ULUS, CUMHURİYET'İNE

SESLENİYOR   

  • Yüz yıl değil, bin yıl geçse de açtığın yolda, gösterdiğin hedefe ilelebet yürüyeceğime ant içerim. 

    devamını gör
    Aleyna SAĞIR
  • Adım Altuğ Yücel. Ben bir sanatçıyım. Sanatı “Tek bir kelime ile tanımla” deseler “Ahenk” derim… Sanat, insanda ahenk duygusu yaratan bir alandır. Sanat farklı malzemelerle ahenk yakalamaktır. Nobel Fizik Ödülü’nü kazanan Giorgio Parisi, ödülü “Bütünün parçalarının toplamından fazla olduğunun” enformasyon matematiğini fiziğe aktardığı çalışmaları ile almıştır. Bütün, kendini oluşturan parçalardan daha farklı bir şeydir. Tıpkı farklı renkte boyaların tuvalde ortaya ahenk içinde bir yağlıboya eser çıkarması gibi... Tıpkı farklı görüşe sahip, farklı kültürde yetişmiş, farklı ekonomik imkânlara sahip insanların bir arada ahenk içinde yaşaması gibi. Cumhuriyet de ahenktir. Bir şiir, bir şarkı gibi. Bir tiyatro oyunu, bir heykel, bir yağlıboya tablo gibi. Cumhuriyet tek tek bireylerin söz hakkının olduğu bir ahenk örneğidir. Tıpkı farklı renkte sesleri olan… Kimi yaylı, kimi vurmalı, kimi üflemeli, farklı enstrümanların farklı notalar çalmasına rağmen ortaya uyum içinde bir müzik parçasının çıkışı gibi. Tıpkı bizi Cumhuriyet’le tanıştıran büyük sanatçı, muhteşem orkestra şefi Mustafa Kemal’in bize tanıttığı ahenk gibi. Onun yazdığı ve ilk kez onun yönetiminde yaşadığımız, 100 yıldır süren ve hiç bitmeyecek Türkiye Cumhuriyeti senfonisi gibi. Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti.

    devamını gör
    Altuğ YÜCEL
  • CUMHURİYET’İN 100. YILI Cumhuriyet, her şeyden önce, bağımsızlık ve özgürlük demektir. Emperyalizmin dünya halklarını köleleştirdiği, tüm kaynakları sömürdüğü bir dönemde, işgalci orduları kovmanın özgürlük için yeterli olmayacağını bilen, ileri görüşlü bir kavrayışın eseridir. Atatürk ve arkadaşları, tam bağımsız, özgür ve onurlu bir ülke olabilmenin ekonomik açıdan güçlü, kurumsallaşmış bir devlet ve sosyal, kültürel ve bilimsel açıdan gelişmiş bir toplum olabilmekten geçtiğini çok iyi kavramışlardı. Cumhuriyet devrimlerinin hepsinin altında yatan hedefin böyle bir devleti kurmak, böyle bir toplumsal gelişimi sağlamak olduğu açıkça görülebilir. Bunu sağlayacak olan aklı hür, vicdanı hür nesillerdir ve Cumhuriyet, böyle nesilleri yetiştirebilmek için bütün olanaklarını seferber etmiştir. Yetişen ilk nesiller de Cumhuriyet’in ideallerini tüm ülkeye yayabilmek için var gücüyle çalışmıştır. Bu açıdan Cumhuriyet büyük bir fedakârlığın da adıdır. Cumhuriyet aynı zamanda bir umudun adıdır. Tüm bireylerin eşit ve onurlu vatandaşlar olarak refah içinde insanca bir yaşam sürebildiği bir ülke umududur. İçi boş bir hayal değil, bilimsel yöntemle hayata geçirilecek bir umuttur söz konusu olan ve o yüzden hayatta en doğru yol gösterici olarak kendine bilimi seçmiştir. Kendi yaptıklarının, söylediklerinin bilimle çelişmesi durumunda bilimin söylediğine kulak verilmesini isteyen bir liderin umududur. Bugün 100. yılımızda başlangıca göre büyük mesafeler kaydettiğimiz muhakkak. Ancak 100 yıl önceki umudu hayata geçiremediğimiz de bir gerçek olarak önümüzde duruyor. Tüm bireylerin eşit ve onurlu vatandaşlar olarak, refah içinde, insanca bir yaşam sürebildiği, insanlığa bilimsel, kültürel katkı sunabilen, tam bağımsız bir ülke olabilmemiz için ihtiyacımız olan şey 100 yıl önceki ile aynı; fikri hür, vicdanı hür nesiller yetiştirmek ve çok çalışmak. İkinci yüzyılda, çok geçmeden, bunu başaracağımıza tüm kalbimle inanıyor, güveniyorum.

    devamını gör
    Prof. Dr. Alpay AZAP
  • 100. yaşın kutlu olsun Cumhuriyet'im! Bilsen ne güzel seni yaşamak, seninle yaşamak, seninle yaşlanmak! En sevgilinin emanetisin, en sevdiklerimize emanetimiz.. Çok yaşa! Nice 100 yıllara!

    devamını gör
    Yaprak CAN
  • Mustafa Kemal Atatürk'ün "Efendiler yarın Cumhuriyet'i ilan edeceğiz" sözü üzerinden tam 100 yıl geçti. Atatürk ve arkadaşlarının bizlere emanet ettiği bu sağlam temeli devam ettirip, onlardan ilham alarak her alanda çalışıp hedeflerimizi hep ileriye dönük koymalıyız. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun...

    devamını gör
    Cüneyt ÇOMOĞLU
  • 1989 yılının 29 Ekim'inde Zübeyde Hanım İlkokulu 4. sınıfta okuyan küçük Senem’in şiir defterinden sesleniyorum sana sevgili Cumhuriyet, “Senindir ey cumhuriyet Senindir bu hürriyet Işık saçan bir melek Senden önce padişah vardı elbet Ama şimdi cumhuriyet Senindir bu millet.” Aradan 34 yıl geçti ve tıpkı şiir defterim gibi kirlendi dünya. Ama sen ey cumhuriyet, öyle bir iliklerime işlemişsin ki, o küçük kızın sana duyduğu sevgi; umutlu, kutlu, neşeli bağlılık hiç değişmedi. Hatta şimdilerde iki kızımın yüreğine işlemek için, daha da büyütüyorum seni. Eh bazen de abartıyorum sanki, ama gerekli. Unutmasınlar istiyorum, Türkiye’ye ilk geldiğin günleri. O nedenle bir temrin gibi tekrarlıyorum sürekli; cumhuriyet sensin, senin yaşama, sevme, okuma, gezme, gülme, dans etme hakkın diyorum; koru ve güzelleştir onu, gerekirse savaş onun için. Şimdi 2023 yılının 29 Ekim'inde Evrim Okulu 6. Sınıfta okuyan küçük İda’nın şiir defteriyle sonlandırıyorum sözlerimi. Bakalım beğenecek misin yeni şiirini? “Cumhuriyet özgürlükmüş Sen varsan, vatan mutlu Sen yoksan, mutsuz olurmuş Sen gelince çocuklar güler Sen gidersen solar evler Atatürk başımıza gelince Birden açmış tüm çiçekler Halk demiş ki padişaha yeter Atatürk demiş ki ülkemizi kurtaracağız Geleceği zaferlerle kutlayacağız!”

    devamını gör
    Senem KALE
  • Mustafa Kemal Atatürk’ün dehasını bize en iyi gösteren olay 1919’da Erzurum’da yaşanır Kendinizi onun yerine koymayı deneyin. Ömrünüz savaş meydanlarında geçmiş. Ait olduğunuz ordu her girdiği savaştan yenilgiyle çıkmış. Ülkenizin haritası her baktığınızda küçülmüş… Vatanın dört yanı işgal altında. İngiliz İmparatorluğu Dersaadet’te… İstanbul hükümetinin işbirlikçi bu tutumunu gören Mustafa Kemal, direniş bayrağını açmak için Samsun’a çıkar. Eski bir otomobille Anadolu’yu dolaşmakta, hayaline ortak aramaktadır. Mustafa Kemal’in niyetini gören İstanbul’daki Damat Ferit Hükümeti onu azleder ve hakkında yakalama kararı çıkartır. Paşa artık bir sivildir. Onu Erzurum’da karşılayacak olan ve ülkedeki en donanımlı orduya sahip olan Doğu Komutanı Kâzım Karabekir acaba Mustafa Kemal’in safına mı katılacak, yoksa onu tutuklayıp İstanbul’a mı gönderecek henüz net değildir. Mustafa Kemal Atatürk’ün dehasını bize en iyi gösteren olaylardan biri 1919 yılında işte böyle bir ahval ve şerait içinde Erzurum’da yaşanır. Kimi kaynaklara göre 7 Temmuz’u 8 Temmuz’a bağlayan gece, Mustafa Kemal Paşa’nın kaldığı evde eski Bitlis Valisi Mazhar Müfit de vardır. Mazhar Müfit tıpkı Mustafa Kemal gibi Osmanlı hükümetinin gittiği yolu doğru bulmamış ve Milli Mücadele saflarına katılmak için Erzurum’a gelmiştir. O da Damat Ferit Hükümeti’nin tutuklanacaklar listesindedir. Mustafa Kemal o gece Mazhar Müfit’i yanına çağırır ve bir defter bir de kalem almasını rica eder. Söyleyeceklerini iyi kaydetmesini ve bu sayfayı ikisi, bir de özel kalemi hariç kimseyle paylaşmamasını ister. Bu tembihin ardından Mustafa Kemal Paşa dikte etmeye başlar: “Yaz Mazhar, zaferden sonra idare biçimi Cumhuriyet olacak!” Mustafa Kemal Paşa ne yenilmişlik duygusunun ne tutuklama emrinin ne de ertesi gün olacakların derdindedir. Mustafa Kemal Paşa onu yakın bir zamanda Atatürk yapacak hikâyenin hayalindedir. O gece Mustafa Kemal Mazhar Müfit’e hayalindeki ülkeyi anlatır. Madde madde... Mazhar Müfit biraz da Mustafa Kemal Paşa’dan yaşça büyük olmasından dolayı sabah ışıklarıyla birlikte kalemi defteri bırakır ve Paşa’ya dönerek “Darılma ama Paşam, sizin hayal peşinde koşan taraflarınız var!” der. Mazhar Müfit’in o gün yazarken inanmadığı, hayalcilik olarak addettiği liste çok değil birkaç yıl sonra tek tek hayata geçer... Yıllar sonra Mustafa Kemal Paşa sonradan Kansu soyadını alacak olan Mazhar Müfit’i Meclis’in önünde görür ve gülerek sorar: “Bakıyor musun bizim listeye?” Yüzyılın hayallerini kuracak formül Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına girerken ekonomiden adalete, eğitimden sağlığa, çevreden iç ve dış barışa bir dizi alanda yeni bir vizyona ihtiyacımız var. Bizi buradan ileriye götürecek yol haritasını aramamız gereken yer Mustafa Kemal’in yaptıklarının ardında yatan “hayalci” tarafındadır. Onun bu devrimci yanını görmek için benim en iyi bildiğim alan olan eğitimden bir örnek vermek istiyorum, zira bizim bu çağda ileri gitmek için ihtiyaç duyduğumuz devrimci yöntemi en iyi göreceğimiz alanlardan biridir. Köy Enstitüleri nasıl ortaya çıktı? Mustafa Kemal yoksul ve yenik düşmüş bir imparatorluğun üzerine yeni bir devlet kurmak için ihtiyaç duyduğu temel kaynağın insan olduğunu daha Cumhuriyet ilan edilmeden önce biliyordu. Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı devam ederken, Orta Asya’dan beri atalarımızın demokratik problem çözme yöntemi olan “şûra” mekanizmasını ilk olarak eğitim için hayata geçirir. Bu amaç doğrultusunda 16 Temmuz 1921’de Ankara’da toplanan ilk eğitim şûrası olan Maarif Kongresi’nin açılışını bizzat yapar. Aralarında Ziya Gökalp, Mehmet Fuat Köprülü gibi devrin öncü aydınlarının da bulunduğu isimlerin katılımıyla yapılan şûrada ilkokuldan üniversiteye, okul inşaatından öğretmen eğitimine dair temel sorunlar masaya yatırılır. Şûrada alınan kararlar sonraki dönemin yol haritasını oluşturur. Genç Cumhuriyet’in eğitim alanındaki en büyük sıkıntısı toplumun yalnızca yüzde 5’inin okuryazar olması ve nüfusun yüzde 80’inin köylerde tamamen eğitim sistemi dışında yaşamasıdır. Köylerde yaşayan nüfusu eğitmeden Cumhuriyet’in hiçbir sorununu aşamayacağını gören Mustafa Kemal, o dönem tüm dünyada “ilerici eğitim” denince akla gelen ilk isim olan Amerikalı eğitim kuramcısı, psikolog John Dewey’yi Ankara’ya çağırır. Dewey o yıllarda Eski Yunan ve Roma geleneğinden esinlenen kitabında “yaparak öğrenme modeli”ni savunur. Dewey’ye göre okullar bu amaca hizmet ettiği ölçüde başarılı olacaktır. Cumhuriyet’in ilanından yalnızca birkaç ay sonra Dewey, İstanbul, İzmir ve Bursa’ya yaptığı ziyaretlerin ardından Ankara’ya gelir ve orada iki ay kalarak detaylı bir reform öneri paketi hazırlar. Dewey’nin temel tezi, Türkiye’de kurulacak olan okulların ilerici bir mantıkla, halkın gerçek ihtiyaçlarının gözetilerek tasarlanmasıdır. Eğitim şûrası ve Dewey’nin raporuyla başlayan süreç, leyli meccani okuyarak öğretmen olan İsmail Hakkı Tonguç’un inatçılığı ve Hasan Âli Yücel’in modern vizyonuyla birleşince ortaya Köy Enstitüleri dediğimiz bir mucize çıkar. O mucize sayesinde sekiz yıl gibi kısa bir zamanda, 15 bine yakın köy çocuğu İkinci Dünya Savaşı’nın yarattığı yokluğa rağmen öğretmen olmayı başarır. O öğretmenler tüm Anadolu’ya yayılarak gittikleri her köye Cumhuriyet’in ışığını taşırlar. O ışık sayesinde aralarında benim de olduğum yüz binlerce çocuk köylerden çıkıp şehirlerde yüksekokula gider. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında ilk yüzyıldan alacağımız birinci ders, bizim bu çağa yakışan yeni hayaller kurmak zorunda olduğumuz gerçeğidir. Bayramımız kutlu olsun, hayallerimiz eksik olmasın!

    devamını gör
    Prof. Dr. Selçuk ŞİRİN
  • Sevgili Atam, İnsanlık tarihi zaman zaman liderler, daha nadiren dâhiler çıkarırmış. Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük liderine, en olağanüstü dehasına sahip olduğumuz için çok şanslıyız. Sen bir insanın bir milletin kaderini nasıl değiştirebileceğini bütün dünyaya gösterdin. Sana sevgimiz ve kurduğun cumhuriyete bağlılığımız sonsuza kadar devam edecektir. Ne mutlu Türküm diyene…

    devamını gör
    Teoman Murat ÖZSAN
  • 100 yıldır olduğu gibi ilelebet payidar kalacak ülkeme: Biz Ata’mızın verdiği vazifeyi layıkıyla yerine getirmek için çabalıyoruz. Fakat bir yerlerde hâlâ hainler mevcut. Onlar daimi istikbalimize göz dikmişlerdir. Bizi hassas noktamız olan memleket sevdası ve din hususlarında adeta zehirlemek için, yılan gibi dolaşmaktadırlar. Yapmamız gereken laiklikten vazgeçmemektir. Kuşaktan kuşağa geçmesi gereken değerimiz; yöneticimiz değil, sadece vatan sevgimiz olmalıdır. Egemenliğimizin kaynağı milletimizdir. Bunu gelecek nesillere aktarmanın hassasiyetine varmalıyız. Cumhuriyet’in ilanının, Türk halkının muasır medeniyetler seviyesine ulaşması için en büyük adım olduğunu bilmeliyiz. Bu adımdan geri dönmek demek; egemenliğe erişmek için kan, ter döken milli mücadele kahramanlarımızın emeklerini boşa çıkarmak demektir. "Efendiler, yarın Cumhuriyet'i ilan edeceğiz’’ deyip yarın gerçekten Cumhuriyet'i ilan eden Mustafa Kemal Atatürk’ten ve silah arkadaşlarından biz razıyız, Allah da razı olsun.

    devamını gör
    Tuğba ŞENSOY