ULUS, CUMHURİYET'İNE

SESLENİYOR   

  • Bin yıllardan bugüne ışık tutarak devinen sonsuz bir yürüyüştür Cumhuriyet. Pir Sultan’dan Yunus Emre’ye, Âşık Veysel’den Nâzım Hikmet’e uzanan güçlü bir kol. Eğitimde fırsat eşitliği, tam donanımlı, nitelikli insan demek. Cumhuriyet, taşları medeniyet ile döşenmiş ışıklı bir yoldur. Millet olma bilinci ile al bayrağın altında BİR olmak demek. İlim ve irfan ile örülmüş, çağdaş bir devlet, hak, hukuk, adalet demek. Duvarları, taşıyıcı kolonları balyozlarla dövülmüş, yalan ve iftiralarla yalnız bırakılmak istenmiş olsa da, başı göklerde, kökü derinlerde, can damarlarından tam bağımsızlık fışkıran ulu bir çınar demek. Cumhuriyet, dahili ve harici bedhahlara bırakılamayacak yücelikte, can demek, vatan demek, ev demek. O, İlelebet payidar kalacak olan, kimsesizlerin kimsesi Cumhuriyet, neşe demek, aşk demek.

    devamını gör
    Sevda TURGUT
  • EN ÇOK ATATÜRK’Ü VE CUMHURİYET’İ SEVİYORUZ Cumhuriyet’le, Türkiye Cumhuriyeti 27 yaşında iken tanıştım. Bu tanışma, ilkokul 1. sınıfta başladı. Kayseri’deki okulumuzun adı, “Cumhuriyet İlkokulu” idi. Evimizden, elimde kartondan yapılmış çantamla okula gidip gelirken geçtiğim, şehrin en büyük alanının adı da “Cumhuriyet Alanı”… Evimizde Atatürk’ün fotoğrafı vardı; Cumhuriyet Alanı’nda da “Atatürk Anıtı”… Okulumuzda sabahları Öğrenci Andı’nı hep birlikte söyledikten sonra, öğretmenimiz “Çocuklar, en çok kimi ve neyi seviyorsunuz?” diye sorunca, yüksek sesle “Atatürk’ü ve Cumhuriyeti” diye cevap verirdik. Atatürk’ü, Çanakkale Cephesi’nde düşmana karşı birlikte savaştığı babamdan dinledim. Osmanlı Devleti 1918’de 1. Dünya Savaşı’nı kaybedince, bir zamanlar üç kıtaya yayılmış olan koskoca imparatorluk, Anadolu ve Trakya’da sıkışıp kalmış. Savaşın galipleri ise başta İstanbul ve İzmir olmak üzere tüm Türk topraklarını ele geçirmek istemiş. Atatürk, 16 Mayıs 1919’da, Kurtuluş Savaşı’nı fiilen başlatmış. Topu tüfeği yokmuş ama kurmay donanımı varmış. O gün Bandırma Vapuru ile Galata İskelesi’nden yola koyulmuş. Yanında 18 kişiden oluşan yol arkadaşları bulunuyormuş. Vapurun alt kattaki deposuna dağlık arazide gerekebilir diye Atatürk’ün talimatıyla birkaç adet binek atı bindirmişler. Deniz yolculuğu üç gün sürmüş. 19 Mayıs’ta Samsun’a ulaşmışlar. Karayoluyla Amasya’ya uğrayıp önce Erzurum’da, ardından da Sivas’ta kongreler toplamış. Kurmayı hedeflediği Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temel taşlarını Anadolu’da döşemiş. Çetin yolculuğu yaklaşık sekiz ayda tamamladıktan sonra, 27 Aralık1919’da Kayseri üzerinden Ankara’ya ulaşmış. Başkent olmasına karar verdiği, adeta bir Anadolu kasabası büyüklüğündeki Ankara’nın Kalaba semtinde bulunan Ziraat Mektebi’nde karargâh kurmuş. Bir yandan Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa ile Kurtuluş Savaşı’nı yöneten Mustafa Kemal Paşa, bir yandan da halkın temsilcilerinden oluşacak Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşunu planlamış. Bu kuruluş 23 Nisan 1920’de gerçekleşmiş. Kurtuluş Savaşı bütün şiddetiyle devam ediyormuş. Yunan birlikleri Polatlı’ya kadar gelmiş. Mustafa Kemal Paşa, Büyük Millet Meclisi’nin geçici olarak Kayseri’ye taşınmasını kararlaştırmış. Ankara’da marangozlara yaptırılan Meclis başkanlık kürsüsü Kayseri’ye götürülüp lise binasındaki büyük bir salona kurulmuş. Kısa bir süre sonra Türk birlikleri kontrolü sağlamış, başkentin Kayseri’ye taşınmasından vazgeçilmiş. 30 Ağustos 1922’de, Başkomutanlık Meydan Savaşı kazanılmış. Türkiye’nin tapu senedi olan Lozan Antlaşması’ndan üç ay sonra, 29 Ekim 1923’te, Büyük Millet Meclisi, Türkiye Cumhuriyeti’ni ilan etmiş. TBMM, 1. Cumhurbaşkanlığa da Mustafa Kemal Paşa’yı seçmiş. Evet, Atatürk’ü ve Cumhuriyet’i çok seviyoruz. Çünkü; * Ümmet idik, ulus olduk. * Tebaa idik, birey olduk. * İnsan hakları ve toplumsal barışla tanıştık. * Kadınlarımız, ikinci sınıf vatandaş olmaktan kurtarıldı. * Arap harflerinden Latin harflerine geçtik, dünyaya açıldık. * Cumhuriyet okulları ve üniversiteleriyle çağı yakalamak için yola koyulduk. * Tekke ve zaviyeleri, yaşam alanımızdan çıkardık. * Kıyafet devrimi sayesinde, çağdaş kıyafetlerle donandık. * Bilim ve teknolojiyle kalkınmayı öğrendik. * Düşünce ve basın özgürlüğünü yaşayarak gördük. * Dış politikada denge siyaseti sayesinde Atatürk’ün “Yurtta Barış, Dünyada Barış” prensibini rehber edindik. * Milli eğitim, milli savunma ve milli kalkınma, bizlere insanca yaşama yolunu açtı.

    devamını gör
    Hulusi TURGUT
  • Kıymetini çok acı çekerek ve geç anladık. Bir kısmımız anladı mı hala ondan da emin değilim. Ben kızımın, tüm çocuklarımızın ve gelecekteki neslimizin bizimle gurur duyacağı bir vatan bırakmak istiyorum. Atatürk'ümüzü, onun bize çizdiği aydınlık yolu unutturmamak yaşatmak için çoban ateşimi güçlendirmeye devam edeceğim.

    devamını gör
    Fulya ÖZGEN
  • Yüz Yaşını kutladığımız bu günlerde hem Cumhuriyet’e her gün artan bağlılığım ve hayranlığımı anlatmak, hem de gelecek nesillere duygu ve düşüncelerimi aktarmak isterim. Bundan 100 yıl önce, dışardan bakan biri, savaşlardan bitap düşmüş, yoksun ve harap bu topraklarda tam bağımsız, çağdaş uygarlık düzeyini hedefleyen bir Cumhuriyet kurulacağını; bu genç Cumhuriyet’in, yüzyılların bitkinliğinden laiklik ve bilime inançla silkinip kurtulacağını; hızla kalkınıp, gelişip demokratik ülkeler ailesinin bir üyesi olacağını hayal bile edemezdi. Ama hayal edilemeyen, gerçeğimiz oldu. Ve bugün, gururla, kıvançla, geleceğe güvenle Cumhuriyet’imizin 100. yaşını kutluyoruz. Cumhuriyet’in 1923’ten bu yana, başta II. Dünya Savaşı, sonra Soğuk Savaş yılları, nice küresel kriz ve felaket yaşayan dünyamızda ayakta kalma, değişen koşullar ve yönetimlerle yaşama becerisinden dersler çıkarmamız gerekiyor. Daha da önemlisi, “bu yaşam enerjisinin sırrı, kaynağı ne?” diye sormamız gerekiyor. 100. Yaş Günü’nde, meydanlara, caddelere, sahnelere, sosyal medya platformlarına taşan çoşkulu kutlamaları izlerken bu sorunun cevabını şöyle verdim: Cumhuriyet’in 100 yaşına rağmen bitmeyen enerjisinin sırrı, sanırım, gençlerle arasındaki o hiç eksilmeyen, zayıflamayan ilişki; o hiç kopmayan bağ. Gençlerimiz Cumhuriyet’te gurur duydukları geçmişlerini, güvenle baktıkları yarınlarını görüyor, sönmeyen umutlarını, keşfedecekleri yeni dünyaların anahtarını buluyorlar. Cumhuriyet’le yaşadığımız ilk yüzyılımız birçok hayalin gerçeğe dönüştüğü, başarılarla dolu, olağanüstü bir dönem oldu… Vatandaşlıkta eşitliğin, kadın haklarının, sosyal adaletin, akıl ve bilimin, kısacası çağdaş medeniyete giden yolun kapılarının açıldığı; ekonomide, eğitimde, sağlıkta önemli mesafe aldığımız bir dönem… Şimdi önümüzde ilkinden çok farklı, yaşamsal krizler ve tehditlerle karşı karşıya yeni bir yüzyıl var. Bu aynı zamanda bilim ve teknolojide büyük sıçramalar eşiğinde olduğumuz bir yüzyıl. Cumhuriyet sayesinde, Türkiye’nin yeni yüzyılına kendimize güvenerek ve cesaretle başlıyoruz. Ancak özgüvenimiz önümüzdeki ciddi sınavları gözardı etmemize neden olmamalı. İklim krizinin doğamız ve tarımımızı vuran etkileriyle nasıl başa çıkacağız, yetkinlik üreten bir eğitim sistemi, liyakata dayalım bir yönetişim sistemini nasıl oluşturacağız, yaşlanan nüfusun zorladığı sosyal güvenlik sistemimizi nasıl reforme edeceğiz, sanayimizin yeşil dönüşümünü nasıl gerçekleştireceğiz? Ve bütün bu sorunlara çözüm ararken, dengelerin toptan değiştiği, yeniden kurulduğu dünyada kimlerle birlikte yürüyeceğiz? Bu kapsamlı sorulara cevap vermek sadece siyasetin yükleneceği bir sorumluluk değil, zaten olmamalı da. İş dünyası ve sivil toplum bu arayış seferberliğinin temel paydaşları olmalı. Artık hedefimiz, kökenleri, inançları, tercihleri ne kadar farklı olursa olsun insanlarımızın her birinin, ortak hayal ve ortak akıl peşinde koştuğu, geride kalmadığı, yoksunlaşmadığı, yoksullaşmadığı bir yüzyıl. İşte bu inanç ve duygularla, 100. yaşını kutladığımız Cumhuriyet’imize daha nice sağlıklı, huzurlu yaşlar diliyorum. Aynı zamanda 87. yıldönümünü kutladığımız Laiklik ilkesini, 78 yaşındaki çok partili Demokrasi’mizi de unutmuyorum. Bu üç “kardeş”in birbirinden güç alarak, sağlıklı gelişmesi bizi daha aydınlık yarınlara ulaştıracak.

    devamını gör
    Arzuhan Doğan Yalçındağ
  • İnsanın kendini şanslı hissettiği anlar vardır, benim için Cumhuriyetimizin 100. yılını yaşayabiliyor olmak hayatımın "İyi ki bir parçasıyım" dediğim anlarından. Büyük zorluklar atlatarak geldiğimiz, uğruna büyük emekler verdiğimiz, büyük fedakârlıklar sonucu elde ettiğimiz bugünler gerçekten çok değerli. Bu değerli emaneti bizden sonraki nesillere bırakabilmek ise büyük bir emek istiyor. Bunu başarabilmek ve Cumhuriyetimizi nice yüzyıllara taşıyabilmek umarım ki bizlerin emekleriyle olacak. Cumhuriyetimiz için başta ulu önder Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, emek veren herkese derin minnet ve teşekkür de asla unutulmamalı. Daha da ileri gidebildiğimiz, örnek teşkil ettiğimiz nice hür ve mutlu senelere!

    devamını gör
    Hüseyin Bora Gürer
  • Canım ülkem ve milletime nice mutlu, barış dolu, bütünlük içinde 29 Ekimler…

    devamını gör
    Alper KOÇ
  • Cumhuriyet gözbebeğimiz, onurumuz, gururumuz, şanımız, vatanımız, bayrağımız 100.yaşında. Hep var ol Cumhuriyet, sen çok yaşa. NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!

    devamını gör
    Mustafa Yağız ÖZÇELİK
  • Atatürk’ün en büyük eseri 100 yaşında. Bir Türk kadını olarak ben doğduğumda da Atatürk vardı, bugün de içimizde daha güçlü, daha güzel bir Atatürk var. Öyle mutluyum ki… Bugünlerimizi ona borçluyuz. Cumhuriyet sonsuza kadar…

    devamını gör
    Gönül ERCİYAS
  • Atam, Bugün bir kadın olarak özgürce var olabiliyorsam ülkemde, sanata değer veren senin ışığında ,ressam olabildiysem gönlümce, çocuğumun da geleceği aydınlık olsun diye senin izinde yetiştirebiliyorsam, senin sayende... Fikirlerin nesilden nesle sonsuza kadar devam edecek. Bil ki senin sevgini bu milletin kalbinden, fikirlerini beyninden sökmek kimseye nasip olmayacak. Bizim için kurduğun Cumhuriyet'in 100.yılında seni sevgi, saygı ve özlemle anıyorum. Nur içinde yat.

    devamını gör
    Burcu Erkal SALMAN