
ULUS, CUMHURİYET'İNE
SESLENİYOR

Herkesin kimseye anlatmadığı rüyaları vardır. Güç aldığı…Ben ara ara rüyamda Atamı görürüm. Hiç değişmez karşılaşmamız, o en şık haliyle masada oturuyordur, beni görünce ayağa kalkar tüm zarafetiyle…Aman Atam derim estağfurullah. Hemen suratı değişir. Sen kahraman Türk kadınısın, sen kendine ne değer verirsen insanlar da sana o değeri verecek. Sen bir yere girdiğinde aklınla, bilginle, ışığınla her yeri aydınlatacaksın. Herkes elbet ayağa kalkacak, gülümseyeceksin. Ağlayıp sarılmak isterim, o dansa davet eder beni. Kurban değilsin, damarlarındaki asil kanı hatırla… Ne zaman düşsem, yapayalnız kalsam, imkânsız deseler, kadınım diye küçümsemeye kalksalar ya da sahnede bir oyuncu olarak yorgunluktan bacaklarım titrese, çaresizlikten sesim kısılsa Atam kulağıma fısıldar, “Kalk ayağa!” Yeniden yeniden ayağa kalkarım. Cumhuriyet, inancın, tutkunun, pes etmemenin mucizesidir. Yine dünyaya gelecek olsam, yine senin evladın olarak gelmek isterdim. İlelebet.
devamını görZeynep ÖZYAĞCILAR
Cumhuriyete, Cumhuriyet'in 100. Yılında, 15 yaşındaki bir genç olarak yazıyorum. 100 yıl önceki değerli mirasımıza sahip çıkarken, içsel zorluklara rağmen dimdik ayaktayız. İyi ve kötü zamanlarda, belki de Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün hayal ettiği gibi değil, dünyanın en iyisi ya da güçlüsü konumunda değiliz. Kendi aramızda çokca sorunlar yaşıyoruz ama gurur duyduğum bir şey var ki, Türklüğümüz'en ölsek dahi vazgeçmiyor ve her birimiz bu noktada birleşiyoruz. Türklüğümüzü 100 yıl boyunca korumak adına, tıpkı 100 yıl önceki kahramanlarımız gibi, Misak-ı Milli sınırlarını savunuyor, şehitler veriyoruz. Atam, senin öğretilerinle büyüdük. Türklüğümüzü ezdirmemeyi, başkalarının karşısında eğilmemeyi senden öğrendik. İyi bir baba, asker, öğretmen ve en önemlisi iyi bir insan olarak bize ilham oldun. Minnettarız. Ben Reyyan Öztürk, bu mektubu öncelikli olarak Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e, sonrasında vatan uğruna; savaşan tüm yiğitlere adıyorum.
devamını görReyyan Öztürk
Benim, Bizim, Hepimizin Cumhuriyeti 100 yaşında! 1973 ilkokula başladığım yıl. 1973 Cumhuriyetimizin 50. Yılı. Okulun ikinci günü okula geciktiğimde, okulu dolaşıp bütün öğrencilerin sınıfa girdiğini görünce herhalde artık sınıfa girilmez diye düşünerek eve geri dönmüştüm. O gün okul koridorlarını dolaşırken bir çiçeğe benzeyen Cumhuriyet’in 50. Yıl amblemi koridorları süslüyordu. Şu anda bile 50. Yıl marşının dizeleri aklımda: “Müjdeler var, yurdumun toprağına taşına Erdi Cumhuriyetim, elli şeref yaşına” O yıllarda en azından benim için, öğretmenlerimiz ve okulumuz için, Cumhuriyet sanki dün ilan edilmiş gibiydi, öylesine canlı ve çoşkulu bir şekilde 50. Yılı ulusça kutladığımızı hatırlıyorum. O yıllarda bir çocuk olarak Cumhuriyetimizin 100. Yılı her açıdan ileriye, çok daha ileriye ve iyiye ulaşacağımız, bizim için hayal etmesi bile çok heyecan verici bir ütopya idi. 1980’de yaşamının geri kalan kısmını geçireceğim, Cumhuriyetimizin başkentine geldiğimde, Ankara’da yaşayacağımız ilk evimize giden yolda TBMM binasının önünden geçerken Meclis’i ilk gördüğüm an, bugün gibi canlı bir şekilde aklımda. O yılların havası puslu Ankara’sında, arada parlayan bir masal figürü gibiydi benim için Meclis binası. O güne dek hep kitaplarda gördüğüm bu Ankara’ya özgü ve anlamlı simge yapı benim gözümde ülkemizin ve Cumhuriyetimizin somutlaştığı bir anıt yapı olduğu için belki de bu büyük heyecanı duymuştum. Evet bizler yani 1970’lerde çocukluğunu yaşayanlar, kendimizi bildik bileli Cumhuriyetin içine doğan ve onunla büyüyen bir nesiliz. Bizim için Cumhuriyet halkın kendisini yönettiği yönetim biçimi olmanın ötesinde toptan bir yaşam şekli idi. Cumhuriyet bilim, uygarlık, yerlilik, millîlik hepsini kapsayan bir kavramdı. Cumhuriyet bizdik. Cumhuriyet, onun kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde belki de başta çok kısıtlı bir topluluğun paylaştığı bir hayalin gerçekleşip giderek bütün bir ulusa mal olmasının, “egemenliğin kayıtsız şartsız Türk milletine ait olmasını” hedefleyen büyük bir ülkünün gerçekleşmesinin öyküsüydü. Biz bu ülkünün süregiden yaşamının şimdi tam 100.yılındayız! Cumhuriyet’in çocukları olarak yapabildiklerimiz ve yapamadıklarımız var. Bizim için önemli olan Cumhuriyet’in ilke ve değerlerine sahip çıkarak toplumsal bir ideal olarak o yörüngede devam etmek. Bu bizler için noktalanacak bir süreç değil, yaşam boyu ardından yürüyeceğimiz bir ideal olarak var olmaya devam edecek. Önce bir insan, sonra bir bilim insanı, bir doktor, bir ruh sağlığı uzmanı olarak Cumhuriyet’in kapsayıcı, herkesi dikkate alan, eşitlikçi, dayanışmacı, destekleyici, birleştirici, özgürleştirici, şefkatli, sevgi ve güven dolu özelliklerinin birey ve toplum olarak bizler için çok önemli ve yaşamsal olduğuna inanıyorum. Cumhuriyetimizin kurucuları, Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde her alanda çok önemli kazanımlar sağlayıp bir Cumhuriyet nesli oluşturmayı başardılar. Bizler, bir bütün olarak hepimizin bu emaneti koruyarak hem bizim insanımız ve hem de evrensel insanlık ailesi için yeni güzellikler katarak geliştireceğiz. Cumhuriyet yolculuğumuzun sonsuza dek süreceği inancıyla nice yeni yüzyıllara!
devamını görProf. Dr. Mehmet Hakan TÜRKÇAPAR
Cumhuriyet’e mektup; Türklerin bir önceki devleti, yüzyıllar süren bir başarısızlıklar zincirinin ardından feci şekilde çökmüştü. Tek adam rejiminin büyük bir ülkeyi yönetmek için uygun olmadığı açık; hele de o tek adam ülkenin en bilgili, en becerikli, en zeki kişisi filan olduğu için değil, sadece vaktiyle bir şekilde iktidara gelmiş birisinin torununun torunu olduğu için tahtta oturuyor, ekibi de dünyayın işleyişini bilen, liyakatli, yanlışa yanlış diyen uzmanlardan değil, dalkavuklardan oluşuyorsa. Eski devlet bilimi reddetti (Osmanlı döneminde kurulan iki astronomik gözlemevinin ikisi de gerici fanatiklerin marifetiyle tahrip edildi), uygarlık yarışında Batılı rakiplerince geçildi, çürüdü, sömürgeci işgalcilere pes etti, yani akla gelebilecek her “devlet”lik kriterinde sınıfta kaldı ve yıkılıp gitti. Büyük bir şans eseri, halkı onurlu bir Kurtuluş Savaşı’yla işgalcileri püskürtmek için örgütleyen dahi komutan, aynı zamanda eski düzenin sorununun ne olduğunu saptayıp akla, bilime ve her yurttaşın bir oya sahip olması ilkesine dayalı çağdaş bir yönetimi kurmayı kafasına koymuş bir devrimciydi. Kurduğu Cumhuriyet, kadınları kölelikten eşit yurttaşlığa yükseltti; ülkeyi 15 yıl içinde yüzlerce yıl ileriye taşıdı. Her yurttaşa insan yerine konulma, uygarlığın yürüyüşüne katılma olanağı sağladı. Son birkaç yılın olumlu bir tarafını görmek isteyen iyimser bir yorumcu, tarihin sanki bize orijinal Cumhuriyetimizin, “eski Türkiye”nin değerini anlamamız için yeni bir fırsat vermek istercesine tekerrür ettiğine dikkat çekebilir: Tek adam rejimi, her kuruma egemen olmaya soyunan liyakatsizlik, cehaletin başkaldırısı, ekonomik çöküş, vs. Fakat yüz yıl öncesiyle günümüz arasında yaşamsal bir fark var: Atatürk’ün zamanında ülkemizde çok az okumuş insan vardı. Tüm devrimler o insan malzemesinden derlenen çekirdek ekibin destansı çabasıyla hayata geçti. Şimdi onlarca milyon yetişmiş, dinamik, adalete, uygarlığa susamış, ülkeyi yine çağın ötesine taşımaya hazır gencimiz var. Hak ettikleri şartları onlara sağlamamızı bekleyen pırıl pırıl çocuklarımız var. Cumhuriyet bizim; onu yaşatacak ve yükseltecek olan bizleriz.
devamını görProf. Dr. Cem SAY
