ULUS, CUMHURİYET'İNE

SESLENİYOR   

  • Benim için CUMHURİYET, sadece özgürlüğü ve hür yaşamayı ifade etmiyor. Benim için CUMHURİYET tüm canlı varlıkları olduğu gibi kabul etmek. Araştırmak, sorgulamak, haklarını savunmak, ezilmemek, ayrıştırmamak, seçmek, SEÇİLMEK, ilkelere sahip çıkmak, şu zor zamanlarda bile umudu kaybetmemek... Tam umudun yok olduğunda milletin kenetlenmesi ne muhteşem bir duygudur. GELECEĞE YÖN VEREN LİDER, CANIM ATAM şu zamanda yaşadıklarımızı hak etmiyoruz ama her ne olursa olsun SENİN BİZE IŞIK TUTTUĞUN YOLDA DAİMA YÜRÜYORUZ. SEN HİÇ MERAK ETME ÖYLE BİR MİLLETİZ Kİ 7'DEN 77'YE ATASINA, CUMHURİYETİNE SAHİP ÇIKAN MİLYONLAR VAR.100. Yıla sahip çıkmak ve gelecek nesillerin 200. Yılını kutlaması için elimizden ne geliyorsa onu yapacağız. YÜCE TÜRK MİLLETİ 100. YILIMIZ KUTLU OLSUN...

    devamını gör
    Zeynep CARCAR
  • Cumhuriyetim, Öncelikle bir kadın olarak değer görebilmemi sağladığın için Kendimi özgürce ifade edebilmemi sağladığın için, Eşit haklarım olduğu için, Ayaklarımın üzerinde durmama kimseye muhtaç olmama mı sağladığın. İçin, Seçme seçilme haklarımı bana verdiğin için, Canım Atam sana sonsuz teşekkür ederim. Çocuklarımıza en güzel yarınları sayende bırakacağız.100. Yıla şahit olmanın mutlu ve heyecanı ile yaşasın CUMHURİYET Biz 100. Yılı kutluyoruz siz 500. Yılda 1000. Yılda aynı coşku ile kutlayın…. TÜRKİYE LAİKTİR LAİK KALACAK ….. Beril Aslan Bozdağ

    devamını gör
    Beril BOZDAĞ
  • Cumhuriyet’in İkinci Yüzyılı: geleceğe ve kendimize güvenelim Mustafa Kemal Atatürk’ün 100 yıl önce 29 Ekim’de Türkiye’nin yeni yönetim şekli olarak ilan ettiği Cumhuriyet, ikinci yüzyılının eşiğinde. Cumhuriyet’in ilan edildiği Türkiye, Osmanlı Hanedanı yönetiminde tam anlamıyla uçurumun eşiğinde bir ülkeydi. Bugünkü iktidar sahiplerinin her itirazı bağırarak susturmaya çalışan iddialarına karşı, II. Abdülhamid döneminde -bugünkü- Mısır, Kıbrıs, Tunus, Romanya, Sırbistan, Karadağ dahil 1 milyon 592 bin küsur kilometrekare, yani bugünkü Türkiye’nin iki katı kadar toprak kaybedilmişti. Osmanlı Hanedanının son sultanı Vahdettin ise koltuğunu korumak için işgalcilere boyun eğmiş, İslam Halifesi sıfatını istismar ederek işgali reddeden -Mustafa Kemal dahil- direnişçilere cihat ilan edip haklarında idam fermanı çıkarttırmış ve neticede İngiliz denizaltısıyla ülkeden kaçmıştı. O günlerin en acı kesitlerinden biri İzmir’in işgali üzerine yaşanmıştı. Tarih 15 Mayıs 1919 idi. Sultan Mehmet Vahdettin’in Başkâtibi, bugünkü söyleyişle Özel Kalem Müdürü Ali Fuad Bey müsaade istedi, makamına girdi. Elinde bir telgraf vardı; İzmir’den geliyordu. Telgrafta “bir devlet-i ecnebiyyenin” İzmir’e asker çıkardığı yazıyordu. Halife Vahdettin telgrafı okudu sonra Ali Fuad Bey’e dönüp hemen Babıâli’ye, Sadrazam’a gidip şunu sormasını istedi: “Menteşe Sancağını işgal eden devlet kimdir? İzmir’i işgal edecekleri haberi alınan Yunanlılar mıdır?” Ali Fuad Bey konunun aciliyetine binaen Yıldız Sarayı’ndan Babıâli’ye doğru otomobille yola koyuldu. Henüz İzmir’de Pasaport’ta karaya çıkan Yunan işgal ordusunun bayraktarının, İzmir Redd-i İlhak, yani işgali red cemiyeti kurucularından, gazeteci Hasan Tahsin kimliğini taşıyan eski Teşkilat- Mahsusa, yani gizli servis üyelerinden 31 yaşındaki Osman Nevres tarafından öldürüldüğü, kendisinin de orada süngülenerek şehit edildiği haberi payitahta ulaşmamıştı. Ali Fuad Bey Babıâli’de doğrudan Sadrazamın yanına çıktı. Sadrazam, Sultan Vahdettin’in damadı Ferit Paşa’ydı; halk arasında Damat Ferit olarak anılıyordu. Başkatip Ali Fuad Bey makama girdiğinde Damat Ferit’i Maarif Nâzırı, yani Eğitim Bakanı Ali Kemal Bey ile oturup sohbet ederken buldu. Ali Kemal Bey, yakında başlayacak Milli Mücadele’nin en ateşli muhaliflerinden olacaktı. Bütün bunları Abdülhamit’in özel kaleminde çalıştıktan sonra Sultan Mehmet Reşat’ın Özel Kalem Müdürü olmuş, aynı görevi Vahdettin zamanında da sürdürmüş Ali Fuad Türkgeldi’nin ilk baskısı 1949’da yapılan Görüp İşittiklerim başlıklı anılarından okuyoruz. Damat Ferit, Padişah’ın kendisine gönderdiği telgrafı okuyunca ilk tepkisini Fransızca vermiştir: “Situation une des plus critiques – En ciddi durumlardan biri”. Sonra kendi kendine hayıflanmıştır: “Hiç olmazsa Yunanlardan vuku bulmayıp Düveli Muazzama canibinden olsaydı”. Yani Saray’a göre İzmir’e Yunanlar değil de İngiliz ya da Fransız askerleri çıkmış olsaydı, bu daha kabul edilebilir bir durum olacaktı. Peki, Yunanlar çıkınca Osmanlı Hanedanının son sultanı olacağını henüz idrak edemeyen Vahdettin ve damadı Ferit Paşa buna isyan edip halkı direnişe mi çağırmıştır? Hayır. Onun yerine, İzmir’in işgalinin ertesi günü Bandırma Vapuru ile İstanbul’dan yola çıkıp 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ulaşıp işgale karşı direnişi başlatan Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarına “Katli Vacip” fetvası çıkartmışlardır, kendi kuklalarına dönüşmüş Şeyhülislam Dürrizâde Abdullah Efendi’ye. Amasya Tamimi, Erzurum Kongresi, Kürt Teali Cemiyeti’yle İngiliz istihbaratının Saray’ın bilgisi dahilinde artık paşalık üniformasını çıkarmış Mustafa Kemal Bey’e suikast girişimi aşılmış, Sivas Kongresi toplanmış, Heyet-i Milliye Kayseri üzerinden Ankara’ya ulaşmıştır, 1919 Aralık sonunda. Bu arada İstanbul’daki Meclis-i Mebusan’da bir Anadolu Grubu oluşmaya ve Vahdettin’e muhalefete başlamıştır. Vahdettin ve damadı Ferit, 16 Mart 1920’de İngilizlerin komutasındaki orduların Boğaz’a dizilmiş zırhlılar eşliğinde İstanbul’u işgaline de pek ses çıkarmaz, payitahtın korunması esas, gerisi teferruattır. Son kararını Anadolu Grubu’nun etkisiyle Misak-ı Milli Sözleşmesi’ni kabul ederek alan Meclis 20 Mart 1920’de dağıtılır. Anadolu Grubu Ankara’ya geçer. Aralarında zaten Ankara ile irtibatları bulunan Müdafaa Nâzırı Fevzi Paşa ve daha sonra Genelkurmay Başkanlığı makamına dönüşecek olan yardımcısı İsmet Paşa da vardır. Türkiye Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920’de Ankara’da bu koşullarda kurulur. İki cephede İstiklal Savaşı yürütecek meclistir bu. Mustafa Kemal’in aldığı ilk unvan Meclis Başkanlığıdır. Olağanüstü koşullar gereği Başkumandanlık ve bugünkü deyişle bakanlar kurulu sayılan İcra Vekilleri Heyeti Reisliği de ondadır; yeniden Paşa unvanını kullanır. İstiklal Savaşı bu koşullarda başlar. İlk cephe işgalci güçlere karşı yürütülen dış mücadeledir. İkinci cephe ise bir iç savaş cephesidir; işgalcilerle işbirliği içindeki Osmanlı Hanedanı ve onunla saf tutanlara karşı açılmıştır. Saraycı isyanlar da başlar. Elbette birilerimizin dedeleri, nineleri istiklal, bağımsızlık safında olurken birilerimizin dedeleri, nineleri de ona karşı mücadele eden İngiliz istihbaratı ve Yunan ordusu destekli payitaht saflarındaydılar. Meclis orduları hem dış hem iç düşmana karşı verilen savaşı kazanır. 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edilir. 1924’te saltanat ve hilafet kaldırılır. Bugün Cumhuriyet ikinci yüzyılın eşiğindeyken Türkiye sadece ekonomik değil aynı zamanda siyasi, ideolojik ve kültürel bir krizin içindedir ama güçlü bir ülkedir. Kıt enerji kaynaklarına rağmen üretken bir sanayi ülkesidir. En ileri, modern ve dünyaya açık Müslüman nüfuslu ülkedir; çünkü Atatürk’ün ufkuyla din ve devlet işlerini ayırmıştır. Buna laiklik denir. Çünkü kadın ve erkeği eşit sayan ilk Müslüman nüfuslu ülkedir. Son yıllarda geriye doğru adımların atılıyor olması üzüntü, gerilim ve kutuplaşma kaynağıdır. Ama ülkenin sorunları, yönetim politikaları ve kültüründen kaynaklanmaktadır. Cumhuriyetin bilançosu pozitiftir. Bugün TBMM’de iktidar ya da muhalefet saflarında olsun Cumhuriyet ve demokrasinin kazanımlarını sindiremeyen, onlarla kavgalı kişi ve grupların varlığı bunu değiştirmez. Bu Atatürk ve kurucu kadronun vizyonu, onların ufkudur. Bütün topluma vizyon diye sunulan siyaset karikatürleriyle ilgisi yoktur. Toplumların hayatında iniş çıkışlar olur. Demokrasiyle Cumhuriyet’in yönetimine geldikten sonra hem Cumhuriyet hem demokrasiyi aşındırmaya çalışanların varlığı buna dahildir. Morali bozmamak, enseyi karartmamak gerekir. Cumhuriyet’in demokrasiyle, çoğunlukçu değil, çoğulcu demokrasi ve hukuk devletiyle taçlandırılması gereği boş bir laf değildir. Ülkenin geleceğine güvenelim, kendi gücümüze güvenelim. Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılı ona değer veren herkese kutlu olsun.

    devamını gör
    Murat YETKİN
  • Öncelikle bu mektubu okuyorsanız ben çoktan toprağa karışmış olacağım. Ama Şundan eminim ki Türkiye Cumhuriyeti hâlâ ayakta kalacak, siz bunu okuduğunuzda belki torunlarınız size okuyacak bu mektubu. Hayatıma girip benim evlatlarım olduğunuz için çok teşekkür ederim. Sizlerden isteğim cumhuriyet ilkelerine ve Atatürk'e sahip çıkmanızdır. Bu güç damarlarınızdaki asil kanda mevcuttur, sizi ebedi dünyada bekleyeceğim. Sizi seviyorum, Allah bahtınızı açık etsin, hoşça kalın.

    devamını gör
    İsmail KIYAK
  • İnsanın kendini şanslı hissettiği anlar vardır, benim için Cumhuriyetimizin 100. yılını yaşayabiliyor olmak hayatımın "İyi ki bir parçasıyım" dediğim anlarından. Büyük zorluklar atlatarak geldiğimiz, uğruna büyük emekler verdiğimiz, büyük fedakârlıklar sonucu elde ettiğimiz bugünler gerçekten çok değerli. Bu değerli emaneti bizden sonraki nesillere bırakabilmek ise büyük bir emek istiyor. Bunu başarabilmek ve Cumhuriyetimizi nice yüzyıllara taşıyabilmek umarım ki bizlerin emekleriyle olacak. Cumhuriyetimiz için başta ulu önder Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, emek veren herkese derin minnet ve teşekkür de asla unutulmamalı. Daha da ileri gidebildiğimiz, örnek teşkil ettiğimiz nice hür ve mutlu senelere!

    devamını gör
    Hüseyin Bora Gürer
  • Canım kızım, umarım hayatındaki tüm neşeli, sevinçli günlerin gülüşündeki güzel hallere bürünür. Hep birlikte nice güzel yüz yıllara.

    devamını gör
    Serhat DÖNMEZ
  • Değerli Cumhuriyet, Sen bize bayram verdin, özgürlük verdin. Sen bize okullar açtın, meslek şansı tanıdın. Çok fazla fedakarlık yaptın. Seni çok seviyoruz ve asla bırakmayacağız Cumhuriyet!

    devamını gör
    Esma ARSLAN
  • "Cumhuriyet; özgürlüğün ve değişimin ışığında. 29 Ekim 1923, Türkiye Cumhuriyeti'nin doğduğu günden bu yana, özgürlük, eşitlik ve ilerlemenin sembolü oldu. Bu özel gün, geleceğe dönük umutların ve büyük bir mirasın kutlamasıdır. Cumhuriyetimizin ışığında, daha parlak yarınlara doğru ilerlemeye devam edelim.

    devamını gör
    Necdet ÇALIŞANKOL
  • Maviş gibi gözleri, Güneş gibi saçları, Seni seviyorum Canım Atatürk'üm. Canım Türk gençliğim, Parıldayan Türk bayrağım, Yıldız ve ayımın Sahibi Türk gençliği. İyi ki Atatürk varmış. (7 yaşındaki kızımın kendi yazdığı şiirdir.)

    devamını gör
    Ceylin YILDÖNER