ULUS, CUMHURİYET'İNE

SESLENİYOR   

  • Sevgili Cumhuriyet, ‌Yeni yaşın kutlu olsun. Dilerim ki yıllar geçtikçe ismini en güzel şekilde anar, varlığını daim ettiririz. Sen iyi ki hayatımıza geldin. Bir bebeğin ilk kalp atışı, bir annenin ilk heyecanı, bir kadının da en büyük şansısın. Senin sayende bugün okuyor, oy kullanıyor, kendi hür irademizle seçimlerimizi yapıyor, yaşıyor ve yaşatıyoruz. Senin sayende her sokağımız denize çıkıyor. Adım attığımız her yol çiçekleniyor. Biz Türk gençlerine geniş ufuklar, mutlu yarınlar sunuyorsun. Senin varlığın biz gençleri güçlü kılıyor. Susmamız gerektiğini söyleyenlere sesimizi daha gür çıkarıyor, doğru bildiğimiz yolda seni bize armağan eden Atatürk gibi korkmadan yürüyoruz, çünkü biz Cumhuriyetin çocuklarıyız. Senin adınla kazandığımız her hakkı senin adını yaşatmak için kullanacağız. Sana sahip olduğumuz için çok şanslıyız. Seni bizimle kavuşturan Gazi Mustafa Kemal’e bin teşekkür ediyoruz. İyi ki Mustafa Kemal var. İyi ki Cumhuriyet var. İlelebet var olsun. Yaşasın Cumhuriyet!

    devamını gör
    Yüsra BATUR
  • Kadın olarak tüm haklara eşit sayıldıysak mecliste bize de söz hakkı verildiyse tüm bunların tek kahramanı ulu önder Mustafa Kemal ATATÜRK dünya tarihinin asla unutamayacağı bir lider saygıyla ve rahmetle.

    devamını gör
    Fatma ÖCÜT
  • İçinde bulunduğumuz bu yıllarda büyük lider ATATÜRK'ün ve uğruna sonsuz mücadele verdiği Cumhuriyet'in kıymetini çok daha iyi anlıyorum. Meğer bugüne kadar belki de farkına varmadığımız ne büyük kazançlar, ne yüce değerlere sahipmişiz. Atatürk'ü unutturmaya çalışanlara inat, Cumhuriyet düşmanlarına inat 100. Yılımız kutlu olsun. Bilsinler ki daha nice 100 yılları, çok daha coşkulu, layığıyla kutlayacak bu yüce Türk milleti.

    devamını gör
    Reyhan YILMAZ
  • Varlığı değil belki de yokluğu fark edilecek olan Cumhuriyet Cumhuriyet bize ne yapar? Cumhuriyet bizi ne hale getirir? Tüm kurumsal ve devlet örgütlenmesi bir tarafa, kuruluş aşamasında konjonktürel ve zamansal olarak o derece toplumsal bir mevhum olmasının sürdürülebilirliği ve bu topraklara dair bir cumhuriyet fikrinin yerleşmesi önemli. Yıllar içerisinde artarak beni şaşırtan birçok şeyden biri de yoktan var etme kabiliyeti veya retoriği değil, bağlamsal idrak ve bunun bir medeniyet kurgusunda değerlendirme kabiliyeti. Siyasal bir tercihi, rejimi nadir, zorlu bir mücadeleyle radikal bir süreçte ortaya koyan bir ülke burası. Her ne kadar mihenk taşları ülkenin dönem itibariyle içinde bulunduğu monarşi içerisinde 19. yüzyılda muhtelif çabalar, revizyonlarla ortaya konmaya başlamış olsa da Cumhuriyet’in bu kadar güzel gelişmesi, palazlanmasının Anadolu topraklarıyla da ilişkili olduğunu düşünürüm. Elbette aksaklıkları, hayal kırıklıkları, zaman içerisinde tıkandığı merhaleleri var, olacak da. Anadolu ve kadim uygarlıkları, gelenekleri, geçmişi, kültürü. Öyle bir habitat ki binlerce yılın uygarlıklarının, tabiat ve etkenlerinin üzerine üst üste binen bir parametreler cümbüşü. Anadolu tüm bunlarla baş etme ve pekiştirme kabiliyetine sahip bir maya içeriyor. Mustafa Kemal’in de bu bağlamı çok iyi okuduğunu, kuruluş aşamasında İstanbul’la, yani payitahtla arasında sadece mesafeye bağlı bir nefes bırakma gerekçesiyle hareket etmediğini düşünürüm. Cumhuriyet’in 50’sine kıyıdan 5 yaşında, 100’üne ortasından 55 yaşında tanık oldum. Şimdiye kadarki kısmının tümünü ve evvelini mukayese edebilecek tanıklığım yok. Politik, medeni, çağdaş, bilimsel cumhuriyet esaslarının bir yaşam mukayesesine ihtiyaç duymadan ne demek olduğunun, öneminin farkındayım. Tüm bu hepimizin bildiği, tecrübe ettiği olsa olsa kiminin bilmek, anlamak istemediği kıymetleri görüyorum ve kabul ediyorum. Ben İstanbul dışında büyüdüm. Anadolu’nun muhtelif şehirlerinde, bölgelerinde. Cumhuriyet mefhumunun Anadolu’da daha yerleşik, kendini gösterir olduğunu bir karşılaştırmayla İstanbul’a gelince fark ettim. Bu farkındalık birçok noktada ifade edilebilir ama kendi şahsi algım dahilinde bana en mühim gelenler mekânsal ve buna bağlı yerleşiklikler, seremoniler, alışkanlıklar, beşeri ilişkiler. Bunda ailemin asker, bürokrat, memur, Halkevi tecrübelerinin, hikâyelerinin, dolayısıyla çocukluğun ve ilkgençliğin gündelik hayat algısının, davranışlarının da etkisi olmalı. Son 30 yıldır gittikçe, geçtikçe, ziyaret ettikçe fark ettiğim ise Anadolu şehir ve yerleşimlerinde cumhuriyet bildik fiziksel karşılığının ve buna bağlı ilişkilerin yitmiş ya da görünmez olduğu. Mesleğim ve ilgi alanlarım nedeniyle de Cumhuriyet tarihinin gözle görülür kısmında oluşan eksilmeler zaman zaman beni bir melankoliye sürüklemiyor değil. Belki de Cumhuriyet kendinden fedakârlıklarla, yerine koymalarla düşe kalka büyüme eğilimindedir. Üniversite öğrencilik ve hemen sonraki yıllar içerisinde Cumhuriyet’in kurucu kadrosunun bir dikta rejimi oluşturduğuna, tepeden inmeci bir üst karar olduğuna dair siyasi tartışmaların içerisinde kendimi bulduğumda çocukluk romantizmine yaslanan bir tereddüt taşır, kendime dahi izah edecek bir argüman geliştiremezdim. Henüz tarif edemediğim, gerekçelendiremediğim bir idrak içerisindeydim. Muhtemelen bu, konvansiyonel muhalif kimlik ve/veya saklı bir eleştirel sahiplenme denilen şey olabilir. Tüm bu gerilimler, eleştirel duruşlar, mesnetsiz, ikircikli muhalif bakışlar, şükranlar, idrakler, gönenmeler, sevdalar bende vücut bulan Cumhuriyet tezahürleri. Anadolu’ya ve birbirlerine pek yakışan Cumhuriyet’in bu topraklarda yeşerdiği gibi sağlam, köklü ama zarif ve narin. Bilmece kabilinden: Varlığı değil belki de yokluğu fark edilecek olan.

    devamını gör
    Cem SORGUÇ