
ULUS, CUMHURİYET'İNE
SESLENİYOR

Gurur duyuyorum Gazi Mustafa Kemal Atatürk gibi ulu bir öndere sahip olduğumuz için; ne kadar şükretsek azdır. Bize bir vatan ve Cumhuriyet emanet bırakıldı. Ne mutlu bana ki ilelebet sahip çıkıp koruyacağız sonsuza kadar. Atatürk'ün evlatları buna ant içti, başka bir Türkiye yok. Tüm şehitlerimizin ruhları şad olsun. Vatan size minnettar. Ne Mutlu Türk'üm diyene. Sonsuza kadar yaşayacak Türkiye Cumhuriyeti ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk. ❤️
devamını görElif ÖZBAY
Bir asırlık koca çınar: CUMHURİYET. Böylesi heybetli ve asil duruşunla nice yüzyıllara erişebilmeni canı gönülden diliyor ve bu uğurda üzerime düşeni son nefesime kadar yapacağıma söz veriyorum. Atamızın açtığı yolda, gösterdiği hedefe gururla, inançla, azimle yürürken ilkelerinden bir an olsun ayrılmayacağım. Işığın ışığımız, Cumhuriyet yolumuzdur yüce ATAM.
devamını görGülcan BEKTAŞ
Ailemizdeki Cumhuriyet kuşağının son temsilcisi babaannem Sevim Ertuna’nın gözünün dolduğunu bir kez gördüm hayatımda: 10 Kasım 1938’de, Atatürk’ün öldüğü haberini alan 11 yaşındaki öğrenci halini yıllar sonra bana anlatırken… Doğduğum aile bir Cumhuriyet inşasıydı ve buna minnettardı. Subaylar, devlet memurları ve öğretmenler; İstanbul’daki hayatlarını farklı zamanlarda Cumhuriyet’in merkezine, Ankara’ya taşımış orta sınıf mensupları… Üniversite yıllarında aileye karşı mesafe, resmi ideolojiye karşı şüphecilikle harmanlandı. Bir başkaldırı olmasa bile, sert bir sorgulamanın hayata giren yeni dostlar ve kitaplar üzerinden tedavülde olduğu dönemdi. Üstelik 90’ların sonu 2000’lerin başına denk gelen bu dönem, popüler entelektüel alanın post-modernizm akımlarından beslenip memlekette ters giden her şeyden Cumhuriyet ve kurucu kadroyu suçlayan isimlerin medyada ve kültür sanat hayatında tekelleştiği zaman dilimiydi. Kısa sürede bu rüzgarın bir karşı iktidar mücadelesinin boğucu fırtınası olduğu ortaya çıktı. En azından bizlerin nezdinde. Seçtiğim meslek olan gazetecilikte tercihim dış haberlerdi. Afganistan’a, Pakistan’a çatışmaların bir türlü sonlanamadığı Irak’a gittim. Arap halkları kendilerini on yıllardır demir yumrukla yöneten liderlerini devirmek için sokaklara döküldüğünde Tunus ve Mısır’daydım. Protestoların küresel ve bölgesel güçler tarafından rejim değişikliği için birer kaldıraç olarak kullanıldığı dönemde vekalet savaşının kavurduğu Libya ve Suriye’ye defalarca yolculuk yaptım. Gazze, Batı Şeria ve İsrail’de güvenlik, insan hakları ve demokrasi arasındaki kırılgan bağı, özgürlüğün bedelini sorguladım ve dini öğretilerin toprak ele geçirme ve insan hayatına kast etmede nasıl araçsallaştırıldığına tanık oldum. Cumhuriyet’in ve laikliğin ne anlama geldiğini esas olarak onların yokluğunda, on yılı aşkın süren bu savaş muhabirliği döneminde anladım. Her ne kadar aşındırılmış ve örselenmiş olsa da her ne kadar evlatları arasında ayrımcı uygulamalara yol açan bir şekilde kurumsallaştırılsa da büyük bir bereketin olduğu kadar büyük belaların da coğrafyası olan bu bölgede bir yaşam alanı açtığına tanık oldum. Temel aydınlanma değerlerinden beslenen bu inşa projesinin kısa sürede tedavüle sokulan karşı devrimci müdahalelerle özünden ve ideallerinden uzaklaştırılmasına karşı panzehrin, bir sonraki yüzyıla havale edilen kof bir revizyonizm değil, eşitlikçi bir restorasyon olduğunu kabul ettim. 1938 10 Kasım’ında “şimdi bize ne olacak?” diyerek gözyaşı döken o genç kız belki bir zamanlar oldukça naif gelirdi. Onu ancak yıllar sonra anlayabildim.
devamını görCan ERTUNA
Başöğretmenime, Büyük Atatürk,bizler laik Cumhuriyet'in öğretmenleri olarak size söz veriyoruz ki yeni nesiller bizlerin eseri olarak sizlere layık olmaya çalışacağız.Sorumluluğumuzun farkında görevlerimizin başındayız.Sizin bizlere bıraktığınız emanete Cumhuriyet'e sahip çıkacağız.Gözünüz arkada kalmasın.Sizi ve silah arkadaşlarınızı,bu uğurda canlarını feda etmiş herkesi saygıyla anıyor ,sizin sözlerinizle noktalıyorum mektubumu. "Vatanını en çok seven görevini en iyi yapandır. "
devamını görSevil ÇAKMAK
