
ULUS, CUMHURİYET'İNE
SESLENİYOR

Mustafa Kemal Atatürk’ün dehasını bize en iyi gösteren olay 1919’da Erzurum’da yaşanır Kendinizi onun yerine koymayı deneyin. Ömrünüz savaş meydanlarında geçmiş. Ait olduğunuz ordu her girdiği savaştan yenilgiyle çıkmış. Ülkenizin haritası her baktığınızda küçülmüş… Vatanın dört yanı işgal altında. İngiliz İmparatorluğu Dersaadet’te… İstanbul hükümetinin işbirlikçi bu tutumunu gören Mustafa Kemal, direniş bayrağını açmak için Samsun’a çıkar. Eski bir otomobille Anadolu’yu dolaşmakta, hayaline ortak aramaktadır. Mustafa Kemal’in niyetini gören İstanbul’daki Damat Ferit Hükümeti onu azleder ve hakkında yakalama kararı çıkartır. Paşa artık bir sivildir. Onu Erzurum’da karşılayacak olan ve ülkedeki en donanımlı orduya sahip olan Doğu Komutanı Kâzım Karabekir acaba Mustafa Kemal’in safına mı katılacak, yoksa onu tutuklayıp İstanbul’a mı gönderecek henüz net değildir. Mustafa Kemal Atatürk’ün dehasını bize en iyi gösteren olaylardan biri 1919 yılında işte böyle bir ahval ve şerait içinde Erzurum’da yaşanır. Kimi kaynaklara göre 7 Temmuz’u 8 Temmuz’a bağlayan gece, Mustafa Kemal Paşa’nın kaldığı evde eski Bitlis Valisi Mazhar Müfit de vardır. Mazhar Müfit tıpkı Mustafa Kemal gibi Osmanlı hükümetinin gittiği yolu doğru bulmamış ve Milli Mücadele saflarına katılmak için Erzurum’a gelmiştir. O da Damat Ferit Hükümeti’nin tutuklanacaklar listesindedir. Mustafa Kemal o gece Mazhar Müfit’i yanına çağırır ve bir defter bir de kalem almasını rica eder. Söyleyeceklerini iyi kaydetmesini ve bu sayfayı ikisi, bir de özel kalemi hariç kimseyle paylaşmamasını ister. Bu tembihin ardından Mustafa Kemal Paşa dikte etmeye başlar: “Yaz Mazhar, zaferden sonra idare biçimi Cumhuriyet olacak!” Mustafa Kemal Paşa ne yenilmişlik duygusunun ne tutuklama emrinin ne de ertesi gün olacakların derdindedir. Mustafa Kemal Paşa onu yakın bir zamanda Atatürk yapacak hikâyenin hayalindedir. O gece Mustafa Kemal Mazhar Müfit’e hayalindeki ülkeyi anlatır. Madde madde... Mazhar Müfit biraz da Mustafa Kemal Paşa’dan yaşça büyük olmasından dolayı sabah ışıklarıyla birlikte kalemi defteri bırakır ve Paşa’ya dönerek “Darılma ama Paşam, sizin hayal peşinde koşan taraflarınız var!” der. Mazhar Müfit’in o gün yazarken inanmadığı, hayalcilik olarak addettiği liste çok değil birkaç yıl sonra tek tek hayata geçer... Yıllar sonra Mustafa Kemal Paşa sonradan Kansu soyadını alacak olan Mazhar Müfit’i Meclis’in önünde görür ve gülerek sorar: “Bakıyor musun bizim listeye?” Yüzyılın hayallerini kuracak formül Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına girerken ekonomiden adalete, eğitimden sağlığa, çevreden iç ve dış barışa bir dizi alanda yeni bir vizyona ihtiyacımız var. Bizi buradan ileriye götürecek yol haritasını aramamız gereken yer Mustafa Kemal’in yaptıklarının ardında yatan “hayalci” tarafındadır. Onun bu devrimci yanını görmek için benim en iyi bildiğim alan olan eğitimden bir örnek vermek istiyorum, zira bizim bu çağda ileri gitmek için ihtiyaç duyduğumuz devrimci yöntemi en iyi göreceğimiz alanlardan biridir. Köy Enstitüleri nasıl ortaya çıktı? Mustafa Kemal yoksul ve yenik düşmüş bir imparatorluğun üzerine yeni bir devlet kurmak için ihtiyaç duyduğu temel kaynağın insan olduğunu daha Cumhuriyet ilan edilmeden önce biliyordu. Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı devam ederken, Orta Asya’dan beri atalarımızın demokratik problem çözme yöntemi olan “şûra” mekanizmasını ilk olarak eğitim için hayata geçirir. Bu amaç doğrultusunda 16 Temmuz 1921’de Ankara’da toplanan ilk eğitim şûrası olan Maarif Kongresi’nin açılışını bizzat yapar. Aralarında Ziya Gökalp, Mehmet Fuat Köprülü gibi devrin öncü aydınlarının da bulunduğu isimlerin katılımıyla yapılan şûrada ilkokuldan üniversiteye, okul inşaatından öğretmen eğitimine dair temel sorunlar masaya yatırılır. Şûrada alınan kararlar sonraki dönemin yol haritasını oluşturur. Genç Cumhuriyet’in eğitim alanındaki en büyük sıkıntısı toplumun yalnızca yüzde 5’inin okuryazar olması ve nüfusun yüzde 80’inin köylerde tamamen eğitim sistemi dışında yaşamasıdır. Köylerde yaşayan nüfusu eğitmeden Cumhuriyet’in hiçbir sorununu aşamayacağını gören Mustafa Kemal, o dönem tüm dünyada “ilerici eğitim” denince akla gelen ilk isim olan Amerikalı eğitim kuramcısı, psikolog John Dewey’yi Ankara’ya çağırır. Dewey o yıllarda Eski Yunan ve Roma geleneğinden esinlenen kitabında “yaparak öğrenme modeli”ni savunur. Dewey’ye göre okullar bu amaca hizmet ettiği ölçüde başarılı olacaktır. Cumhuriyet’in ilanından yalnızca birkaç ay sonra Dewey, İstanbul, İzmir ve Bursa’ya yaptığı ziyaretlerin ardından Ankara’ya gelir ve orada iki ay kalarak detaylı bir reform öneri paketi hazırlar. Dewey’nin temel tezi, Türkiye’de kurulacak olan okulların ilerici bir mantıkla, halkın gerçek ihtiyaçlarının gözetilerek tasarlanmasıdır. Eğitim şûrası ve Dewey’nin raporuyla başlayan süreç, leyli meccani okuyarak öğretmen olan İsmail Hakkı Tonguç’un inatçılığı ve Hasan Âli Yücel’in modern vizyonuyla birleşince ortaya Köy Enstitüleri dediğimiz bir mucize çıkar. O mucize sayesinde sekiz yıl gibi kısa bir zamanda, 15 bine yakın köy çocuğu İkinci Dünya Savaşı’nın yarattığı yokluğa rağmen öğretmen olmayı başarır. O öğretmenler tüm Anadolu’ya yayılarak gittikleri her köye Cumhuriyet’in ışığını taşırlar. O ışık sayesinde aralarında benim de olduğum yüz binlerce çocuk köylerden çıkıp şehirlerde yüksekokula gider. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında ilk yüzyıldan alacağımız birinci ders, bizim bu çağa yakışan yeni hayaller kurmak zorunda olduğumuz gerçeğidir. Bayramımız kutlu olsun, hayallerimiz eksik olmasın!
devamını görProf. Dr. Selçuk ŞİRİN
Cumhuriyet... Koruyamadık seni azılı akınlardan. Fikrini kökleştiremedik düşmanlardan. Yetmedi, yetemedi gücümüz. Ama geri de çekilmedik. Cephedeyiz. Dimdik ayaktayız. Savaştayız senin için bak hâlâ. Yeminimiz var. Kurtaracağız elbet seni zorbalardan. Kurtaracağız elbet seni umursamazlardan. Küçük görenlerden. İnsanlıktan dahi çıkanlardan. Yurttaşın olamayanlardan. Kurtaracağız hepsinden. Yeminler olsun, devrim güneşini ışılayacağız yeniden. Gençlik bizde, ışık bizde, gelecek bizde. Umudumuzu, cesaretimizi, hep adında taşıyacağız. Yeniden Atatürk'ün işaretine uyacağız. Yeninden onun yoluna sapacağız. Er-geç yapacağız. Başaramazsak da aşk olsun. Aşk olsun bize. Bu ağaçlar güzel kuşlar... Yürüyelim arkadaşlar... Yürüyelim. Daha çok yolumuz var. Daha çok işimiz var.
devamını görDavut SAKALLI
100. YILIN 23 NİSAN’I 23 Nisan! Atatürk'ün çocuklara armağan ettiği "Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı.” 23 Nisan'ın temelinde Atatürk'ün milli egemenlik ilkesi yatmakta. Türk milletinin iradesini temsil eden Birinci Büyük Millet Meclisi'nin açıldığı ve Türk halkının egemenliğini ilan ettiği gün. Bu tarihten dört yıl sonra, yani 23 Nisan 1924 tarihinde ise Mustafa Kemal Atatürk bu önemli günün bayram olarak kutlanmasını istemiş ve bu bayramı çocuklara armağan etmiştir. 23 Nisan, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yalnızca Türk çocuklarına değil, bütün dünya çocuklarına armağan edilen ve her yıl kutlanan milli bayramımızdır. Çocuklara armağan edilen tek evrensel bayram olma özelliğini taşıyan 23 Nisan, Atatürk'ün bizlere bıraktığı emsalsiz bir armağandır. 23 Nisan, tüm dünya çocuklarının sahip olduğu tek bayram. UNESCO 1979 yılını Çocuk Yılı ilan edince, Türkiye de 23 Nisan Bayramı'nı dünya çocuklarıyla beraberce kutlamaya karar verdi. Ve 23 Nisan, yıllar geçtikçe bütün dünya çocuklarınca kutlanan uluslararası bir bayram kimliğine büründü. Cumhuriyet’in 100. Yılı’nda mutluyuz, gururluyuz. İyi ki Mustafa Kemal Atatürk'ün çocuklarıyız.
devamını görCanan TAN
Ben Rize Fen Lisesi son sınıf öğrencisi Feyza. Bugün Cumhuriyetimiz 100 yaşında. Atamızın izinden giderek onun bize bıraktığı bu hediyeyi 100 yıldır koruyoruz. Bugün biz Türk kadınları onun sayesinde söz sahibiyiz ve olmaya devam edeceğiz. Umarım siz de Atamızın izinden şaşmadan Cumhuriyetimizin 200. yılını özgür ve bağımsız bir şekilde kutlar ve bayrağımızı arşa çekersiniz. Nice bağımsız yıllara... Sen çok yaşa Atam.
devamını görFeyza YAZICI
