ULUS, CUMHURİYET'İNE

SESLENİYOR   

  • Canım ATAM, senin değerini ve önemini bir kez daha anlamış bulunmaktayız. Sen her zaman vatanını düşündün, vatanın için elinden geleni yaptın. Ya İstiklal Ya Ölüm dedin. Hayatın boyunca o savaştan o savaşa koştun. Sana o kadar çok minnettarız ki ben var olduğum sürece her yerde ve her zaman çocuklarıma senin ilke ve inkılaplarını anlatacağım. Kimse seni unutturamaz, tıpkı dediğin gibi benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır. Sonsuza kadar kalacak Atam, biz senin çocukların olarak Cumhuriyetimize sahip çıkacağız, gözün arkada kalmasın. YAŞASIN CUMHURİYET, VAR OLSUN HÜRRİYET! 

    devamını gör
    Zeynep ÇİÇEK
  • İlkokuldayım. Kışları sert geçen, karın altı ay kalkmadığı bir Doğu Anadolu şehri. Derslerde çok sıkılıyorum ve pek bir şey anlamıyorum. Dünyanın sıkıcı bir yer olduğunu düşünüyorum. Kara tahtanın üzerindeki Atatürk portresine bakıyorum durmadan. Onun kim olduğunu henüz tam anlamış değilim ama o yeşil ağırlıklı görünen resimde bir şey var. O gün adını bilmediğim sonrasında “yücelik” olarak tanımlayabileceğim bir şey. Benim için o soğuk, bunaltıcı sınıftan kaçmak için bir kapı gibi o resim. Beni çağıran, daha büyük bir dünyaya, daha yüce şeylere çağıran bir kapı. Ona baktıkça Atatürk de beni izliyor, anlıyor, yalnız değilmişim gibi hissediyorum. Öğretmenimiz soruyor: Atatürk bize neyi hediye etti? Hep bir ağızdan çatlayan seslerimizle yanıtlıyoruz: Egemenliğimizi! Egemenlik nedir bilmiyorum… Ama önemli bir şey olduğunu seziyorum. Bugün Cumhuriyetimizin 100. yılında çocuk aklımla sezdiğim o “yüce”liğin gerçekte ne olduğunu artık çok iyi biliyorum. En büyük hediyenin egemenliğimiz, Atatürk’ün bu topraklara verilmiş en büyük hediye olduğunu biliyorum… Minnetle saygıyla anıyorum…

    devamını gör
    Handan AKDEMİR
  • İkinci Yüzyıla Mektuplar, Çocukluğum Bursa’da geçti. Sokaklarından geçen otomobilleri sayıp iddiaya girebildiğimiz, onlar geçmediği zaman da bütün caddede ip atlayıp, yakar top oynanabilen bir şehirdi Bursa. Şimdi galiba hiçbir sokağında trafik durmuyor ya da ip atlanamıyor. 1980 darbesi sonrası büyüyorduk. Bir şeylerin biraz iyileştiği hissi vardı ama bir de garip bir huzursuzluk. Sanki hayatımızda bollaşan, parlaklaşan her şeyin bir yerlerde acıyla ödenen bedelleri, yıkılan savrulan hayatlar... Fısıldaşan komşular, kaygılı anneler babalar. Büyüdük yine de ama. 30 yıllık gazetecilik, televizyon sunuculuğu ve muhabirlik kariyerim, sonra yaptığım işler, okuduğum okullar bana gösterdi ki, bu topraklar kendi evlatlarını çabuk harcıyor. Toprağın da günahı yok. Bizler harcıyoruz birbirimizi. Ülkenin en parlak kuşakları en az dört kere, orakla biçilir gibi biçilmişler, bir sağa savrulmuşlar, bir sola savrulmuşlar. Eğitimli, zeki, yaratıcı insanları siyasi kavgalar içinde darmadağın olmuş, yurtlarından ayrılmak, ekmeklerini başka şekilde kazanmak zorunda kalmışlar. Ben de işimi kaybedenlerdenim ama en azından hâlâ toprağımda olduğum için mutluyum. Bu Cumhuriyet’in bana verdiği cesaret ve aldığım eğitimle ekmeğimi kazanabileceğimi biliyorum. İşte tam da bu nedenle Atatürk’ü sevmek ve anlamak için 40’larınızı beklemeyin. Onun çocuk haliyle, bir başına, bir anne ve kız kardeşle, arkada bıraktığı birkaç ölmüş kardeş ve bir baba hatırası ile nasıl bir düş kurduğunu hissedin. O kurduysa bu düşü, bizi durduran nedir? Şam’dan Libya’ya, Çanakkale’den Sakarya’ya uzanan ve hep savaş gördüğü o hayatın içinde bile bir güzellik, zarafet, kültür, sanat, incelik aradıysa, o derin bozkırda büyük ve sağlıklı bir Cumhuriyet hayali kurduysa, bizi durduran nedir? Bugün için verdiğiniz kavgada bir durun ve sorun: Mustafa Kemal’in kurduğu düşü durduran nedir? Korkularımızla yüzleşelim ve ikinci yüzyılı çok daha cesur ve huzurlu kuralım. Bir şeyi de unutmayalım: Harika tüccar bir millet değiliz, olağanüstü sanatkâr ya da bilim insanı sayılmayız. Ama iki şeyi çok iyi yaparız. • Toprağımızı ekmek • Toprağımızı savunmak Bu iki iş üzerine dünyalar inşa edilir. Ekmek, şifalandırmak, doğayla canlanmak ve onu zarardan, kıyımdan, sadece savaş ve istila değil, yangından yıkımdan inşaattan korumak da savunmaktır. Huzurumuzu bulduğumuz o yaylalarda, denize baktığımız o kıyılarda; sessiz ama dopdolu o bozkırlarda, vadiler içinden akan o nehirlerdeyiz hepimiz. Düşümüz orada ve hâlâ çok canlı. Biz yorulduk ama Anadolu hâlâ çok genç ve çok canlı. Devletler için 100 yıl nedir ki? Tabiat için nedir ki? Biz ve genç Türkiye Cumhuriyeti daha yeni başlıyoruz. Şimdi daha çok çalışmaya devam edelim, o zaman.

    devamını gör
    Ahu ÖZYURT
  • Merhaba Ata'm öncelikle şunu belirteyim; size, bize bırakmış olduğunuz bu ülke, bu topraklar için çok minnettarız. biz gençler olarak bize bıraktığın bu ülkeyi ilelebet müdafaa edeceğiz, bunun için sana ant içerim ve senin "muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur" sözünün hakkını vereceğiz. Bize nutuk ettiğin özdeyişlerini her zaman kalbimiz ile tasdik edeceğiz ve ilelebet haktan, doğrudan, adaletten yana olacağız .Yurtta sulh cihanda sulh politikasıyla yaşantımızı devam ettireceğiz. Atam sen endişelenme, biz gençler bu ülkenin bütünlüğünü ve bu milletin özgürlüğünü, ülkemizin bağımsızlığını gerekirse canımızla ödeyerek sağlayacağız. Varlığım Türk varlığına armağan olsun.

    devamını gör
    Baran ÇOBANOĞLU
  • Bir Cumhuriyet kadınıyım ve Türk kadını olarak Atatürk'ün önderliğinde kurulan Cumhuriyet ülkesinde yaşamaktan onur duyuyorum. Cumhuriyet demek bağımsızlık demektir. Biz ve bizden sonraki nesiller olarak ülkemize sahip çıkmak, Atatürk ve silah arkadaşlarına, Türk halkına borcumuzdur.

    devamını gör
    Figen TERZİ
  • İçinde bulunduğumuz bu yıllarda büyük lider ATATÜRK'ün ve uğruna sonsuz mücadele verdiği Cumhuriyet'in kıymetini çok daha iyi anlıyorum. Meğer bugüne kadar belki de farkına varmadığımız ne büyük kazançlar, ne yüce değerlere sahipmişiz. Atatürk'ü unutturmaya çalışanlara inat, Cumhuriyet düşmanlarına inat 100. Yılımız kutlu olsun. Bilsinler ki daha nice 100 yılları, çok daha coşkulu, layığıyla kutlayacak bu yüce Türk milleti.

    devamını gör
    Reyhan YILMAZ
  • 100. Yılı'nda özgür, eşit, umut dolu; geleceğe akılla, bilimle ışık tutacak Cumhuriyet. Cumhuriyet vazgeçmek değil, mücadele etmektir. Cumhuriyet ayırmak değil, birleştirmektir. Cumhuriyet yok etmek değil, var olanı çağın gerektirdiklerine göre geliştirip ilelebet yaşatabilmektir. Cumhuriyet tekçi değil, çoğulcudur. Cumhuriyet gelecek nesillere kurak, insanların boğulup tükendiği değil, rahat nefes alabildikleri ferah bir ortam sunabilmektir. Cumhuriyet başına gelebilecek her türlü olumsuzlukları görmezden gelip, baştan savmak değil, olabilecek her türlü tehlikeye karşı akılla, bilimle ve iyi bir mücadeleyle tehlikeli durumları yok edebilmektir. Cumhuriyet unutmak değil, hatırlamak ve hatırlatmaktır. Seni unutanı sen unutma, hatırlat ne kadar kıymetli ve güzel olduğunu Cumhuriyet.

    devamını gör
    Semih KAVUK
  • Cumhuriyet nedir? Cumhuriyet ilan ediliş süreci içinde öncelikle, esaretten kurtuluş ve bağımsızlıktır. Dünya üzerinde millet iradesine dayandırılan ilk başkaldırı ve kurtuluş hareketidir. Cumhuriyet bu topraklarda yaşayan her bireyin köken ve inancından bağımsız olarak bir kimlik altında birleşmesidir. Cumhuriyet aydınlanmadır. Dünya klasiklerini kendi dilinde okumanın getirdiği aydınlıktır. Cumhuriyet okullaşmadır. Eğitimin halk çocukları için ulaşılabilir olmasıdır. Cumhuriyet Köy Enstitüleri’dir. Köy Enstitüleri köy çocuklarının modern tarım, müzik, el sanatları, dans ve edebiyatla buluşmasıdır. Cumhuriyet kadınların peçelerinin ardından çıkması, toplum hayatında yer alması, yasa önünde eşit birey olarak kabul edilmesi ve işgücüne katılmasıdır. Cumhuriyet üstün yetenekli gençlerin bir kıvılcım olarak yurtdışına gönderilmesi, bir kor olarak dönmesi ve karanlığı aydınlatacak gençleri yetiştirme öngörüsüdür. Cumhuriyet önemi ve felsefesi çok iyi bilinmesi gereken ve özenle korunup sakınılması gereken bir değerdir Kısacası Cumhuriyet çağdaşlıktır. Önce “muasır medeniyet” seviyesine ulaşmak, sonra da onu geçmek idealidir.

    devamını gör
    Acar BALTAŞ
  • Sevgili Cumhuriyet, Her şeyden önce varlığınla bizi onurlandırdığını belirtmek isterim. Seni hayatımıza aldığımız günden bu yana ortak sevincimiz oldun ki farklı insanlardan oluşan bizim gibi kalabalık bir ülke için bu çok da alışılmış bir durum değil. Tüm yönetim kararlarını senin şemsiyen altında yaşayan insanların seçtiği vekillerin vermesini istiyorsun, dolayısıyla o ülke halkının. Yıllarca tek kişinin kararları ile yönetilmiş milyonlarca insanın, kendisine danışılabileceğini, kararlarda kendisinin de etkili olabileceğini öğrenmesi onlar üzerinde muhteşem bir etki yaratmış olmalı. Şimdi bizi yönetecekleri seçmek için oy kullanmak sıradan ve doğal hakkımız gibi görünse de yüz yıl önce bu haktan söz etmenin bile tehlikeli olduğu bir düzende yaşıyorduk. Mustafa Kemal Atatürk de aynı düzeni sürdürebilir ve buna alışık olan halk büyük bir olasılıkla itiraz da etmezdi. Oysa o büyük bir cesaret göstererek hem ülkemize seni sundu hem de senin işleyebilmen, köklenebilmen için gerekli sistemleri kurma işini odağına aldı. Köklendin, yüz yıllık aşk oldun bizim için. Ama bizden neler beklediğinin de farkındayız. Yönetim yüz yıldır halkımızda, daha yüz yıllarca halkımızda kalabilmesi için yapmamız gerekenler var. İlk önce her birimizin, büyük bir sorumluluk taşıdığımızı anlamamız gerekiyor. Bu sorumluluğu taşımak, çevre için, ekonomi için, insanlık için en doğru kararları alabilmek demek. Araştırmak, kendisine söylenenlerle yetinmeyip doğrunun peşinde koşmak, okumak demek. Ancak bu şekilde cumhuriyet sağlıklı işler. Okumak keyifle yapılan çok ciddi bir iştir. Okuyalım, soralım, dinleyelim ki sen çok yaşa Cumhuriyet.

    devamını gör
    Birsen Ekim ÖZEN