
ULUS, CUMHURİYET'İNE
SESLENİYOR

Sen demek gözümün yaşla dolması demek ATAM. Yolun yolumdur. Sana olan minnettarlığım, sevgim, özlemim sonsuz… Çok şanslıyım ki Cumhuriyetimizin 100. yılını göreceğim ve kutlayacağım. Ne mutlu Türküm diyene!
devamını görNejla UĞURLUOĞLU
Koskoca Osmanlı İmparatorluğu'nun varisi Türkiye Cumhuriyeti bugün 100. yaşında. Türk milleti olarak hepimiz çok coşkuluyuz. Ne mutlu Türk'üm diyene!
devamını görDağhan Ulaş YALIN
Sevgili Cumhuriyet, Yüzüncü yılında bütün ışığınla yolumuzu aydınlatmaya devam ederken, bu çaresiz, üzgün ve bitkin gençliğinin yola devam etmesini sağlayan, Ata’mızın ruhunu varlığımızın en derininde hissetmemize olanak veren varlığın damarlarımızda akan asil kanın gururudur. Bu vatanın her köşesini seven ve bu vatandan vazgeçmemeye ant içmiş olan bu gençliğin tek umudu, değeri sensin. Varlığın bu milletin en kıymetli duygularını, memleket sevincini ve sadakatini pekiştirmek yolunda en önemli birleştirici etmendir. Bu topraklarda Atamızın ışığıyla, ruhuyla, gücüyle yaşayan her bir birey olarak sana ebediyeti borçluyuz. Emanetimiz emanet olarak kendini devam ettirecek, gelecek nesillerin yol haritası olmaya bütün umutsuzluklara rağmen devam edecek. Bu vatanın evlatları geleceğini, gününü ve umudunu sana borçlu. Türk milleti Atatürk’ün ışığında sonsuz bir sevgiyle sana muhtaç ve sensiz yapamayız. Cumhuriyet ruhu sen çok yaşa!
devamını görMine FIRAT
Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk, seni 100 yıllarca saygı ve sevgiyle, bu Cumhuriyet'i bizlere armağan ettiğin için minnet ve özlemle anacağız. Ne mutlu Türküm diyene! Nice 100 yıllara!
devamını görNecdet GÜNAY
Alp Er Tunga'dan Bilge Kağan'a, Tuğrul Bey'den Alparslan'a, Melikşah'tan Fatih Sultan Mehmet'e ve milleti için kendini feda etmiş nice atalarımızdan Mustafa Kemal Atatürk'e kadar kahramanlar yetiştirmiş ve onlardan aldığımız mirası Cumhuriyet'le taçlandırılmış bir milletin mensubu olmakla gurur duyuyorum. Defalarca yok olacağı düşünülürken defalarca küllerinden doğan bir milletin bir kez daha şahlanışıdır CUMHURiYET. Damarlarımızdaki asıl kandan aldığımız güçle Atatürk'ün armağanı olan Türkiye Cumhuriyeti'ni sonsuza kadar yaşatmak biricik gayemiz ve görevimizdir. Bu vatanı kuran, koruyan, yükselten, bu vatan için can veren bütün atalarımızın ruhu şad olsun.
devamını görEmel Soyer BİLGİÇ
Bu mektubu yazarken, yüreğimde Cumhuriyetimizin 100. yılına dair birçok duygu ve düşünce bir araya geliyor. Bir asır önce, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün liderliğinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti kadınlar için dönüm noktası olmuştur. Cumhuriyetimizin ilk yıllarında kadınlarımıza verilen haklar, sadece kâğıt üzerinde değil, kalplerimizde de yer etti. Eğitimde, iş hayatında, siyasette ve sosyal yaşamda kadınlarımız, Cumhuriyetimizin temel değerleri doğrultusunda aktif bir şekilde yer almaya başladılar. Bugün bu kazanımları sizlere aktarmanın gururunu yaşıyorum. Buradan Cumhuriyet kadınlarına iletmek istediğim en önemli mesajlardan biri, kadınların toplumun her alanında var olmalarının bir hak olduğudur. Kadınlar, sadece anne, eş veya kız kardeş olarak değil, aynı zamanda lider, bilim insanı, sanatçı ve iş kadını olacaktır. Teşekkürler Cumhuriyet...
devamını görBerilhan NASUHBEYOĞLU
Merhaba, ben İlayda. Kocaeli'nde yaşayan 18 yaşında bir gencim. Cumhuriyet'imizin 100. yılını olması gereken gibi kalbimin en derinlerinde gururla kutluyorum. Atamın bize emanet ettiği Cumhuriyet'i, ülkeyi ve hakları son anıma kadar koruyacağım. Ve Atatürk'e minnet duyacağım. Bu önemli günü görmenin sevincini yaşıyorum. Eğer bu yazı gelecekte birilerinin karşısına çıkarsa onlara söylemek istediğim birkaç şey var. Bu ülke bize bırakılmış bir hediye değil, bir emanet. Bu ülkeyi, Cumhuriyet'i ayakta tutup yaşatacak olan bizleriz. Haklarınızı, ülkemizi her zaman koruyup kollamak bizim boynumuzun borcu ve Atamıza verdiğimiz sözdür. Cumhuriyet kadını ve Türk olmaktan gurur duyuyorum. Sizler de gurur duyun, bu ülkeyi yükseltecek, ileriye götürecek olan bizleriz, sizlersiniz. Nice yüzyıllara. 100. yaşın kutlu olsun Türkiye Cumhuriyeti... Teşekkürler Atatürk...♡
devamını görİlayda KARAGÖZ
Sevgili Virginia Woolf, Size bu mektubu, Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. Yılı’nda; 1929 yılında yayımlanan, “Bir kadın kurmaca yazacaksa parası ve kendine ait bir odası olmalıdır” deyişinizin geçtiği Kendine Ait Bir Oda isimli deneme kitabınızı okumuş ve hatta geçtiğimiz kış İstanbul Anadolu yakasında küçük bir kültür merkezinde, kitabınızdan uyarlanarak sahnelenmiş aynı adlı –iki kişilik– tiyatro oyununu, bir avuç kadın hakları savunucusu ve feminist seyirciyle izlemiş bir Türk kadın kurmaca yazarı olarak yazıyorum. İzninizle size “sen” diye hitap etmek istiyorum. Sevgili Virginia, İngiltere gibi, çağımızın demokrasi beşiği olarak algılanan; bilimde, sanatta, edebiyatta, teknolojide ve en önemlisi insan hakları gibi son derece önemli alanlarda, azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere örnek olan gelişmiş bir ülkede; kadınların 1800’lerin sonlarına kadar Oxford ve Cambridge gibi köklü üniversitelere alınmadığı, seçme ve seçilme haklarının olmadığı, 1900’lerin başlarında kadın yazarların, bin bir zorluklarla karşılaşarak, takma erkek isimleriyle yazdığı kitapları okurla buluşturma mücadelelerinin hüküm sürdüğü o karamsar dönemleri yaşadığını biliyorum. Seni çok iyi anlıyor, duygularını paylaşıyor ve verdiğin mücadelenin yanında olduğumu belirtmek istiyorum. Hatta, yazma isteğinin sende ilk filizlenmeye başladığı dönemde, sırf meraktan Londra’daki British Library Kütüphanesi’ne gittiğini, o dönemde yazan kadın yazarların kimler olduğunu merak ettiğini, kütüphanenin tozlu raflarında neredeyse hiçbir kadın yazar bulamayınca, bu sefer de kadınlar hakkında yazılmış kitapların izini sürdüğünü ve ne yazık ki kadınlar hakkında yazılmış tüm kitapların erkekler tarafından yazılmış olduğunun farkına vardığını da biliyorum. Hatta, bu kitapların hemen hepsinde de kadının ikinci sınıf bir varlık, haz kaynağı bir meta, namus bekçisi bir köle, beceriksiz, sınırlı zekâya sahip, insanla hayvan arasında bir mahlukat olarak tarif edildiğini görüp hayal kırıklığına uğramıştın… Virginia, biraz da Anadolu topraklarında tekrar geçmişe dönelim… Türkiye’de Cumhuriyet döneminden önce kadınlara baktığımızda ne görüyoruz? O dönemde Anadolu’da sosyo-kültürel alanda ön planda yer alan belki birkaç kadın sayabilirim. Onların da çoğu gizli saklı faaliyet gösteriyordu. 1920’lere kadar kaç kadın yazarımız, şairimiz vardı? 1-2? Kısacası yok denecek kadar az… Kadınlar yazar mı olacaktı o dönemde? Neredee? Tefe koyarlardı. Tarihte, maalesef kadın her zaman toplumdan uzak tutulmak istendi. Kadın küçük görüldü ve beceriksiz olarak lanse edildi. İngiltere’de de böyleydi. Anadolu’da da durum benzerdi. Toplumların yarısını oluşturan “Kadın” tüm çağlarda aşağılandı ve asla öne çıkartılmaması gereken bir cins haline getirildi. Sevgili Virginia, kitabında verdiğin örneklerde, erkeklerin kadınlara uyguladığı baskının ve her zaman süre gelen “eşitlik” tartışmasının yanıtını tarihten alıntılar yaparak açıklıyorsun. Kadın ve edebiyat arasındaki bağlantıyı, kadınların erkeklerden neden daha az yazdığını, yaratıcılıklarının neden erkekler kadar olamadığını, tarihsel süreç içerisinde kadının toplumdaki silik ve geri plandaki konumunu, kadınların dünyasına dair ilginç tespitlerin ve farklı bakış açınla anlatıyorsun. Bu tarihe ışık tutan ve kadınların yolunu bir meşale gibi aydınlatan eserin için seni tebrik ederim. Bugüne kadar okuduğum diğer kitaplar, izlediğim filmler ve haberlerden edindiğim izlenim; doğuran ve çoğaltan bir varlık olan kadının, karşı cinsteki zihinsel verimliliğe de sahip olabilmesi gerçeğinin, kadın ve erkeğin zihinsel eşitlik ilkesinin bilinçli olarak yadsınması, yok sayılması... Ne yazık ki dünya üzerinde, kadının evde kapalı kapılar altında tutulduğu, bilim, sanat ve iş dünyasında önemsiz bir varlık olarak kabul edildiği, psikolojik ve fiziksel şiddete maruz bırakıldığı tarihsel karanlık dönemler oldu. Hiç anlamıyorum Virginia! Hangi hastalıklı zihniyet, kadının tiyatro oyununda oynayamayacağını, kitap yazamayacağını, şarkı besteleyemeyeceğini söyler? Hangi zalim düşünce, kadını işe yaramaz olarak tanımlayıp, ayak işlerine layık görür, hangi mantık beceriksiz ilan eder? Sevgili Virginia, belki de her şeye rağmen bugünleri görseydin, bir 100 yıl sonra bazı şeylerin değiştiğini ve geliştiğini görecektin. Bu gelişmişliğin yanında yetkin bir yazar olarak, illâ ki gelişkin düzenlerin aksayan taraflarını da görecektin… Bundan 100 yıl geriye gittiğimizde, bugünlerin hayâl bile edilemeyeceğini kesinkes düşünebiliriz. Dünden, bugüne neler oldu, neler yaşandı sevgili Virginia? Kadınlar savaşlarda, kıtlıklarda her zorluğa göğüs gerdi. Kendini unuttu. Anasına, babasına, kocasına, çocuğuna kendini vakfetti. Peki ya toplumda bir birey olarak kendisinin, yaratıcılığının, toplumdaki sosyokültürel, sanatsal, zihinsel, bilimsel varlığının rolü ne olacaktı? Ahh Virginia, geçmişi zaman makinesinde geri giderek değiştiremeyiz. Geleceği de ümit ederek şekillendiremeyiz. Hayatımızın anlamı tam olarak şu anda... Bugünler şekillenmedikçe, yarının hiçbir önemi yok maalesef... Geçmişi ders alınacak bir yapı olarak düşünüp, yarın için bugünden harekete geçmeliyiz. Kadın erkek ayırımcılığı bir yana; ırk, ten rengi, din, mezhep ayırımı da yapmamalıyız. Tek bir insan nesli olarak yaratıldığımızı kabul edip, birbirimizi ötekileştirmemeliyiz. Hepimiz bu dünyanın insanlarıyız. Bunu unutmamalıyız. Sevgili Virginia, ülkemizde kadınların temel hak ve özgürlüklerini kazanması, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet döneminde ve sonrasında oldu. Ülkemiz kadınlarının 1900’lerdeki okuma oranı yüzde 0,06 gibi komik bir rakamdı. Cumhuriyet sonrasında Latin alfabesinin yazı diline getirilmesi, kılık kıyafet devrimi, laiklik ve 1928’de, İngiltere dahil pek çok gelişmiş ülkeden daha önce, Türk kadınına seçme ve seçilme hakkının veren medeni kanun gibi ilke ve devrimlerle ülkemizde neler mi oldu? Kadın yazarlarımız, şairlerimiz, öğretmenlerimiz, profesörlerimiz, sinema, tiyatro sanatçılarımız, uçak pilotlarımız, doktorlarımız, şarkıcılarımız, bale yapabilen, opera söyleyen, dans edebilen kadınlarımız oldu. Kadınların erkeklerle eşit haklara ve statüye sahip olup, hayatın içinde etkin rol alması; memleketimizin yüzyıllardır kendisine hâkim köhne zihniyetten sıyrılarak, demokratik bir cumhuriyet haline evrilmesini sağladı. Sevgili Virginia, o yıllarda Amerika ve Avrupa kıtası bile, Türkiye Cumhuriyeti’nde gerçekleştirilen bu özgürlük devrimine şaşmış kalmıştır. İnanmazsan, Times’ın o dönemki yayınlarına bakabilirsin. Kitabında kadınlara şöyle seslenmiştin Virginia, “Para kazanın, kendinize ait boş bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın!” Biliyor musun Virginia, biz Cumhuriyet kadınlarının kurmaca yazarı olması için senin demiş olduğun üzere; ne “paraya”, ne erkekler “ne der?” diye düşünmemize, ne de içinde yalnız kalabileceğimiz “kendimize ait bir odaya” ihtiyacımız yok! Çünkü bizim, “Bir toplum, bir millet, erkek ve kadın denilen iki cins insandan meydana gelir. Mümkün müdür ki, bir toplumun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça, diğer kısmı göklere yükselebilsin!” “Kadınlarımız ilim ve fen sahibi olacaklar ve erkeklerin geçtikleri bütün öğretim basamaklarından geçeceklerdir. Kadınlar toplum yaşamında erkeklerle birlikte yürüyerek birbirinin yardımcısı ve destekçisi olacaklardır.” “Yoksul kadın, hiçbir şeyi olmayan kadın anlamında alınmıştır. Halbuki kadın denilen varlık, bizatihi yüksek bir varlıktır. Kadına yoksul demek, onun bağrından kopup gelen bütün insanlığın yoksulluğu demektir.” “Tarih, Türk inkılâbını anlatırken, bunun bir kurtuluş olduğunu en başta söyleyecektir. Bu kurtuluşun çeşitli aşamaları içinde de, özellikle kadınların kurtulmasını anacaktır.” “Dünya yüzünde gördüğümüz her şey kadının eseridir.” Sözleriyle bizlere seslenen bir Atamız, Mustafa Kemâl Atatürk’ümüz ve O’nun önderliğinde kurulmuş, kadını el üstünde tutan, güvencemiz, asırlık çınarımız, anlı şanlı 100 Yıllık Cumhuriyetimiz var! Umut dolu aydınlık yarınlara… Sevgilerimle,
devamını görAslıhan GÜVEN
İLK MEŞALENİN AYDINLATTIĞI YOLDA 1923’te Mustafa Kemal’in önderliğinde bir avuç vatanseverin kurduğu Cumhuriyet’in üzerinden yüzyıl geçti. Ben kendi hesabıma Cumhuriyet kurulduktan yaklaşık 40 yıl sonra dünyaya gelmişim. İlkokul yıllarım, o ilk yıllarda atılan temellerin meyvelerini verdiği zamanlara denk geliyor. Yani iyi öğretmenler tarafından verilen iyi bir temel eğitim. Daha o yıllarda, sekiz yıl boyunca Milli Eğitim Bakanlığı yapmış Hasan Ali Yücel’in çevirttiği klasikler evimizdeki kütüphanede elimin altında bulunuyordu. Hayatımın ilerleyen yıllarında tıbbiyeye girdim. İstanbul Tıp Fakültesi’ne. 1933’te Hitler faşizminden kaçan ve Atatürk’ün ülkemize davet ettiği bilim insanlarının önemli katkılar verdiği okulum. Cumhuriyet değerleriyle yetişmiştim ve bunlar sanki ülkemizin doğal bir parçasıymış gibi hissediyordum. Ne zaman ki bu değerleri önce yıpratmaya, sonra yok etmeye çalışan siyasetçiler ülkeye hâkim oldular, o zaman bu değerlerin önemini daha iyi anladım. Bir dünya savaşı sonrası kurulmuş, bir başka dünya savaşını henüz oldukça yoksulken göğüslemiş bir ülke. Din ile devlet işlerini ayırabilmiş, ülkenin kılcal damarlarına ağır bir hastalık gibi sızan tarikatları temizlemiş, bilimi hayattaki en değerli rehber olarak görmüş, sanatçıya kıymet vermiş, okuma seferberliği yapmış, salgın hastalıklarla savaşıp bertaraf etmiş bir ülke ve bunları başaran kurucu babalarımız ve annelerimiz. Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştirmeyi ilke ve amaç edinmiş kültürlü bir cumhurbaşkanının aydınlattığı bir yol. Bugün, tam yüzyıl sonra bilim, teknoloji ve iletişim bu denli ilerlemişken kindar nesiller yetiştirmeyi amaçlayan siyasetçilerin başa gelebilmesi ne kadar üzücü olsa da, o amaca ulaşmalarının önündeki engelin de Cumhuriyet’in yetiştirdiği nesiller olduğunu bilmek içimi rahatlatıyor. 100 yıllık Cumhuriyet, sanat, edebiyat, tıp, mühendislik, sosyal bilimler ve aklınıza gelecek her alanda çok değerli insanlar yetiştirdi. Ülkemiz o ilk yıllarda yakılan meşalenin aydınlattığı yolda ilerlemeye devam edecektir.
devamını görProf. Dr. Talat KIRIŞ
