
ULUS, CUMHURİYET'İNE
SESLENİYOR

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'e, Atam ben bir kız çocuğu olarak sana olan minnetimi hangi kelimelerle açıklayabilirim bilmiyorum. Bildiğim bir şey varsa Türkiye Cumhuriyeti'nin ilelebet payidar kalacağıdır. Biz kadınlara verdiğin haklar için sana çok teşekkür ediyorum. Seni unutturmaya çalışanlar elbette ki var, fakat ben seni unutmayacağım. Yıllar önce yazdığın yazılar şu an doğru çıkıyor. Din üzerinden devlet yönetmeye çalışıyorlar. Sana Müslüman değildi diyorlar ama ben senin dininle ilgilenmiyorum ve Müslüman olduğunu düşünüyorum. Müslüman olmasan bile benim için önemli olan bu vatana yaptıkların, bu vatan senin sayende kuruldu. Hayatında kitap yüzü görmemiş insanlar sana laf edebiliyor. Bu zoruma gitmiyor değil ama seni her zaman savunacağım. "Ey kahraman Türk kadını! Sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın" diyorsun ya söz veriyorum kendimi ezdirmeyeceğim. Ve senin yolundan gideceğim. Mektubu sonlandırmak zorundayım. Seni seven bir kız çocuğu...
devamını görNisanur VERİLEN
Cumhuriyet özgürlüktür, eşitliktir; 100 yıldır hayatımız, geleceğimizin garantisidir. Yaşadığımız ilke ve yeni nesillere aşıladığımız inançtır. Beraberinde gerçek demokrasi ve hukukun üstünlüğü olduğu zaman esas değerini bulur.
devamını görCandan FETVACI
Sevgili Atatürk, Bizler bu ülkede özgür ve bağımsız yaşayabiliyorsak bunu sana borçluyuz. Bunun için sana ne kadar teşekkür etsek azdır. Sen bizim vatanımızın temelisin sen cumhuriyetin ilk başkanısın. Bizim için verdiğin mücadeleyle Türk ulusunu kurulmasına çok büyük katkılar sağladın. Sevgilerimle,
devamını görBurak Kaan ÇETİN
Cumhuriyetimiz 21 Ağustos 2023 Osmanlı İmparatorluğu'ndan yoksulluğu ve cehaleti yok ederek, ülkemizi ortaçağın karanlığından kurtardı. Türk ulusu Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde aydınlık düşünceleriyle yıllarca süren savaşları kazanarak, düşmanları yenerek cumhuriyeti kurdu. Cumhuriyet demokrasi, özgürlük, eşitlik, hukuk, eğitim, kadın hakları demek. Ülkemizi ileri düzeylere taşıyarak aydınlattı. Mustafa Kemal Atatürk geleceğimizin güvencesi ve yaşama sevincimiz olan çocuklarımıza 23 Nisan 1920'de büyük millet meclisinin açıldığı ve Türk halkının egemenliğinin ilan edildiği önemli günü 4 yıl sonra çocuklara bayram olarak ilan etti. Cumhuriyet 4 Eylül 1919 tarihinde Sivas'ta tüm dünyaya ilan edilen bağımsızlığımızı demektir. Lozan Antlaşması ülkemiz için büyük öneme sahiptir. Bu antlaşma ile birlikte yeni Türkiye Cumhuriyeti her ülke tarafından tanınmıştır. Cumhuriyet her sabah 19 Mayıs 1919'daki gibi vatanımızı aydınlatan mavi gözlü güneşimiz demektir. Yaşasın Cumhuriyetimiz.
devamını görNilüfer Aydemir TEK
Böyle gelmiş böyle gider demeyerek, bütün imkânsızlıklara rağmen pes etmeyerek kurulan bu Cumhuriyet'i, böyle gelmiş böyle gitmez diyerek koruyacağız. En büyük özgürlük, vatanına ait dili vatanında konuşabilmektir. Ve biz tüm milli değerlerimizi, milli benliğimiz olan Cumhuriyet'imiz ile birlikte koruyacağız. Cumhuriyet'in ışığında bilim ve edebiyat üreteceğiz. Çünkü her ikisi de ancak özgürlüğün var olduğu toplumlarda olabilir. Ve özgürlük ancak "Cumhuriyet" ile sağlanabilir. Bayramımız kutlu olsun...
devamını görŞafak ŞAHİN
Canım Cumhuriyet, Emanete nasıl sahip çıkıyoruz tartışılır ama sen Türk milleti için var olan en büyük nimetlerden birisin. Cumhuriyeti olmayan ülkelerin insanlarının durumuna bakınca bunu herkesin anlayabileceğini düşünüyorum ama maalesef içinde bulunduğumuz dönem senin kıymetini hak ettiğin derecede gösteremese de iyi ki varsın. Ne mutlu Türküm diyene. Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın, tüm silah arkadaşlarının ve bütün şehitlerimizin ruhları şad, mekânları cennet olsun.
devamını görÖzer
Cumhuriyetimize sahip çıkmak en büyük görevimiz olmalı…. Bu millet cumhuriyet için çok kanlar döktü…. Ve biz onu koruyan olmalıyız…. Çocuklarımız için…. Naz için… Ada için…. Defne içi….
devamını görAslı ÖZ
Cumhuriyet’in İkinci Yüzyılı: geleceğe ve kendimize güvenelim Mustafa Kemal Atatürk’ün 100 yıl önce 29 Ekim’de Türkiye’nin yeni yönetim şekli olarak ilan ettiği Cumhuriyet, ikinci yüzyılının eşiğinde. Cumhuriyet’in ilan edildiği Türkiye, Osmanlı Hanedanı yönetiminde tam anlamıyla uçurumun eşiğinde bir ülkeydi. Bugünkü iktidar sahiplerinin her itirazı bağırarak susturmaya çalışan iddialarına karşı, II. Abdülhamid döneminde -bugünkü- Mısır, Kıbrıs, Tunus, Romanya, Sırbistan, Karadağ dahil 1 milyon 592 bin küsur kilometrekare, yani bugünkü Türkiye’nin iki katı kadar toprak kaybedilmişti. Osmanlı Hanedanının son sultanı Vahdettin ise koltuğunu korumak için işgalcilere boyun eğmiş, İslam Halifesi sıfatını istismar ederek işgali reddeden -Mustafa Kemal dahil- direnişçilere cihat ilan edip haklarında idam fermanı çıkarttırmış ve neticede İngiliz denizaltısıyla ülkeden kaçmıştı. O günlerin en acı kesitlerinden biri İzmir’in işgali üzerine yaşanmıştı. Tarih 15 Mayıs 1919 idi. Sultan Mehmet Vahdettin’in Başkâtibi, bugünkü söyleyişle Özel Kalem Müdürü Ali Fuad Bey müsaade istedi, makamına girdi. Elinde bir telgraf vardı; İzmir’den geliyordu. Telgrafta “bir devlet-i ecnebiyyenin” İzmir’e asker çıkardığı yazıyordu. Halife Vahdettin telgrafı okudu sonra Ali Fuad Bey’e dönüp hemen Babıâli’ye, Sadrazam’a gidip şunu sormasını istedi: “Menteşe Sancağını işgal eden devlet kimdir? İzmir’i işgal edecekleri haberi alınan Yunanlılar mıdır?” Ali Fuad Bey konunun aciliyetine binaen Yıldız Sarayı’ndan Babıâli’ye doğru otomobille yola koyuldu. Henüz İzmir’de Pasaport’ta karaya çıkan Yunan işgal ordusunun bayraktarının, İzmir Redd-i İlhak, yani işgali red cemiyeti kurucularından, gazeteci Hasan Tahsin kimliğini taşıyan eski Teşkilat- Mahsusa, yani gizli servis üyelerinden 31 yaşındaki Osman Nevres tarafından öldürüldüğü, kendisinin de orada süngülenerek şehit edildiği haberi payitahta ulaşmamıştı. Ali Fuad Bey Babıâli’de doğrudan Sadrazamın yanına çıktı. Sadrazam, Sultan Vahdettin’in damadı Ferit Paşa’ydı; halk arasında Damat Ferit olarak anılıyordu. Başkatip Ali Fuad Bey makama girdiğinde Damat Ferit’i Maarif Nâzırı, yani Eğitim Bakanı Ali Kemal Bey ile oturup sohbet ederken buldu. Ali Kemal Bey, yakında başlayacak Milli Mücadele’nin en ateşli muhaliflerinden olacaktı. Bütün bunları Abdülhamit’in özel kaleminde çalıştıktan sonra Sultan Mehmet Reşat’ın Özel Kalem Müdürü olmuş, aynı görevi Vahdettin zamanında da sürdürmüş Ali Fuad Türkgeldi’nin ilk baskısı 1949’da yapılan Görüp İşittiklerim başlıklı anılarından okuyoruz. Damat Ferit, Padişah’ın kendisine gönderdiği telgrafı okuyunca ilk tepkisini Fransızca vermiştir: “Situation une des plus critiques – En ciddi durumlardan biri”. Sonra kendi kendine hayıflanmıştır: “Hiç olmazsa Yunanlardan vuku bulmayıp Düveli Muazzama canibinden olsaydı”. Yani Saray’a göre İzmir’e Yunanlar değil de İngiliz ya da Fransız askerleri çıkmış olsaydı, bu daha kabul edilebilir bir durum olacaktı. Peki, Yunanlar çıkınca Osmanlı Hanedanının son sultanı olacağını henüz idrak edemeyen Vahdettin ve damadı Ferit Paşa buna isyan edip halkı direnişe mi çağırmıştır? Hayır. Onun yerine, İzmir’in işgalinin ertesi günü Bandırma Vapuru ile İstanbul’dan yola çıkıp 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ulaşıp işgale karşı direnişi başlatan Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarına “Katli Vacip” fetvası çıkartmışlardır, kendi kuklalarına dönüşmüş Şeyhülislam Dürrizâde Abdullah Efendi’ye. Amasya Tamimi, Erzurum Kongresi, Kürt Teali Cemiyeti’yle İngiliz istihbaratının Saray’ın bilgisi dahilinde artık paşalık üniformasını çıkarmış Mustafa Kemal Bey’e suikast girişimi aşılmış, Sivas Kongresi toplanmış, Heyet-i Milliye Kayseri üzerinden Ankara’ya ulaşmıştır, 1919 Aralık sonunda. Bu arada İstanbul’daki Meclis-i Mebusan’da bir Anadolu Grubu oluşmaya ve Vahdettin’e muhalefete başlamıştır. Vahdettin ve damadı Ferit, 16 Mart 1920’de İngilizlerin komutasındaki orduların Boğaz’a dizilmiş zırhlılar eşliğinde İstanbul’u işgaline de pek ses çıkarmaz, payitahtın korunması esas, gerisi teferruattır. Son kararını Anadolu Grubu’nun etkisiyle Misak-ı Milli Sözleşmesi’ni kabul ederek alan Meclis 20 Mart 1920’de dağıtılır. Anadolu Grubu Ankara’ya geçer. Aralarında zaten Ankara ile irtibatları bulunan Müdafaa Nâzırı Fevzi Paşa ve daha sonra Genelkurmay Başkanlığı makamına dönüşecek olan yardımcısı İsmet Paşa da vardır. Türkiye Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920’de Ankara’da bu koşullarda kurulur. İki cephede İstiklal Savaşı yürütecek meclistir bu. Mustafa Kemal’in aldığı ilk unvan Meclis Başkanlığıdır. Olağanüstü koşullar gereği Başkumandanlık ve bugünkü deyişle bakanlar kurulu sayılan İcra Vekilleri Heyeti Reisliği de ondadır; yeniden Paşa unvanını kullanır. İstiklal Savaşı bu koşullarda başlar. İlk cephe işgalci güçlere karşı yürütülen dış mücadeledir. İkinci cephe ise bir iç savaş cephesidir; işgalcilerle işbirliği içindeki Osmanlı Hanedanı ve onunla saf tutanlara karşı açılmıştır. Saraycı isyanlar da başlar. Elbette birilerimizin dedeleri, nineleri istiklal, bağımsızlık safında olurken birilerimizin dedeleri, nineleri de ona karşı mücadele eden İngiliz istihbaratı ve Yunan ordusu destekli payitaht saflarındaydılar. Meclis orduları hem dış hem iç düşmana karşı verilen savaşı kazanır. 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edilir. 1924’te saltanat ve hilafet kaldırılır. Bugün Cumhuriyet ikinci yüzyılın eşiğindeyken Türkiye sadece ekonomik değil aynı zamanda siyasi, ideolojik ve kültürel bir krizin içindedir ama güçlü bir ülkedir. Kıt enerji kaynaklarına rağmen üretken bir sanayi ülkesidir. En ileri, modern ve dünyaya açık Müslüman nüfuslu ülkedir; çünkü Atatürk’ün ufkuyla din ve devlet işlerini ayırmıştır. Buna laiklik denir. Çünkü kadın ve erkeği eşit sayan ilk Müslüman nüfuslu ülkedir. Son yıllarda geriye doğru adımların atılıyor olması üzüntü, gerilim ve kutuplaşma kaynağıdır. Ama ülkenin sorunları, yönetim politikaları ve kültüründen kaynaklanmaktadır. Cumhuriyetin bilançosu pozitiftir. Bugün TBMM’de iktidar ya da muhalefet saflarında olsun Cumhuriyet ve demokrasinin kazanımlarını sindiremeyen, onlarla kavgalı kişi ve grupların varlığı bunu değiştirmez. Bu Atatürk ve kurucu kadronun vizyonu, onların ufkudur. Bütün topluma vizyon diye sunulan siyaset karikatürleriyle ilgisi yoktur. Toplumların hayatında iniş çıkışlar olur. Demokrasiyle Cumhuriyet’in yönetimine geldikten sonra hem Cumhuriyet hem demokrasiyi aşındırmaya çalışanların varlığı buna dahildir. Morali bozmamak, enseyi karartmamak gerekir. Cumhuriyet’in demokrasiyle, çoğunlukçu değil, çoğulcu demokrasi ve hukuk devletiyle taçlandırılması gereği boş bir laf değildir. Ülkenin geleceğine güvenelim, kendi gücümüze güvenelim. Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılı ona değer veren herkese kutlu olsun.
devamını görMurat YETKİN
Birçok medeniyetin merkezi olan bu coğrafyada, varoluş mücadelesi veren “Şu Çılgın Türkler” muhteşem bir cumhuriyeti gelecek nesillere yol gösterecek şekilde kurdular. Cumhuriyet’in manası bu toplum için: Ahenktir Kültürdür Birlikteliktir Öznesinde tüm bireylerin eşit olduğu, hak ve özgürlüklerin bir potada piştiği, hür iradenin hürriyetini bulduğu sistemdir Cumhuriyet. Geçmişte görünmez olan kadının öne çıkmasıdır Cumhuriyet. Anadolu’nun kadim dinlerinin hoşgörüsüdür Cumhuriyet. İlim ve inovasyonun buluştuğu yerdir Cumhuriyet. Yaşamaktan onur ve gurur duyduğum yerin rejimidir Cumhuriyet. Bu değerlerle gelecek nesiller yetiştirme görevi olan toplumdur Cumhuriyet. İyi ki sahiplerin var. İyi ki varsın Cumhuriyet. Cumhuriyetimizin 100. yılı kutlu olsun, nice 100 yıllara.
devamını görCengiz KAYA
