, zaman içerisinde tıkandığı merhaleleri var, olacak da. Anadolu ve kadim uygarlıkları, gelenekleri, geçmişi, kültürü. Öyle bir habitat ki binlerce yılın uygarlıklarının, tabiat ve etkenlerinin üzerine üst üste binen bir parametreler cümbüşü. Anadolu tüm bunlarla baş etme ve pekiştirme kabiliyetine sahip bir maya içeriyor. Mustafa Kemal’in de bu bağlamı çok iyi okuduğunu, kuruluş aşamasında İstanbul’la, yani payitahtla arasında sadece mesafeye bağlı bir nefes bırakma gerekçesiyle hareket etmediğini düşünürüm. Cumhuriyet’in 50’sine kıyıdan 5 yaşında, 100’üne ortasından 55 yaşında tanık oldum. Şimdiye kadarki kısmının tümünü ve evvelini mukayese edebilecek tanıklığım yok. Politik, medeni, çağdaş, bilimsel cumhuriyet esaslarının bir yaşam mukayesesine ihtiyaç duymadan ne demek olduğunun, öneminin farkındayım. Tüm bu hepimizin bildiği, tecrübe ettiği olsa olsa kiminin bilmek, anlamak istemediği kıymetleri görüyorum ve kabul ediyorum. Ben İstanbul dışında büyüdüm. Anadolu’nun muhtelif şehirlerinde, bölgelerinde. Cumhuriyet mefhumunun Anadolu’da daha yerleşik, kendini gösterir olduğunu bir karşılaştırmayla İstanbul’a gelince fark ettim. Bu farkındalık birçok noktada ifade edilebilir ama kendi şahsi algım dahilinde bana en mühim gelenler mekânsal ve buna bağlı yerleşiklikler, seremoniler, alışkanlıklar, beşeri ilişkiler. Bunda ailemin asker, bürokrat, memur, Halkevi tecrübelerinin, hikâyelerinin, dolayısıyla çocukluğun ve ilkgençliğin gündelik hayat algısının, davranışlarının da etkisi olmalı. Son 30 yıldır gittikçe, geçtikçe, ziyaret ettikçe fark ettiğim ise Anadolu şehir ve yerleşimlerinde cumhuriyet bildik fiziksel karşılığının ve buna bağlı ilişkilerin yitmiş ya da görünmez olduğu. Mesleğim ve ilgi alanlarım nedeniyle de Cumhuriyet tarihinin gözle görülür kısmında oluşan eksilmeler zaman zaman beni bir melankoliye sürüklemiyor değil. Belki de Cumhuriyet kendinden fedakârlıklarla, yerine koymalarla düşe kalka büyüme eğilimindedir. Üniversite öğrencilik ve hemen sonraki yıllar içerisinde Cumhuriyet’in kurucu kadrosunun bir dikta rejimi oluşturduğuna, tepeden inmeci bir üst karar olduğuna dair siyasi tartışmaların içerisinde kendimi bulduğumda çocukluk romantizmine yaslanan bir tereddüt taşır, kendime dahi izah edecek bir argüman geliştiremezdim. Henüz tarif edemediğim, gerekçelendiremediğim bir idrak içerisindeydim. Muhtemelen bu, konvansiyonel muhalif kimlik ve/veya saklı bir eleştirel sahiplenme denilen şey olabilir. Tüm bu gerilimler, eleştirel duruşlar, mesnetsiz, ikircikli muhalif bakışlar, şükranlar, idrakler, gönenmeler, sevdalar bende vücut bulan Cumhuriyet tezahürleri. Anadolu’ya ve birbirlerine pek yakışan Cumhuriyet’in bu topraklarda yeşerdiği gibi sağlam, köklü ama zarif ve narin. Bilmece kabilinden: Varlığı değil belki de yokluğu fark edilecek olan.

    devamını gör
    Cem SORGUÇ
  • Cumhuriyet'in kazanımları sayesinde Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden birinde okudum ve hayatımı kazandım. Babam köyde küçük bir çiftçi. Kardeşim profesör, ben de felsefe doktoruyum. Teokratik bir rejimle yönetilseydik, ben ve kardeşim okuyamazdık. Sadece babam gibi köyde küçük bir çiftçi olurduk. İşte cumhuriyet köylü çocuklarını doktor, profesör yaptı. Büyük aydınlanmacı Atatürk‘ü saygı, sevgi ve minnetle anıyorum. Hayranım bu büyük aydınlanmacı ve devrimci adama. Yolun yolumuzdur ATAM. 

    devamını gör
    Mehmet ÖZDEMİR
  • 100. Yılı'nda özgür, eşit, umut dolu; geleceğe akılla, bilimle ışık tutacak Cumhuriyet. Cumhuriyet vazgeçmek değil, mücadele etmektir. Cumhuriyet ayırmak değil, birleştirmektir. Cumhuriyet yok etmek değil, var olanı çağın gerektirdiklerine göre geliştirip ilelebet yaşatabilmektir. Cumhuriyet tekçi değil, çoğulcudur. Cumhuriyet gelecek nesillere kurak, insanların boğulup tükendiği değil, rahat nefes alabildikleri ferah bir ortam sunabilmektir. Cumhuriyet başına gelebilecek her türlü olumsuzlukları görmezden gelip, baştan savmak değil, olabilecek her türlü tehlikeye karşı akılla, bilimle ve iyi bir mücadeleyle tehlikeli durumları yok edebilmektir. Cumhuriyet unutmak değil, hatırlamak ve hatırlatmaktır. Seni unutanı sen unutma, hatırlat ne kadar kıymetli ve güzel olduğunu Cumhuriyet.

    devamını gör
    Semih KAVUK