
ULUS, CUMHURİYET'İNE
SESLENİYOR

Bilinçleri korkuyla örselenmemiş, çelişki ve tutarsızlıklarla hasar görmemiş, depresyonla durağılanlaştırılmamış, ve temelinde; dünyanın bir kader alanı, alın yazısı sahasından fazlası olmadığı vaazıyla düşünme eylemlerine ipotek konmamış, uyuşturulmamış ve engellenmemiş çocuklarla dolsun ülkemiz, dünyamız. Dolsun ki, kendi akıllarının çabası ile kendi yaşamlarının sorumluluğunu gururla taşıyabilen, öz saygılı, verimli üretebilen, kendi üretimlerinden zevk alabilen mutlu bireyler, faydalı vatandaşlar olabilsinler. Dolsun ki, herhangi bir insan hakları ihlalinde karşı bir olabilen, ayağa kalkabilen, temel haklarından taviz vermeyen bir toplum oluşsun. İşte o zaman, bilgi alışverişinin, iş bölümünün optimum düzeye ulaştığı ve muhafaza edilebildiği, insalığın en üst meziyetleri ile süslenmiş bir atmosferde yaşarız. İşte o zaman, bayramımız bayram, her günümüz bayram tadında olur. Ulusumuzun yaş günü kutlu, Cumhuriyetimiz baki olsun!
devamını görDuygu NAS
Siyah beyaz yaşadığımız bir hayatı, umut ışığınla aydınlattığın bu zorlu yolda, bir ulusa kararlılığın ve azmin sayesinde bu büyük şanlı bayramı armağan ettiğin için sana sonsuz bir minnet borçluyuz Atam! Dünya nice zaferler görse de, bu kadar imkânsızlıklar içinde küllerinden doğan, olmazı olduran başka bir millet görmemiştir. O derin mavi gözlerindeki istikrar, bugün bu milletin istiklali olmuştur. 100. Yıl coşkusunu kendi memleketimizde gurbetçi gibi kutlamak bize yakışmaz; sen rahat uyu, senin izinden bir gün olsun ayrılmayan çocukların o coşkuyu yaşayacak ve yaşatacak.
devamını görKuzey TÜRKMEN
Aslında o kadar çok güzel şeyler yapabilirdik ki Atam ama ülkede bir avuç kaldık. Atam senin canla, kanla, uykusuz gecelerle kurtardığın vatan kapalı kapılar ardında siyasete alet oldu. İlber Hocamın dediği gibi 100. yılına yakışır şekilde kutlayamıyoruz ülkemin doğum gününü. Ama biz ve bizlerin yetiştirdikleri var olduğu müddetçe Cumhuriyet nefes alacak ve bir gün layık olduğu gibi kutlayacak ülkem. Yine de umudum var Atam, çünkü bizler de Atatürk ve Cumhuriyet çocuklarını yetiştiriyoruz. Teşekkür ederiz Atam, ölümsüzlük seninle var oldu... HER ŞEYE RAĞMEN 100. YAŞIN KUTLU OLSUN CUMHURİYET!
devamını görŞebnem ÖZKAY
O biri Bir yangın çıkar, bir yerlerde. Biri söndürmelidir. Biri söndürecektir... Yani, inşallah... Bir sıkıntı çıkar, bir ailede. Biri çözmelidir. Biri çözecektir... Yani, inşallah... Birileri zor durumda kalmıştır. Biri yardım etmelidir. Biri yardım edecektir... Yani, inşallah... O “biri” olmazsa, dünya dönmez... O “biri” olmazsa, anlam kalmaz... O “biri” olmazsa, yaşam boşlukta asılı kalır... Dağılmıştır bir halk. Zayıf düşmüştür, vücut. Biri iyileştirmeli, biri birleştirmeli, biri toparlamalıdır. Olanaksız gibidir. Ama “biri” yapabilecek midir? Bu topraklarda o “biri” Mustafa Kemal Atatürk’tür... Ümitsiz ve çaresiz kalmış bir halkın dualarının karşılığıdır... Kimsenin kaldıramayacağı yükün altına giren, boş sözlerle kimseleri kandırmayan, bir cerrah hassasiyeti ve dehasıyla, doğrudan hastalığın kaynağına yönelen ve bu sırada kendi yaşamını ortaya koyan o “biri” O’dur... Nicesi ne yapacağını bilmez haldeyken, ne yapacağını bilen, nice gözlerin görmediğini gören ve “imkânsız"ı “yere indiren”... O “biri”ni anlamak için, akıl, vicdan ve feraset gerekir... Her babayiğidin harcı değildir, oturduğu yerden ahkam kesmeyi bırakıp, “biri” olmanın öyle kolay olmadığını ve bu haliyle onun tırnağı dahi olamayacağı gerçeğiyle yüzleşmek... Bu topraklar üzerinde yaşayan vefa sahibi varlıkların o mirasa baktıklarında hatırlayacakları “biri” varsa; kim olduğu bellidir... O “biri” ki, bedeni ortadan kalktığında dahi, diri görünenlerden daha “diri”...
devamını görÇağrı DÖRTER
Canım ülkem ve milletime nice mutlu, barış dolu, bütünlük içinde 29 Ekimler…
devamını görAlper KOÇ
Ailemizdeki Cumhuriyet kuşağının son temsilcisi babaannem Sevim Ertuna’nın gözünün dolduğunu bir kez gördüm hayatımda: 10 Kasım 1938’de, Atatürk’ün öldüğü haberini alan 11 yaşındaki öğrenci halini yıllar sonra bana anlatırken… Doğduğum aile bir Cumhuriyet inşasıydı ve buna minnettardı. Subaylar, devlet memurları ve öğretmenler; İstanbul’daki hayatlarını farklı zamanlarda Cumhuriyet’in merkezine, Ankara’ya taşımış orta sınıf mensupları… Üniversite yıllarında aileye karşı mesafe, resmi ideolojiye karşı şüphecilikle harmanlandı. Bir başkaldırı olmasa bile, sert bir sorgulamanın hayata giren yeni dostlar ve kitaplar üzerinden tedavülde olduğu dönemdi. Üstelik 90’ların sonu 2000’lerin başına denk gelen bu dönem, popüler entelektüel alanın post-modernizm akımlarından beslenip memlekette ters giden her şeyden Cumhuriyet ve kurucu kadroyu suçlayan isimlerin medyada ve kültür sanat hayatında tekelleştiği zaman dilimiydi. Kısa sürede bu rüzgarın bir karşı iktidar mücadelesinin boğucu fırtınası olduğu ortaya çıktı. En azından bizlerin nezdinde. Seçtiğim meslek olan gazetecilikte tercihim dış haberlerdi. Afganistan’a, Pakistan’a çatışmaların bir türlü sonlanamadığı Irak’a gittim. Arap halkları kendilerini on yıllardır demir yumrukla yöneten liderlerini devirmek için sokaklara döküldüğünde Tunus ve Mısır’daydım. Protestoların küresel ve bölgesel güçler tarafından rejim değişikliği için birer kaldıraç olarak kullanıldığı dönemde vekalet savaşının kavurduğu Libya ve Suriye’ye defalarca yolculuk yaptım. Gazze, Batı Şeria ve İsrail’de güvenlik, insan hakları ve demokrasi arasındaki kırılgan bağı, özgürlüğün bedelini sorguladım ve dini öğretilerin toprak ele geçirme ve insan hayatına kast etmede nasıl araçsallaştırıldığına tanık oldum. Cumhuriyet’in ve laikliğin ne anlama geldiğini esas olarak onların yokluğunda, on yılı aşkın süren bu savaş muhabirliği döneminde anladım. Her ne kadar aşındırılmış ve örselenmiş olsa da her ne kadar evlatları arasında ayrımcı uygulamalara yol açan bir şekilde kurumsallaştırılsa da büyük bir bereketin olduğu kadar büyük belaların da coğrafyası olan bu bölgede bir yaşam alanı açtığına tanık oldum. Temel aydınlanma değerlerinden beslenen bu inşa projesinin kısa sürede tedavüle sokulan karşı devrimci müdahalelerle özünden ve ideallerinden uzaklaştırılmasına karşı panzehrin, bir sonraki yüzyıla havale edilen kof bir revizyonizm değil, eşitlikçi bir restorasyon olduğunu kabul ettim. 1938 10 Kasım’ında “şimdi bize ne olacak?” diyerek gözyaşı döken o genç kız belki bir zamanlar oldukça naif gelirdi. Onu ancak yıllar sonra anlayabildim.
devamını görCan ERTUNA
Özgürce, tüm benliğimizle içimizdeki duyguları aktarabiliyor, istediğimiz gibi eğitim alabiliyor, çalışabiliyor, ayaklarımızın üzerinde durabiliyorsak hepsi sayende yüce Ata'm. Bir kadın olarak sana çok şey borçluyuz. Minnettarız sana...❤
devamını görZeynep GEÇİT
Ben bir kadınım. 28 yaşındayım ve aklımın erdiği günden beri sokakta rahatça yürüyebiliyor, kendi kararlarımı verebiliyorum. İstediğim okulda istediğim bölümü okuyabiliyorum. İstersem tesettüre girebilirim, istersem mini etek giyebilirim. Saçımı istediğim renge boyayabiliyorum. Evlenmek zorunda değilim, evlenirsem de eşimle aynı haklara sahibim. Bir devlet kurumunda memur olabilirim ya da tramvayda makinist. İstersem taksici, istersem inşaat mühendisi olabilirim. Hepsi benim seçimime bağlı. Tüm bunları kendi isteğimle yapabilmemi sağlayan ise Cumhuriyet’tir. En çok da biz kadınlar cumhuriyete minnet duyuyoruz. Eşitliği, hür fikri cumhuriyetle birlikte kazandık biz. Cumhuriyet sayesinde tarih öğretmeni oldum ben. Büyük önderimizin “…çünkü nesillere tarih öğretmek en büyük vazifedir” sözünü mıh gibi aklıma kazıdım ve şimdi öğrencilerime şanlı tarihimizi, küllerinden doğan milletimizi anlatıyorum. Teşekkürler Ata’m, teşekkürler Mehmetçiklerimiz ve teşekkürler CUMHURİYET. Binlerce yıl var ol.
devamını görAysu MUTLU
İkinci Yüzyıla Mektuplar, Çocukluğum Bursa’da geçti. Sokaklarından geçen otomobilleri sayıp iddiaya girebildiğimiz, onlar geçmediği zaman da bütün caddede ip atlayıp, yakar top oynanabilen bir şehirdi Bursa. Şimdi galiba hiçbir sokağında trafik durmuyor ya da ip atlanamıyor. 1980 darbesi sonrası büyüyorduk. Bir şeylerin biraz iyileştiği hissi vardı ama bir de garip bir huzursuzluk. Sanki hayatımızda bollaşan, parlaklaşan her şeyin bir yerlerde acıyla ödenen bedelleri, yıkılan savrulan hayatlar... Fısıldaşan komşular, kaygılı anneler babalar. Büyüdük yine de ama. 30 yıllık gazetecilik, televizyon sunuculuğu ve muhabirlik kariyerim, sonra yaptığım işler, okuduğum okullar bana gösterdi ki, bu topraklar kendi evlatlarını çabuk harcıyor. Toprağın da günahı yok. Bizler harcıyoruz birbirimizi. Ülkenin en parlak kuşakları en az dört kere, orakla biçilir gibi biçilmişler, bir sağa savrulmuşlar, bir sola savrulmuşlar. Eğitimli, zeki, yaratıcı insanları siyasi kavgalar içinde darmadağın olmuş, yurtlarından ayrılmak, ekmeklerini başka şekilde kazanmak zorunda kalmışlar. Ben de işimi kaybedenlerdenim ama en azından hâlâ toprağımda olduğum için mutluyum. Bu Cumhuriyet’in bana verdiği cesaret ve aldığım eğitimle ekmeğimi kazanabileceğimi biliyorum. İşte tam da bu nedenle Atatürk’ü sevmek ve anlamak için 40’larınızı beklemeyin. Onun çocuk haliyle, bir başına, bir anne ve kız kardeşle, arkada bıraktığı birkaç ölmüş kardeş ve bir baba hatırası ile nasıl bir düş kurduğunu hissedin. O kurduysa bu düşü, bizi durduran nedir? Şam’dan Libya’ya, Çanakkale’den Sakarya’ya uzanan ve hep savaş gördüğü o hayatın içinde bile bir güzellik, zarafet, kültür, sanat, incelik aradıysa, o derin bozkırda büyük ve sağlıklı bir Cumhuriyet hayali kurduysa, bizi durduran nedir? Bugün için verdiğiniz kavgada bir durun ve sorun: Mustafa Kemal’in kurduğu düşü durduran nedir? Korkularımızla yüzleşelim ve ikinci yüzyılı çok daha cesur ve huzurlu kuralım. Bir şeyi de unutmayalım: Harika tüccar bir millet değiliz, olağanüstü sanatkâr ya da bilim insanı sayılmayız. Ama iki şeyi çok iyi yaparız. • Toprağımızı ekmek • Toprağımızı savunmak Bu iki iş üzerine dünyalar inşa edilir. Ekmek, şifalandırmak, doğayla canlanmak ve onu zarardan, kıyımdan, sadece savaş ve istila değil, yangından yıkımdan inşaattan korumak da savunmaktır. Huzurumuzu bulduğumuz o yaylalarda, denize baktığımız o kıyılarda; sessiz ama dopdolu o bozkırlarda, vadiler içinden akan o nehirlerdeyiz hepimiz. Düşümüz orada ve hâlâ çok canlı. Biz yorulduk ama Anadolu hâlâ çok genç ve çok canlı. Devletler için 100 yıl nedir ki? Tabiat için nedir ki? Biz ve genç Türkiye Cumhuriyeti daha yeni başlıyoruz. Şimdi daha çok çalışmaya devam edelim, o zaman.
devamını görAhu ÖZYURT
