ULUS, CUMHURİYET'İNE

SESLENİYOR   

  • "Cumhuriyet; özgürlüğün ve değişimin ışığında. 29 Ekim 1923, Türkiye Cumhuriyeti'nin doğduğu günden bu yana, özgürlük, eşitlik ve ilerlemenin sembolü oldu. Bu özel gün, geleceğe dönük umutların ve büyük bir mirasın kutlamasıdır. Cumhuriyetimizin ışığında, daha parlak yarınlara doğru ilerlemeye devam edelim.

    devamını gör
    Necdet ÇALIŞANKOL
  • Sevgili Cumhuriyet, Öncelikle bu güzel bahar gününde, yaklaşık altı ay sonra dolduracağın yüzüncü yaşını ve başlayacağın ikinci yüzyılını kutlarım. Aslında sana yüzüncü doğum günün dolayısıyla yazdığımız bu mektupların sitede yayınlanacağı tarih de çok özel: Doğumunu üç buçuk yıl öncesinden müjdeleyen bu tarih, kurucu liderinin geleceğimiz olan çocuklara armağan ettiği ve dünya çocuklarını misafir ederek kutladığımız, Millet Meclisi’nin toplandığı tarih. Üstelik hoş bir tesadüfle yüzüncü yaşında bu tarih, inançlı Müslüman yurttaşlarının nefis muhasebesiyle geçirdiği Ramazan ayının son bayram gününe denk geldi. Baharın müjdecisi olarak, yakın zamanda Hıristiyan yurttaşların Paskalya, Yahudi yurttaşların Hanuka (Işıklar) ve Kürt yurttaşların da Newroz/Nevruz bayramlarını kutladılar… Öte yandan, ilk yüzyılının hemen öncesinde olduğu gibi ikinci yüzyılının öncesinde de önce dünyayı kasıp kavuran Pandemi, ardından ekonomik kriz ve yoksullaşma ve son olarak da 6 Şubat depremiyle, etkileri süren, hayli üzücü, zorlu, yıkıcı zamanlar da yaşadın, yaşadık. Bu süre zarfında ülke ve dünya ölçeğinde dayanışmanın, yardımlaşmanın güzelliklerini de gördük, ihmalin, kayırmacılığın, ayrımcılığın, kâr ve siyasi hırsın çirkin yüzünü de. Haklısın, bir insanın hayatında olduğunca, ülkelerin hayatları da bu güzel ve çirkin yüzleri barındırıyor. Yine de, hele sende olduğunca geleceğin mahsulleri için, bir “Ekim” günü doğup yüzyıla ulaşmışsa, yaş, doğum günleri geçmişe dönük bir muhasebe olduğu kadar, yeni, taze başlangıç imkânları sağladığı için de çok özel: Neleri iyi, doğru yaptık ilk yüzyılda, neleri yapamadık, enine boyuna değerlendirsek; hemen ardından ihtiyaç ve hayallerini tüm kesimlere danışarak, neleri, nasıl yapsak ikinci yüzyılda diye konuşsak… Altmış yılını ilk yüzyılında yaşamış, dolayısıyla epey bir şeye tanıklık etmiş bir yurttaşın olarak en çok buna ihtiyacımız var diye düşünüyorum ikinci yüzyılının başında. Bu açıdan ben elimden gelenin en iyisini yapmaya hazırım. Seksen beş milyon yurttaşının da hazır olduğuna eminim. Nice yaşlara, nice yüzyıllara sevgili Cumhuriyet,

    devamını gör
    İshak REYNA
  • Koskoca Osmanlı İmparatorluğu'nun varisi Türkiye Cumhuriyeti bugün 100. yaşında. Türk milleti olarak hepimiz çok coşkuluyuz. Ne mutlu Türk'üm diyene!

    devamını gör
    Dağhan Ulaş YALIN
  • Mazisi ve zaferleri zaferleri insanlık tarihi ile başlayan, her yere zaferlerle gidip medeniyet nurları ile oraya oturan aziz Türk milleti. İlk 100 yılımız. Çalkantılı dönemlerdi. Büyük savaşa kadar tuttuğumuz büyük terakki yolu ve ulusallaşma gayeleri, büyük savaştan sonra yerini kavgalara darbelere ve hüzünlere bıraktı. Türk milleti; Eminim ki Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında bu sorunları aşmış, tüm dünyada eski saygınlığını kazanmış, dünya üzerindeki her Türk'ün hakkını tam manasıyla koruyan, vatan topraklarındaki her unsurun kardeşçe ve tek bir gaye için uğraştığı, müreffeh ve mansur bir toplum olmuşsunuzdur. İçerisinde bizim neslimizin etkin rol oynayacağı ikinci yüzyıl, büyük başarılarla geçmiştir. Ve yine eminim ki Türk Milleti Gazi'nin yolundan sapmamıştır. Onun ilkeleri ve milliyetçiliği "çağa uygun biçimde" yaşamakta ve hâlâ topluma ışık tutmaktadır. Cumhuriyet hâlâ kimsesizlerin kimsesidir. Ve inanıyorum ki 2123 bu sene gibi sönük geçmeyecektir. Derin muhabbetlerle...

    devamını gör
    Hasan Safa İLBASAN
  • Cumhuriyet özgürlüktür, eşitliktir; 100 yıldır hayatımız, geleceğimizin garantisidir. Yaşadığımız ilke ve yeni nesillere aşıladığımız inançtır. Beraberinde gerçek demokrasi ve hukukun üstünlüğü olduğu zaman esas değerini bulur.

    devamını gör
    Candan FETVACI
  • Bizlere emanet edilen CUMHURİYET ilelebet payidar kalacaktır. 75. yılını da yaşadım. 100.yılını da yaşıyorum. Ne mutlu bana… Ne mutlu Türküm diyene.

    devamını gör
    İnci ALTINTAŞ
  • Cumhuriyet kelimesi Arapça “halk” manasına gelen bir sözcükten türetilmiş. Ve ben, bu “orijininde” Arapça olan kelimenin, sözlük anlamının ötesindeki gerçek manasını, Arap dünyasında, bilhassa da bir kadın olarak geçirdiğim yıllar boyunca ve sonrasında anladım. Cumhuriyet, Türkiye’de inşa edildiği haliyle, ilkokuldan beri zihinlerimize nakşedildiği en basit haliyle halkın kendi kendini idare etmesinden öte bir kavram. Siyasi gücün bir ailenin elinde değil, halk ve temsilcileri tarafından paylaşılıyor olmasının da ötesinde. Sahip olduğu şeyin değerini, onu kaybedince daha iyi idrak ediyor insan. Bizler aslında, en azından şu an için, kaybetmedik. Ancak kaybedenlerin veya ona hiç sahip olmayanların arasında yaşamak da elinizdekinin kıymetini ve ona sahip çıkmanın önemini anlamanızı sağlıyor. Cumhuriyet de benim için öyle oldu. Ben uzunca bir süre bir Arap ülkesinde yaşadım. Orada, başka Arap ülkelerinin halini öğrendim. Araba kullanma cüretini gösterdikleri için mahkemeye verilen, işlerini kaybeden kadınlarla tanıştım. Yaşadıklarım, gördüklerim, duyduklarım, okuduklarım ve hissettiklerim, cumhuriyetin bilhassa laiklik ve kadın hakları temelinde ne büyük kazanımlar getirdiğini görmemi sağladı. Ortadoğu’nun başka bir Atatürk’ü olmadı. Bölgede Atatürk’e ve reformlarına hayran olan, onları kendi ülkesine adapte etmek isteyen liderler oldu. Ancak hiçbiri Atatürk çapında bir devrim yapamadı. Bunun için elbette iç-dış koşulların müsait olması, biraz da talihin sizden yana olması gerekti. Ancak yine de cesaret gerekti, vizyon gerekti. Atatürk’te diğer her şeyin ötesinde o cesaret vardı, o vizyon ve misyon vardı. Bugün zorunlu başörtüsü kuralını ihlal ettiği gerekçesiyle gencecik bir kadının gözaltına alındığı ve polis nezaretinde hayatını kaybettiği İran, daha birkaç yıl öncesine kadar kadınların araba kullanıp kullanamayacağının tartışıldığı Suudi Arabistan veya yabancı bir erkekle evlenen Katarlı annenin, çocuğuna vatandaşlığı geçiremediği Katar -ve diğer Körfez ülkeleri- ile aynı klasmanda değilsek, bunu Atatürk’ün kurduğu ve emanet ettiği Cumhuriyet’e borçluyuz. Ve ben yalnızca bunlar için bile ona minnettarım.

    devamını gör
    Feyza GÜMÜŞLÜOĞLU
  • Cumhuriyet çocukları olarak büyüyüp bu şekilde büyüttük çocuklarımızı. Bize emanet edilen bu güzel vatana vatan sever çocuklar yetiştirdik. Nice yüzyıllara erişecek güzel ülkem kötüler seyredecek iyiler bizlerle mutlu olacak. Ne mutlu türküm diyene.

    devamını gör
    Rabia Didem ÖZATAN
  • SEVGİYLE YEŞERECEK BİR İNANCA Yitik, kayıp, hasta, yoksul, paramparça bir ülkenin kısıtlı imkânlar içinde ortaya koyduğu varoluş öyküsünün adıdır, Türkiye Cumhuriyeti. Bağımsızlıkla başlayan, yine aynı dönemde çalışmaya, üretmeye, dönüştürmeye, işaret edilen hedefe doğru emin adımlarla ilerleyen bir yolculuk. Bu öyküye tanıklık eden dönemin gençlerine bırakılan büyük bir emanet vardır: “Ey yükselen yeni nesil, gelecek sizindir. Cumhuriyet’i biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizlersiniz.” Çocuklar ve gençler, içinde bulundukları toplumun kültürel özelliklerini ve yaşam biçimini rol-model alarak öğrenirler, 1920’li ve 1930’lı yılları düşündüğümüzde dönemin çocukları ve gençlerinin gördüğü toplum modeli kurtuluşa inanan, büyük hayalleri olan, bu hayalleri yeşertmek için de var gücüyle çalışan insanlardı. Ve zannedildi ki bu cümleleri okullara, sınıflarda tahtalara, öğrencilerin kitaplarına yazarsak Cumhuriyet heyecanı devam edecek ve gelecek nesiller de bu inançla çalışacaktı. Öyle olmadı, çünkü unutulan bir şey vardı o da eğitimdeki didaktik anlatının sıkıcılığı ve işe yaramazlığı. Baba ve annelerimizin öğrencilik yıllarımızda “Ders çalış, daha çok çalış” öğütleri nasıl ki ters tepiyor ve bir kulaktan girip diğer kulaktan çıkıyorsa şimdi bizlerin gençlere verdiği “Bu Cumhuriyet sizin, onu yüceltecek olan da sizlersiniz” öğütleri karşıda bir heyecan yaratmıyor. Çocukların ve gençlerin gördüğü büyükler çalışkan, üreten, ülkeyi ileriye taşımaya çalışanlar değil, bunun yerine hızla köşeyi dönmeye çalışan, bir şekilde ülkeden gitmeye çalışan yetişkinler. Geçmişi iyi bilmek ve anlamak cümlelerine sarılmayı bir kenara bırakıp bugün ne yapabiliriz sorusuna odaklanır; eksik olan heyecanı, coşkuyu yeniden nasıl inşa edebiliriz konusunu eğitim bilimi penceresinde önceliklendirebilirsek kendi adımıza Cumhuriyetimiz için en önemli görevi yerine getirmiş oluruz. Vatan ve millet sevgisi, Cumhuriyet aşkı erken çocukluk dönemi ve ilkokul yıllarındaki öğrenciler için soyut kavramlardır. “Vatanını sev, bayrağını koru, Cumhuriyet’e sahip çık” gibi öğütler bu yaş grubundaki öğrenciler için sadece bir ezberdir. Cumhuriyet ve vatan sevgisini ezberden çıkarmanın yolu eğitim politikalarını dönüştürmekten geçiyor. Kuru kuruya bir vatan sevgisi aşılamak yerine gerçekten çocukları üstünde yaşadıkları toprakla tanıştırmak, yaşadıkları ve büyüdükleri topraklara dokunmalarını sağlamak, toprağı ekip sabırla beklemek, ardından toprağın onlara neler vereceğini görmelerini sağlamak toprak sevgisinin ilk adımı olacaktır. Vatanını sevmek, önce toprağını sevmekle başlayacaktır. “Vatanını sev, Cumhuriyet’i koru” emir cümleleri yerine, sevgiyle beslenen “vatan ve cumhuriyet aşkı” bu neslin ihtiyacıdır. Sevgiyle beslenen bir cumhuriyet aşkını filizlendirmek dileğiyle…

    devamını gör
    Müjdat ATAMAN