ULUS, CUMHURİYET'İNE

SESLENİYOR   

  • Sevgili Atam; Bizim yolumuzu ilim ve fen ışığıyla aydınlattınız. Öğütlerinizi bize kıymetli birer miras olarak bıraktınız. Bizleri tanımadan bir ülke, bir devlet ve sayamayacağım kadar çok hak ve imkân verdiniz. Ve diğer isimsiz bütün kahramanlarımız; iyi ki vardınız. İyi ki bu ülke için cesurca mücadele ettiniz. İyi ki Atamızın izinden gittiniz. Sizlere olan vatan borcumuz asla ödenmez. Tek yapabileceğimiz şey işimizi en iyi şekilde yaparak ülkemize sahip çıkmak olur. Belki o zaman gökyüzünden bizleri gururla izlersiniz. Ben bugün sayenizde 22 yaşında bir genç kadın olarak ülkemde istediğim haklarımı kullanabiliyorum. Okuyorum, çalışıyorum, oy kullanıyorum, seçme seçilme hakkına ve sayamayacağım birçok hakka sahibim. Atam ve sevgili silah arkadaşları, bize topraklarımızda özgürce yaşama imkânı verdiğiniz için size minnetlerimi sunuyorum. İyi ki sizin gibi bir ATA'ya sahibim. Gururla her yerde iyi ki Türk'üm diyorum. Çok çalışıp sizleri gururlandıracağıma söz veriyorum.

    devamını gör
    Beyza KUVVET
  • Sevgili Cumhuriyet, Yüz yaşına bastın. Sevgi dolu, barışçıl, özgür, neşeli, bereketli kutlu nice yüzyılların olsun. İnsan ömrü için çok uzun bir zaman ama bir devlet için çok genç yaştasın. Bebeklikten ergenliğe adım attın, yetişkin olmaya doğru gidiyorsun. Sevgili Cumhuriyet ne badireler atlattın, bebekliğin ne kadar zorluklar içinde geçti. Senin doğumun da çok zor oldu. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından, çok hasta anadan doğdun ve daha emeklerken kendini İkinci Dünya Savaşı’nın ortasında buldun. Açlık, yokluk çektin. Sonrasında da büyük çocuklar tarafından oraya buraya çekiştirildin, hırpalandın. Bütün sıkıntılara rağmen güzelliğinden hiçbir şey kaybetmedin. Çünkü sen Kibele Ana'nın topraklarında doğdun. Onun gibi çok güzelsin, güçlü, yaratıcı, doğurgan, özgür, bilge ve başın dimdik. Işığın hepimize ilham oluyor, yolumuzu aydınlatıyor. Varlığınla hayattayım, özgürüm, çağdaş ve güçlü bir kadınım. İyi ki doğdun sevgili Cumhuriyet’im, seni çok seviyorum. Minnetlerimle.

    devamını gör
    Tülay GÜNAL
  • Sevgili Virginia Woolf, Size bu mektubu, Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. Yılı’nda; 1929 yılında yayımlanan, “Bir kadın kurmaca yazacaksa parası ve kendine ait bir odası olmalıdır” deyişinizin geçtiği Kendine Ait Bir Oda isimli deneme kitabınızı okumuş ve hatta geçtiğimiz kış İstanbul Anadolu yakasında küçük bir kültür merkezinde, kitabınızdan uyarlanarak sahnelenmiş aynı adlı –iki kişilik– tiyatro oyununu, bir avuç kadın hakları savunucusu ve feminist seyirciyle izlemiş bir Türk kadın kurmaca yazarı olarak yazıyorum. İzninizle size “sen” diye hitap etmek istiyorum. Sevgili Virginia, İngiltere gibi, çağımızın demokrasi beşiği olarak algılanan; bilimde, sanatta, edebiyatta, teknolojide ve en önemlisi insan hakları gibi son derece önemli alanlarda, azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere örnek olan gelişmiş bir ülkede; kadınların 1800’lerin sonlarına kadar Oxford ve Cambridge gibi köklü üniversitelere alınmadığı, seçme ve seçilme haklarının olmadığı, 1900’lerin başlarında kadın yazarların, bin bir zorluklarla karşılaşarak, takma erkek isimleriyle yazdığı kitapları okurla buluşturma mücadelelerinin hüküm sürdüğü o karamsar dönemleri yaşadığını biliyorum. Seni çok iyi anlıyor, duygularını paylaşıyor ve verdiğin mücadelenin yanında olduğumu belirtmek istiyorum. Hatta, yazma isteğinin sende ilk filizlenmeye başladığı dönemde, sırf meraktan Londra’daki British Library Kütüphanesi’ne gittiğini, o dönemde yazan kadın yazarların kimler olduğunu merak ettiğini, kütüphanenin tozlu raflarında neredeyse hiçbir kadın yazar bulamayınca, bu sefer de kadınlar hakkında yazılmış kitapların izini sürdüğünü ve ne yazık ki kadınlar hakkında yazılmış tüm kitapların erkekler tarafından yazılmış olduğunun farkına vardığını da biliyorum. Hatta, bu kitapların hemen hepsinde de kadının ikinci sınıf bir varlık, haz kaynağı bir meta, namus bekçisi bir köle, beceriksiz, sınırlı zekâya sahip, insanla hayvan arasında bir mahlukat olarak tarif edildiğini görüp hayal kırıklığına uğramıştın… Virginia, biraz da Anadolu topraklarında tekrar geçmişe dönelim… Türkiye’de Cumhuriyet döneminden önce kadınlara baktığımızda ne görüyoruz? O dönemde Anadolu’da sosyo-kültürel alanda ön planda yer alan belki birkaç kadın sayabilirim. Onların da çoğu gizli saklı faaliyet gösteriyordu. 1920’lere kadar kaç kadın yazarımız, şairimiz vardı? 1-2? Kısacası yok denecek kadar az… Kadınlar yazar mı olacaktı o dönemde? Neredee? Tefe koyarlardı. Tarihte, maalesef kadın her zaman toplumdan uzak tutulmak istendi. Kadın küçük görüldü ve beceriksiz olarak lanse edildi. İngiltere’de de böyleydi. Anadolu’da da durum benzerdi. Toplumların yarısını oluşturan “Kadın” tüm çağlarda aşağılandı ve asla öne çıkartılmaması gereken bir cins haline getirildi. Sevgili Virginia, kitabında verdiğin örneklerde, erkeklerin kadınlara uyguladığı baskının ve her zaman süre gelen “eşitlik” tartışmasının yanıtını tarihten alıntılar yaparak açıklıyorsun. Kadın ve edebiyat arasındaki bağlantıyı, kadınların erkeklerden neden daha az yazdığını, yaratıcılıklarının neden erkekler kadar olamadığını, tarihsel süreç içerisinde kadının toplumdaki silik ve geri plandaki konumunu, kadınların dünyasına dair ilginç tespitlerin ve farklı bakış açınla anlatıyorsun. Bu tarihe ışık tutan ve kadınların yolunu bir meşale gibi aydınlatan eserin için seni tebrik ederim. Bugüne kadar okuduğum diğer kitaplar, izlediğim filmler ve haberlerden edindiğim izlenim; doğuran ve çoğaltan bir varlık olan kadının, karşı cinsteki zihinsel verimliliğe de sahip olabilmesi gerçeğinin, kadın ve erkeğin zihinsel eşitlik ilkesinin bilinçli olarak yadsınması, yok sayılması... Ne yazık ki dünya üzerinde, kadının evde kapalı kapılar altında tutulduğu, bilim, sanat ve iş dünyasında önemsiz bir varlık olarak kabul edildiği, psikolojik ve fiziksel şiddete maruz bırakıldığı tarihsel karanlık dönemler oldu. Hiç anlamıyorum Virginia! Hangi hastalıklı zihniyet, kadının tiyatro oyununda oynayamayacağını, kitap yazamayacağını, şarkı besteleyemeyeceğini söyler? Hangi zalim düşünce, kadını işe yaramaz olarak tanımlayıp, ayak işlerine layık görür, hangi mantık beceriksiz ilan eder? Sevgili Virginia, belki de her şeye rağmen bugünleri görseydin, bir 100 yıl sonra bazı şeylerin değiştiğini ve geliştiğini görecektin. Bu gelişmişliğin yanında yetkin bir yazar olarak, illâ ki gelişkin düzenlerin aksayan taraflarını da görecektin… Bundan 100 yıl geriye gittiğimizde, bugünlerin hayâl bile edilemeyeceğini kesinkes düşünebiliriz. Dünden, bugüne neler oldu, neler yaşandı sevgili Virginia? Kadınlar savaşlarda, kıtlıklarda her zorluğa göğüs gerdi. Kendini unuttu. Anasına, babasına, kocasına, çocuğuna kendini vakfetti. Peki ya toplumda bir birey olarak kendisinin, yaratıcılığının, toplumdaki sosyokültürel, sanatsal, zihinsel, bilimsel varlığının rolü ne olacaktı? Ahh Virginia, geçmişi zaman makinesinde geri giderek değiştiremeyiz. Geleceği de ümit ederek şekillendiremeyiz. Hayatımızın anlamı tam olarak şu anda... Bugünler şekillenmedikçe, yarının hiçbir önemi yok maalesef... Geçmişi ders alınacak bir yapı olarak düşünüp, yarın için bugünden harekete geçmeliyiz. Kadın erkek ayırımcılığı bir yana; ırk, ten rengi, din, mezhep ayırımı da yapmamalıyız. Tek bir insan nesli olarak yaratıldığımızı kabul edip, birbirimizi ötekileştirmemeliyiz. Hepimiz bu dünyanın insanlarıyız. Bunu unutmamalıyız. Sevgili Virginia, ülkemizde kadınların temel hak ve özgürlüklerini kazanması, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet döneminde ve sonrasında oldu. Ülkemiz kadınlarının 1900’lerdeki okuma oranı yüzde 0,06 gibi komik bir rakamdı. Cumhuriyet sonrasında Latin alfabesinin yazı diline getirilmesi, kılık kıyafet devrimi, laiklik ve 1928’de, İngiltere dahil pek çok gelişmiş ülkeden daha önce, Türk kadınına seçme ve seçilme hakkının veren medeni kanun gibi ilke ve devrimlerle ülkemizde neler mi oldu? Kadın yazarlarımız, şairlerimiz, öğretmenlerimiz, profesörlerimiz, sinema, tiyatro sanatçılarımız, uçak pilotlarımız, doktorlarımız, şarkıcılarımız, bale yapabilen, opera söyleyen, dans edebilen kadınlarımız oldu. Kadınların erkeklerle eşit haklara ve statüye sahip olup, hayatın içinde etkin rol alması; memleketimizin yüzyıllardır kendisine hâkim köhne zihniyetten sıyrılarak, demokratik bir cumhuriyet haline evrilmesini sağladı. Sevgili Virginia, o yıllarda Amerika ve Avrupa kıtası bile, Türkiye Cumhuriyeti’nde gerçekleştirilen bu özgürlük devrimine şaşmış kalmıştır. İnanmazsan, Times’ın o dönemki yayınlarına bakabilirsin. Kitabında kadınlara şöyle seslenmiştin Virginia, “Para kazanın, kendinize ait boş bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın!” Biliyor musun Virginia, biz Cumhuriyet kadınlarının kurmaca yazarı olması için senin demiş olduğun üzere; ne “paraya”, ne erkekler “ne der?” diye düşünmemize, ne de içinde yalnız kalabileceğimiz “kendimize ait bir odaya” ihtiyacımız yok! Çünkü bizim, “Bir toplum, bir millet, erkek ve kadın denilen iki cins insandan meydana gelir. Mümkün müdür ki, bir toplumun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça, diğer kısmı göklere yükselebilsin!” “Kadınlarımız ilim ve fen sahibi olacaklar ve erkeklerin geçtikleri bütün öğretim basamaklarından geçeceklerdir. Kadınlar toplum yaşamında erkeklerle birlikte yürüyerek birbirinin yardımcısı ve destekçisi olacaklardır.” “Yoksul kadın, hiçbir şeyi olmayan kadın anlamında alınmıştır. Halbuki kadın denilen varlık, bizatihi yüksek bir varlıktır. Kadına yoksul demek, onun bağrından kopup gelen bütün insanlığın yoksulluğu demektir.” “Tarih, Türk inkılâbını anlatırken, bunun bir kurtuluş olduğunu en başta söyleyecektir. Bu kurtuluşun çeşitli aşamaları içinde de, özellikle kadınların kurtulmasını anacaktır.” “Dünya yüzünde gördüğümüz her şey kadının eseridir.” Sözleriyle bizlere seslenen bir Atamız, Mustafa Kemâl Atatürk’ümüz ve O’nun önderliğinde kurulmuş, kadını el üstünde tutan, güvencemiz, asırlık çınarımız, anlı şanlı 100 Yıllık Cumhuriyetimiz var! Umut dolu aydınlık yarınlara… Sevgilerimle,

    devamını gör
    Aslıhan GÜVEN
  • 100. Yılı'nda özgür, eşit, umut dolu; geleceğe akılla, bilimle ışık tutacak Cumhuriyet. Cumhuriyet vazgeçmek değil, mücadele etmektir. Cumhuriyet ayırmak değil, birleştirmektir. Cumhuriyet yok etmek değil, var olanı çağın gerektirdiklerine göre geliştirip ilelebet yaşatabilmektir. Cumhuriyet tekçi değil, çoğulcudur. Cumhuriyet gelecek nesillere kurak, insanların boğulup tükendiği değil, rahat nefes alabildikleri ferah bir ortam sunabilmektir. Cumhuriyet başına gelebilecek her türlü olumsuzlukları görmezden gelip, baştan savmak değil, olabilecek her türlü tehlikeye karşı akılla, bilimle ve iyi bir mücadeleyle tehlikeli durumları yok edebilmektir. Cumhuriyet unutmak değil, hatırlamak ve hatırlatmaktır. Seni unutanı sen unutma, hatırlat ne kadar kıymetli ve güzel olduğunu Cumhuriyet.

    devamını gör
    Semih KAVUK
  • Özgürce yaşayıp, yaşamak istediklerimizi özgürce ifade edip anlatabiliyorsak eğer ulu önder ATATÜRK'ümüz sayesindedir. İyi ki bu dünyadan ATATÜRK geçti ve bizlere sonsuz bir özgürlük, bağımsızlık bıraktı. Gücümüz, nefesimiz yetene kadar bayrağımıza, milletimize, geleceğimize sahip çıkacağımıza inanıyorum. Kalbimiz ATATÜRK sevgisi ile dolu, sana sonsuz minnettarlığımı sunarım ATAM. İyi ki...

    devamını gör
    Elifcan FİLİZ
  • Cumhuriyetimizin 100. Yılı ne muhteşem bir tarih. Bazen diyorum ki 10. yılında da olabilseydim de o muhteşem marşları bağıra bağıra söyleyebilseydim. Ama ne mutlu ki bugün de bu heyecanı hissedebiliyorum. İlkokulda ve sonraki tahsil dönemleri ve takip eden yıllarda bu bayramı heyecanla, sevinç ve gururla kutlardık. O büyük kumandan ve devlet adamı Atatürk nasıl da Anadolu’nun bağrındaki halkın muhteşem özverisi ve yeteneklerini bilerek, onlarla ve çok değerli silah arkadaşları ile birlikte mücadele vererek ebediyen yaşayacak laik ve demokratik Cumhuriyeti kurdu. Ne mutlu bize. Halen genç, yaşlı, erkek, kadın, çocuk, herkes damarlarında bu heyecanı ve olguyu taşıyor. Bu bir doldurma havuz değil, bu duygu bir şelale, ebediyen akacak. Yaşasın ebediyen nice nice yüzyıllara ulaşacak Cumhuriyetimiz. 100. yaşı kutlu olsun. Mutluyum, çok mutluyum.

    devamını gör
    Fatma Leyla AYTULUN
  • Sevgili Cumhuriyet, canım Ata'm...İyi ki sen, hep sen, ölene kadar sen. Her karış toprağı bu ülkenin, senin için can veren şehitlerimizin bize mirasıdır. Biz ve yetiştirdiğimiz çocuklarımız mirasına sahip çıkacağız. Hakkıdır hakka tapan milletimin istiklal...

    devamını gör
    Müzeyyen ÇAĞDAŞ
  • Cumhuriyetsiz bir toplum, yarınsız bir gündür.

    devamını gör
    Sibel Cengiz KOÇ
  • "Çalışmadan, yorulmadan, üretmeden rahat yaşamak isteyen milletler, önce haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini, daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkûmdurlar." Ne zaman ki umutsuzluk, çaresizlik, bitkinlik ve karamsarlık benliğimi ele geçirse ve iş yapamaz durumda bıraksa, çalışma masamın duvarına iliştirilmiş bu dahice söylem ve dikkat dolu uyarı, her daim üzerimdeki tozu silkelemiştir. Ata'nın bilim insanı titizliğiyle ilmek ilmek ördüğü, sanatçı estetiğiyle muhtelif inkılaplarla süslediği, anne şefkatiyle sarıp sarmaladığı Türkiye Cumhuriyeti, her Türk'ün geleceğe umutla ve şevkle bakması için yeterli olan yegâne eserdir. Tüm insanlığa arkasındaki emek ve inançla mal olmuş bu koca çınar, ikinci baharında daha fazla sulanmayı, daha canlı renklerle boyanmayı ve dallarındaki meyveleri tutamayacak kadar gürbüz olmayı hak ediyor. Ne mutlu ki bu kutlu cumhuriyeti tohumunda barındırdığı ihtişama kavuşturmak için 100 yıl önce olduğu gibi bugün de akacak terimiz var!

    devamını gör
    Gökçe GÜRÜN