ULUS, CUMHURİYET'İNE

SESLENİYOR   

  • İlk bayram coşkumuzla, asırlık minnetimizle… Paşam! Silah arkadaşlarınla omuz omuza taşıyoruz meşalemizi… Varlığımız varlığına armağan olsun… Ne mutlu evlatların olabilmeye… 

    devamını gör
    Hatice TEKİN
  • Canım Cumhuriyet, Canım ATAM Seni sevmeyeni sevmiyoruz ATAM! Başka CUMHURİYET yok! Başka TÜRKİYE yok! 100. Yaşımız kutlu olsun.

    devamını gör
    Mine UĞURLAR
  • Cumhuriyetimiz sistem değişikliği yüzünden yara aldı. İnanıyorum ki Cumhuriyetimiz ilelebet payidar kalacaktır. Mustafa Kemal ATATÜRK. Ne Mutlu Türk'üm diyene.

    devamını gör
    Şenol KARABACAK
  • Cumhuriyet 100 yaşında. Hangi cumhuriyet? Biz cumhuriyete sahip çıkamadık.

    devamını gör
    Ezgi AKTÜRK
  • Cumhuriyet özgürlüktür, eşitliktir; 100 yıldır hayatımız, geleceğimizin garantisidir. Yaşadığımız ilke ve yeni nesillere aşıladığımız inançtır. Beraberinde gerçek demokrasi ve hukukun üstünlüğü olduğu zaman esas değerini bulur.

    devamını gör
    Candan FETVACI
  • Mustafa Kemal Atatürk, 29 Ekim 1923 gününde her yılın 29 Ekim gününü Cumhuriyet bayramı olan Türk milletine armağan etmiştir ve "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" demiştir. Bu kutlu yola "Cumhuriyet Fazilettir" diyerek çıktın. Bize ve geleceğe armağan ettiğin en önemli miraslardan biri de fakatsız Cumhuriyettir. Bizler senin ışığında gitmeye her daim devam edeceğiz.

    devamını gör
    Soydan ARAS
  • Sen demek gözümün yaşla dolması demek ATAM. Yolun yolumdur. Sana olan minnettarlığım, sevgim, özlemim sonsuz… Çok şanslıyım ki Cumhuriyetimizin 100. yılını göreceğim ve kutlayacağım. Ne mutlu Türküm diyene! 

    devamını gör
    Nejla UĞURLUOĞLU
  • SEVGİLİ CUMHURİYET, Her şeyden önce resmiyetten uzak, “sevgi”yi içeren bir hitapla mektubuma başlamış olmamın yadırganmayacağını umuyorum. Eskiden olsa, mesela üniversiteli bir genç kadın olarak ben, yadırgardım bunu mutlaka. Ne de olsa Cumhuriyet 23 Nisanlarda okunan şiirler, 19 Mayıslarda söylenen marşlar, 1 Kasımlarda bir dakikalığına duruveren hayatlar, 29 Ekimlerde asılan bayraklardı. Çocukken aşkla kapıldığım, ergenlikten itibaren kaçındığım, bugünse devlete bağlılığın yüzyıl öncesine ait biçimsel dışavurumu olarak yorumladığım seremoniler. Oysa biçimsel olanın çok ötesinde, Fransızların ilk kez “özgürlük, eşitlik ve kardeşlik” olarak tarif ettiği vatandaşlık ilişkisiydi Cumhuriyet. Bugün ailemin kadınlarından başlayıp dedeme doğru giden kişisel hayatlarımızın tertibi, hayatın belki de ta kendisi…. Sevgili Cumhuriyet, sen ilan edildiğinde dedem on altı yaşındaymış. Bayramlarda ve okul tatillerinde Ankara’dan yola çıkıp sekiz saatlik otobüs yolculuğunun ardından elini öptüğümüz Ali Dedem. Okuma yazmayı askerde öğrenen dedem, içine doğduğu hayatla yetinmemiş, köyünden çıkıp nüfusuna kayıtlı olduğu ilçede esnaflık yapmaya başlamış bir adamdı. Çocukluğumun ilk sekiz yılını (kesik kesik de olsa) yanında geçirdiğim bu dedeyi ben bayramlarda avucumuza konan harçlıklarla, kesekâğıtlarındaki leblebi ve lokumlarla hatırlasam da onun belleğimdeki en canlı hali üniversiteyi kazandığıma sevindiğini gizlediği andır. Kız çocuklarının on beş yaşına gelmeden evlendirildiği ilçede, kızını, yani teyzemi önce liseyi bitirmesi, ardından da tıp okuması için büyük şehre gönderen ve sonrasında onun doktorluğuyla övünen dedem, çevresinde çocuklarını ilk okutan adam olarak bilinir. Üniversiteyi kazandığımı ziyaretine gittiğimiz o yaz öğrendiğinde, sevincini ve yaşaran gözlerini fötr şapkasının altına gizlemişti. Bugün biliyorum ki onun bu sevinci Cumhuriyet’le idare edilen bir ülkenin kazanımıydı. Çünkü çocuklarının başka ufuklara açılmasına engel olmaması, onlara destek olması kişiliğinden kaynaklansa da, bu kişiliği destekleyen, ona yön ve imkân veren yine kanunlardı. Kadını erkeğe, insanı insana eşit kılan, ülke vatandaşına seçme ve seçilme özgürlüğünü tanıyan Cumhuriyet kanunları. İşlettiği bakkal dükkânında şehirden getirdiği malları satarak çocuklarını okutan, bir kızının doktor, iki kızının memur, oğlunun öğretmen olmasıyla övünen dedem, kız torununun üniversiteyi kazandığını öğrendiği yıl hayata gözlerini yumdu. Onun sevincini altına gizlemeye çalıştığı o fötr şapka bana kaldı. İlginç olan şu ki: Dedemin Cumhuriyet kanunlarıyla birlikte alışkanlık haline getirdiği bir şeydi şapka takmak ve ben bir üniversiteli olarak Cumhuriyet’i korumaya yönelik resmi kutlamalara, biçimsel söylevlere karşı dudak bükerken, aynı anda Ankara’da, Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin koridorlarında dedemin bu şapkasıyla dolaşıyordum. Yaşasın Cumhuriyet! Dedemin şapkası hâlâ bende.

    devamını gör
    Menekşe TOPRAK
  • Bundan 100 yıl sonra da şu an hissettiğiniz duygu, göğsünüzde bir gurur, içiniz kabarır, boğazınızda gururdan geçmişin mücadelesinden bir yutkunma ve tutamadığınız birkaç damla gözyaşı varsa farklı zamanlarda aynı düzlemde buluştuk, yaşasın ve yasayacak cumhuriyet. 100. Yıl kutlu olsun, sen çok yaşa güzel ülkem.

    devamını gör
    Tuğba LALE