
ULUS, CUMHURİYET'İNE
SESLENİYOR

Kadim dostum, Bir zeytin ağacının gövdesine sırtımı yaslamış, sana bu mektubu yazıyorum. Mektubum eline geçtiğinde bana sitem edeceksin biliyorum, hatta “Gittiğinden beri neden iki satır yazmadın, şimdi mi aklına geldik Emin Efendi?” dediğini duyar gibiyim. Sana yazacağıma dair söz verdiğim halde aylarca habersiz bıraktığım için mahcubiyet içerisindeyim. Yaşadıklarımızı anlatınca bana hak verecek, “Neler yaşamışsın vre!” diyeceksin. Belki de bizim kafilemizle gelmek istemeyip geride kaldığın için sevinç duyacaksın. Seninle vedalaştığımız o gece bana son kez bakışın gözümün önünde. Uzak diyarlarda hayata tutunmaya çalışırken Midilli İdadisi’ndeki anılarımızı düşündüm durdum. Sen aşkını tercih ettin, biz ise yeni kurulan bir ülkenin aşkını. Görüyorsun ya, her birimiz aşkın farklı hallerini tercih ettik. Savaşa, zulme dayanamayıp topraklarımızdan kaçmak zorunda kaldığımız o gece, Midilli Limanı’ndan kalkacak gemiye vardığımızda içler acısı bir sahneyle karşılaştık. Neredeyse bütün ada halkı (sen hariç), onları yeni vatanlarına götürecek bu gemiye akın etmişti. İnsanlar güvertede bir ağa takılıp çırpınan balıklar gibiydi. Validem “Beş çocukla bu gemiye nasıl sığarız?” derken babamı tanıyan bir sandalcı yanımıza yaklaştı. “Arif Ağam, bu gemi karşı kıyıya gitmeyecek, ırak bir limana götürüp bırakacak insanları, isterseniz ben iki çeyrekliğe sizi sandalımla karşı yakaya geçiririm” dedi. Babam bir an bile düşünmeden kabul etti. O gece sabaha kadar epey sarsıntılı, dalgalı, meşakkatli bir yolculuk yaptık. İnsan kendi denizinden korkar mı hiç? Ege Denizi’nin en tekinsiz haline şahit oldum. Sabaha karşı sular duruldu, gökyüzü sancılandı, bin bir renge büründü. Göğü ilk kez böyle yamalı bir kumaş gibi görüyordum. Turuncular pembeler, alacalı maviler, morlar birbirine karıştı. En nihayetinde gün ışıdığında ise karşımızda tüm heybetiyle Kaz Dağları duruyordu. Yeni vatanımıza güneş doğmuştu. Sandaldan indiğimizde Edremit’e varana kadar zeytinliklerin içinden yürüdük, gece olunca camilerde uyuduk. Fırınlar terk edilmiş, köyler ateşe verilmiş, evler kullanılamaz ve harap haldeydi. Girit’ten, Selanik’ten bizden evvel gelmiş ailelerle birbirimize kenetlendik, başımızı sokacak bir yer ve biraz erzak bulduk. Savaşın uğursuz sesi ve insanın ruhuna sirayet eden karanlığı kol geziyordu. Gecelerce bilinmezliğin içinde bekledik. Derken Ayvalık Cephesi’nde savaşmak üzere askere alındım. Yunan ve İtalyan bölüklerine mağlup olduk. Hayatta kalmak için esarete razı geldim. Yunan Komutan Vassili’nin askerleri beni Edremit İlkokulu’nun bodrumuna hapsetti. Günlerce o karanlık ve izbe bodrumda ölmeyi bekledim. Mahalli efeler ve milis güçlerin planları sayesinde esaretten kurtuldum. Behemehal milli cemiyet kurulma çağrısının yapıldığı Edremit mitingine katıldım. Gündüzleri Milli Cemiyet’le, geceleri efelerle planlar yapıyordum. Kalbimizde sadece tek bir umut vardı. Yeni bir ülke kurulacak, Cumhuriyet ilan edilecek. Düşman işgalinden kurtulacağız. Bundan birkaç ay önce Gazi Paşa Cumhuriyet’i ilan etti. Önce düşman işgalinden kurtulmamız, ardından da yeni bir hükümet. Halkı aldı bir sevinç, kahramanlık türküleri, destanlar, marşlar, şenlik ateşleri… Hepimiz yeni kurulan Cumhuriyet’in uzun ömürlü olmasını diledik. Cumhuriyet’in ilanının hemen ardından Muhtelit Mübadele Komisyonu kuruldu, Midilli’de arsa ve evlerimiz için mal beyanatı yapabildik. Böylece oradaki mallarımıza karşılık burada ev ve zeytinlik aldık. Evleri, camileri, limanları yeniden inşa etmeye başladık. Devlet henüz emekleme evresinde bir bebek gibi taptaze. Kadın ve erkeğe eşit haklar sağlanacak, kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilecekmiş. Latin alfabesi kabul edilecek, kılık kıyafet devrimi yapılacakmış. Yeni okullar, yeni devlet kurumları açılacakmış. Ve hepimizin bir soyadı olacakmış. Herkes sokaklara taşmış, coşkuyla bekliyor. Ben de yeni kurulan cumhuriyetimize hizmet etme kararı aldım ve Maliye memurluğu sınavlarına başvurdum. Eğer bu mektubum eline geçerse lütfen geciktirmeden bana yaz. Dilerim bir gün yeniden kavuşabilir ve sırtımızı aynı zeytin ağacına yaslarken seninle eski günlerdeki gibi sohbet edebiliriz. Baki dostluk ve selam ile, gözlerinden öperim. Emin. (Gitme Gül Yanakların Solar romanımda anlattığım ve Cumhuriyet’in ilanının gerçek tanığı olan büyükdedem Emin Efendi’nin mektubudur. Belki hayal ürünüdür, belki de değil.)
devamını görİrem UZUNHASANOĞLU
Bu yıl apayrı bir coşku var ülkemde. Günler öncesinden bayraklarla donanmış camlar, balkonlar. Her yer al bayrağım... Gün geçtikçe yüce Atatürk'ün ne kadar büyük işler başardığını, nasıl yüz yıl ötesini görüp de bize nasihatler ettiğini daha iyi anlıyorum. Umarım ulu önderimiz ışığında Türkiye'nin Cumhuriyet'le bezenmesi için canını, malını, gençliğini, geleceğini feda eden o yüce gönüllü atalarımıza layık olabileceğimiz nice 100 yıllarını görelim Cumhuriyet. İyi ki doğdun iyi ki varsın, ilelebet yaşa Cumhuriyet! ♥️
devamını görSıla Gizem KIRATLI
Türk bayrağına saygı gösteren ve milli kimliğimize bağlılığımızı yansıtan Cumhuriyet Bayramı'nın 100'üncü yılını, Türk milletinin ve Türkiye Cumhuriyeti'nin asil evlatları olarak hep birlikte gururla ve coşkuyla kutluyoruz.. Alp Er Tunga'dan Bilge Kağan'a, Tuğrul Bey'den Alparslan'a, Melikşah'tan Fatih Sultan Mehmet'e ve Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'e kadar nice kahramanlar.. Onlardan aldığımız mirası Cumhuriyet'le taçlandırılmış bir milletin mensubu olmakla gurur duyuyorum.. Yok olacağı düşünülürken defalarca küllerinden doğan bir milletin bir kez daha şahlanışıdır CUMHURiYET... Damarlarımızdaki asil kandan aldığımız güçle Atatürk'ün armağanı olan Türkiye Cumhuriyeti'ni sonsuza kadar yaşatmak biricik gayemiz ve görevimizdir.. Toprağı “Vatan” yapan şehitlerimize rahmetle.. Ey büyük Atatürk! Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim. Varlığım Türk varlığına armağan olsun. Ne mutlu Türk'üm diyene!
devamını görAyşegül ÇOBAN
Mustafa Kemalimin kurduğu ve gerçekleşen en büyük hayalsin. Bütün imkânsızlıklara rağmen; birlikte inanmanın verdiği gücün en nadide kanıtısın. Hiçbir durumda umudumuzu kaybetmememizin tek sebebisin. Türkiye'nin batmayan güneşi; dünümüzün, bugünümüzün ve geleceğimizin ışığısın. Mustafa Kemalimin ve ona inanan cesur inançlı milletimin bize en güzel hediyesisin. Daha dün yeni bir filizdin, bugün koca bir çocuk. Işığın sonsuz olsun Cumhuriyet. Bir gün değil her gün kutluyorum 100 yaşını; attığım her adımda, özgün fikirlerimde, şarkılarımda, şiirlerimde, dualarımda, hissettiğim her nefeste. Kalbimdeki ışık her bir parçamla nesilden nesle ebediyete kadar parlayacak. Doğumuna şahit olamadık ama 1.asırına şahidiz. Üç minik kalp senin için üfledi pastanın üzerindeki mumları. Minik kalpleri senin için heyecanlandı, senin için bestelendi şarkılar... Mavi gözlerinde tanıdım ay ve yıldızı; çook sevdim! Işığın, ışığımız; Cumhuriyet yuvamız. Sen varsan, evet ben de varım. Çok Yaşa Cumhuriyet!
devamını görPınar BÜYÜKSOFUOĞLU
Ben Didem, şimdi 33 yaşındayım, kızım Ceren ve eşim İhsan'la yaşadık büyük onurla 100. Yılını Cumhuriyetin. Bize bu onuru yaşatan Mustafa Kemal Atatürk'e sevgilerimi ve saygılarımla teşekkür ediyorum. Bizi nelerden kurtardığını maalesef yakından izliyoruz bu aralar. Senin gibi düşünen, gören, seni aklında yaşatacak çocuklar yetiştirmeye çalışıyorum. İkinci yüzyılda daha çok gören, duyan, anlayan nesiller görmek için çabalıyorum. Hep aklımda ve kalbimde... Güzel kızım Ceren, şu an 6 yaşındasın ve bir sonraki yüzyıla kadar tam Cumhuriyeti yaşa diye çabalıyoruz babanla. Bu mektubu okuyacaklar daha mutlu bir dönemde yaşadığınızı düşünmek iyi geliyor. Cumhuriyeti gerçek anlamıyla yaşamış, yaşatmış ve gelecek nesillere bırakabilmişinizdir... Sevgilerle
devamını görDidem TOSYALIOĞLU
Cumhuriyet’e mektup Cumhuriyet, hiçbir sınır tanımaksızın hayal kurabilmekti çocukluğumda. Biraz büyüyünce, ilk önce yönetenleri seçebilmek olanağıydı, daha sonra ise egemenlik koşulsuz olarak ulusun dense de çoğulcu bir demokrasiyle bunun ancak mümkün olabileceğini anlamaktı. Çok dilli, çok kültürlü ve çok dinli Anadolu coğrafyasında, emperyalizme karşı omuz omuza verilen savaşımın simgesi oldu benim için. “İyi ki Cumhuriyet var” diye başlayan tümceler kurdum, monarşi sona ermiş, oligarşi reddedilmiş, demokrasiye doğru bir adım atılmıştı. Kolay olmadı, ilk yüzyılda tam istediğimiz gibi de olmadı. Uzun yıllar boyunca süren savaşlardan yorulmuş, dünyadaki ilerlemenin gerisinde bırakılmış, bir arada yaşadığı toplulukların başta din olmak üzere farklılıkları çatışma yaratmak için kullanılmış ve birinci paylaşım savaşında yenik düşmüş bir toplum, Cumhuriyet’e kapılarını açmış, ancak Cumhuriyet’i çoğulcu ve güçlü bir demokrasiyle tamamlamakta gecikmişti. Devrimleriyle güçlü bir toplum yaratmak için önemli adımlar attı genç Cumhuriyet. Eğitim ve sağlık en önemli kazanımlar arasındadır. Emekçi sınıfın çocukları kamu okullarında iyi eğitim alarak daha iyi yaşamak olanağı elde edebilmeye başladılar. 1930’lu yıllarda ürettiği aşıları yurtdışına bile gönderebilen bir Cumhuriyet vardı artık. 2019’da başlayan pandemide mevcut hükümet 90 yıl sonra hiçbir değişiklik yapamadan 1930’da çıkarılan Umumi Hıfzıssıhha Kanunu ile yönetti salgını. 12 Eylül 1980’de olduğu gibi zaman zaman askeri darbelerle kesintiye uğradı ulusun egemenliği. Aslına bakarsak, askeri darbeler dışında da Cumhuriyet, halkın karar süreçlerinde egemen olması bakımından tam bir egemenliği sağlayabilecek düzeye gelemedi. Devlet; eşit yurttaşlığı sağlayarak kamu yararına çalışan ve güçlü sosyal koruma sağlayan bir toplumsal örgüt olmak yerine, sağ iktidarlar ile büyük ölçüde sermaye sınıfının çıkarlarını gözeten bir aygıt olarak işlev gördü. Cumhuriyet’i temsilde adaleti yerine getirecek, şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim sistemini güvenceye alacak, yasama, yürütme ve yargı arasında kuvvetler ayrılığı ilkesini yaşama geçirecek, çoğulcu ve demokratik bir parlamenter sistem ile taçlandırmalıyız.
devamını görProf. Dr. Kayıhan PALA
Memleketimiz açısından son derece manalı bir yılı geride bıraktık. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ulusumuza armağan ettiği Cumhuriyetimizin 100’üncü yaşını büyük bir gururla kutladık. Ne mutlu ki fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür Cumhuriyet nesilleri sayesinde, bu yüz yıllık zaman diliminde Türkiye her alanda önemli mesafe kaydetti. Şimdi ise, daha da parlak olacağına inandığımız ikinci asrında memleketimiz için yapacaklarımızın heyecanı içindeyiz. Ata’mızın bize en kıymetli emaneti saydığımız Cumhuriyeti sadece bir idare şekli olarak değerlendirmemek gerekir. Bir asır evvel içinde olduğumuz büyük zorlukları, yoklukları ve çaresizliği düşündüğümüzde, Cumhuriyet, Türk ulusunun yeniden doğuşudur, hür ve medeni milletler arasında hak ettiği yeri almasıdır. Cumhuriyet’le neredeyse yaşıt Koç Topluluğu, kurucumuz merhum Vehbi Koç’un “Ülkem varsa, ben de varım” ilkesi doğrultusunda bir asırdır memleketimizin ihyası, halkımızın ekonomik ve toplumsal kalkınması için canla başla çalışıyor. Genç Vehbi Koç’un bu sözünün derin bir manası vardır; vatanını ebediyen kaybetme korkusunu yaşamış ve onun nasıl büyük fedakârlıklarla elde tutulduğunu bilen bir neslin ruh halini ve kararlılığını anlatır bize; “memleketimiz bir daha o felaketleri, acizliği yaşamasın, halkımız çağdaş medeniyet seviyesinin üstüne çıksın” diye kurulan Cumhuriyet’e sahip çıkma kararlılığını… İşte bu farkındalık ve azimle, en kutsal emanet saydığımız Cumhuriyetimize her ne pahasına olursa olsun sahip çıkacağız. Cumhuriyetimizin ikinci asrında halkımızın müreffeh geleceği için ekonomimizi sadece nicelik değil, nitelik olarak da geliştirmeyi hedeflemeliyiz. Eğitim, bilim, kültür ve sanatta büyük Atatürk’ün tahayyül ettiği seviyeye ulaşma yönündeki gayretimizi artırmalıyız. Hiç kuşkusuz, Cumhuriyetimizi daha sağlıklı bir demokrasiyle taçlandırmamız da şarttır. Memleketimizin ilk asrındaki atılımına şahitlik etmiş bir Türk kadını olarak ben, bundan sonraki atılımlarımızda çok daha başarılı olacağımızdan zerre kadar şüphe duymuyorum. Büyük Atatürk’ün “bütün ümidim” dediği Türk gençliği sayesinde Cumhuriyetimiz daha nice yüzyıllara kavuşacak, ilelebet payidar kalacaktır.
devamını görSemahat ARSEL
Karanlığın üzerine her gün doğan güneştir Cumhuriyet! Ülkemizin başına gelen en güzel şeydir. Bir Türk kadını olarak her zaman cumhuriyeti yaşayıp yaşatmaya devam edeceğim. Umarım 150-200 yıllarını da görür, nesilden nesle taşımaya devam ederiz. Son zamanlarda çok zorluklar çekiyoruz ama inşallah bu mektup açıldığında bu zorlukları atlatmış, ülkece güzel zamanlara gelmiş oluruz. Bizleri cumhuriyet çocuklarını, Atatürk sevgisi ile kalbi dolup taşanları çok seviyorum, iyi ki varız. Ne Mutlu Türküm diyene!
devamını görDamla ÖZDEMİR
Sevgili cumhuriyet; Ben Cumhuriyet'in son 100 yılının son çeyreğine tanık oldum. İyi ki varsın annemin, kız kardeşimin, ninemin hakkı varsa sana borçluyuz. Senin sayende bölgesinde parlayan bir yıldız gibi, tüm ülkelere ışık tutan deniz feneri gibi yol gösteriyoruz. Kafamı yukarı kaldığımda Atamın bize bıraktığı en büyük mirassın. Ne mutlu ki bize bu mirası bir yüzyıl daha ileriye taşıma fırsatı verdi, bizi o hamuru yoğurma fırsatı tanıdı... Ne mutlu bize ki bu ulu günlere tanık olduk; Cumhuriyet'i gelecek nesillere aktaracağız, onlar için üzerine koyarak ileri taşıyacağız, bir genç kızın işlediği nakış gibi özümüze işleyeceğiz, ruhumuza kadar geçecek. Bize tanıdığı tüm imkânları, ilimi, matematiği, müspet ilimleri rehber kılmak için kullanacağımızdan hiç şüphen olmasın. Cumhuriyeti siz kurdunuz ama yüceltecek, ileri taşıyacak olanlar da bizleriz; buna şüpheniz olmasın, emanetiniz emanetimizdir. İlebet payidar kalacaktır. Türkiye cumhuriyeti var oldukça
devamını görSerap AKPINAR
