
ULUS, CUMHURİYET'İNE
SESLENİYOR

Cumhuriyetin 100. Yılında ben de 3. Sınıf öğrencisi olarak kutlama yapacağımız için çok mutluyum. Atatürk'ün cumhuriyeti kurup bizlere emanet ettiği bu ülkede yaşamaktan gurur ve mutluluk duyuyorum NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE
devamını görMehmet HAMZA
Sevgili Cumhuriyet, Bu ülkede her zaman senin sevgin devam edecek. Ne olursa olsun benim ömrüm bitse bile sen yüz yıllar boyu ayakta kalacaksın. Sen olmasaydın sevgi, dostluk ve neşe olmazdı. Bu topraklarda kardeşlik içinde bütün çocuklar. Ve ben de onlardan biriyim. 9 yaşındayım ve Cumhuriyetimizin 100. yılını büyük bir neşeyle kutlamaktan gurur duyuyorum. Biz bu sene senin adını taşıyan okulumuzda sınıf olarak "Cumhuriyet sonsuza dek" adlı şarkıyı söyleyeceğiz ve Atamızın da bu şarkıyı dinlemesini isterdim. Atamızın ve Mehmet Akif Ersoy'un yazdığı Gençliğe Hitabe ve İstiklal Marşımızı okuduğumda o acımasız savaşları düşündükçe böyle bir şey bir daha yaşanırsa ülkemin ne yapacağını bilemiyorum ve her gece yatmadan önce bir daha öyle kötü günler görmeyelim diyerek şehitlerimize, gazilerimize, askerlerimize, bu vatanı kurtaran herkese dua ediyorum ve onlara minnet duyuyorum.
devamını görEkin ŞAHİN
YÜCE TÜRK MİLLETİNİN EBEDİ BAŞKOMUTANI, CUMHURİYETİMİZİN KURUCUSU BAŞÖĞRETMEN GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'E, ATAM senin önderliğinde kurulan Cumhuriyetimiz 100. Yılını şanla şerefle, büyük bir gururla kutluyor. Açtığın yolda gösterdiğin hedefe bir Atatürk genci olarak emin adımlar ile ilerliyorum. Karanlığın üstüne güneş gibi doğmaya devam ediyorum. "İstikbal göklerdedir" sözünden ilham alarak kariyerimi gökyüzüne çıkardığımı ifade etmek istiyorum. Sana, kurduğun Cumhuriyete ve yaptığın inkılaplara sonsuza dek bağlı kalacağımı bilmeni isterim. Sevgili Atam Bir Türk genci olarak Emanetin emin ellerdedir. Muhtaç olduğum kudret damarlarımdaki Asil Türk kanımda mevcuttur. Saygılarımla
devamını görPolat ŞABANOĞLU
Ben bir Cumhuriyet kadınıyım... Tüm Cumhuriyet kadınları gibi en temel görevim; fikri, vicdanı ve irfanı hür nesillerin yetişmesine katkı vermek, evladımı bu hedef doğrultusunda yetiştirmek... İlk 100 yıl, Cumhuriyet fikrine alışmakla geçti. Kolay da olmadı niceleri ve kimileri için... Esas çalışma, bundan sonra başlıyor. Cumhuriyet'in temel felsefesi olan aydın ve ayakları yere sağlam basan bireyler ile bir ulus devlet olma fikrinin daha da yeşermesi, büyümesi, etrafına ışık saçması için üzerimize düşen görevi yapmanın zamanı esas ikinci yüzyılda... Dolayısıyla... Cumhuriyet'in bize açtığı yolu genişletmeye "yeni başlıyoruz"... Cumhuriyet, en başta kadınların omuzlarında yükseldi, yükselecek. Nice yüz yıllara...
devamını görTiraje ERGİNER ÖNDER
29 Ekim 1923 günü Mustafa Kemal Atatürk, milletvekilleri ile görüştükten sonra taslağı hazırlanan Cumhuriyet önergesi Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne verildi. Meclis önergeyi kabul etti. Böylece ülkemizde Cumhuriyet yönetimi kuruldu. Mustafa Kemal Atatürk Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı oldu. Ve Cumhuriyetimizin 100 yılı. Sevgi, saygı ve minnetle anıyorum.
devamını görÖzlem ÖZKAN
Sen hiç Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü gördün mü? Ben gördüm, görüyorum yaşıyorum... yaşıyorsak insanca, Cumhuriyet budur, kendi canlarından vazgeçip bize hediye edilen bu kutsal emanete nice yüzyıllar boyunca sahip çıkmak, onu anlamak ve yaşamak ne güzel bir onur, ne tarifsiz bir duygu... Bağımsızlık karakterimdir diyen Ulu önder Atatürk ve onun kutsal mirası CUMHURİYET'le kalın...
devamını görGüneş ŞENTÜRK
Parçalanan ve Batı'ya teslim olan bir ülkeyi tek çatı altında birleştirip Türk ulusu haline getire, bunu Cumhuriyetle taçlandırıp çağdaş yarınlara ulaşmamızı sağlayan önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’e minnetle.. 100. Yılımız kutlu olsun, daima izindeyiz Paşam…
devamını görGöktuğ ÇALIŞKAN
Atatürk’ün en büyük eseri 100 yaşında. Bir Türk kadını olarak ben doğduğumda da Atatürk vardı, bugün de içimizde daha güçlü, daha güzel bir Atatürk var. Öyle mutluyum ki… Bugünlerimizi ona borçluyuz. Cumhuriyet sonsuza kadar…
devamını görGönül ERCİYAS
Sevgili Virginia Woolf, Size bu mektubu, Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. Yılı’nda; 1929 yılında yayımlanan, “Bir kadın kurmaca yazacaksa parası ve kendine ait bir odası olmalıdır” deyişinizin geçtiği Kendine Ait Bir Oda isimli deneme kitabınızı okumuş ve hatta geçtiğimiz kış İstanbul Anadolu yakasında küçük bir kültür merkezinde, kitabınızdan uyarlanarak sahnelenmiş aynı adlı –iki kişilik– tiyatro oyununu, bir avuç kadın hakları savunucusu ve feminist seyirciyle izlemiş bir Türk kadın kurmaca yazarı olarak yazıyorum. İzninizle size “sen” diye hitap etmek istiyorum. Sevgili Virginia, İngiltere gibi, çağımızın demokrasi beşiği olarak algılanan; bilimde, sanatta, edebiyatta, teknolojide ve en önemlisi insan hakları gibi son derece önemli alanlarda, azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere örnek olan gelişmiş bir ülkede; kadınların 1800’lerin sonlarına kadar Oxford ve Cambridge gibi köklü üniversitelere alınmadığı, seçme ve seçilme haklarının olmadığı, 1900’lerin başlarında kadın yazarların, bin bir zorluklarla karşılaşarak, takma erkek isimleriyle yazdığı kitapları okurla buluşturma mücadelelerinin hüküm sürdüğü o karamsar dönemleri yaşadığını biliyorum. Seni çok iyi anlıyor, duygularını paylaşıyor ve verdiğin mücadelenin yanında olduğumu belirtmek istiyorum. Hatta, yazma isteğinin sende ilk filizlenmeye başladığı dönemde, sırf meraktan Londra’daki British Library Kütüphanesi’ne gittiğini, o dönemde yazan kadın yazarların kimler olduğunu merak ettiğini, kütüphanenin tozlu raflarında neredeyse hiçbir kadın yazar bulamayınca, bu sefer de kadınlar hakkında yazılmış kitapların izini sürdüğünü ve ne yazık ki kadınlar hakkında yazılmış tüm kitapların erkekler tarafından yazılmış olduğunun farkına vardığını da biliyorum. Hatta, bu kitapların hemen hepsinde de kadının ikinci sınıf bir varlık, haz kaynağı bir meta, namus bekçisi bir köle, beceriksiz, sınırlı zekâya sahip, insanla hayvan arasında bir mahlukat olarak tarif edildiğini görüp hayal kırıklığına uğramıştın… Virginia, biraz da Anadolu topraklarında tekrar geçmişe dönelim… Türkiye’de Cumhuriyet döneminden önce kadınlara baktığımızda ne görüyoruz? O dönemde Anadolu’da sosyo-kültürel alanda ön planda yer alan belki birkaç kadın sayabilirim. Onların da çoğu gizli saklı faaliyet gösteriyordu. 1920’lere kadar kaç kadın yazarımız, şairimiz vardı? 1-2? Kısacası yok denecek kadar az… Kadınlar yazar mı olacaktı o dönemde? Neredee? Tefe koyarlardı. Tarihte, maalesef kadın her zaman toplumdan uzak tutulmak istendi. Kadın küçük görüldü ve beceriksiz olarak lanse edildi. İngiltere’de de böyleydi. Anadolu’da da durum benzerdi. Toplumların yarısını oluşturan “Kadın” tüm çağlarda aşağılandı ve asla öne çıkartılmaması gereken bir cins haline getirildi. Sevgili Virginia, kitabında verdiğin örneklerde, erkeklerin kadınlara uyguladığı baskının ve her zaman süre gelen “eşitlik” tartışmasının yanıtını tarihten alıntılar yaparak açıklıyorsun. Kadın ve edebiyat arasındaki bağlantıyı, kadınların erkeklerden neden daha az yazdığını, yaratıcılıklarının neden erkekler kadar olamadığını, tarihsel süreç içerisinde kadının toplumdaki silik ve geri plandaki konumunu, kadınların dünyasına dair ilginç tespitlerin ve farklı bakış açınla anlatıyorsun. Bu tarihe ışık tutan ve kadınların yolunu bir meşale gibi aydınlatan eserin için seni tebrik ederim. Bugüne kadar okuduğum diğer kitaplar, izlediğim filmler ve haberlerden edindiğim izlenim; doğuran ve çoğaltan bir varlık olan kadının, karşı cinsteki zihinsel verimliliğe de sahip olabilmesi gerçeğinin, kadın ve erkeğin zihinsel eşitlik ilkesinin bilinçli olarak yadsınması, yok sayılması... Ne yazık ki dünya üzerinde, kadının evde kapalı kapılar altında tutulduğu, bilim, sanat ve iş dünyasında önemsiz bir varlık olarak kabul edildiği, psikolojik ve fiziksel şiddete maruz bırakıldığı tarihsel karanlık dönemler oldu. Hiç anlamıyorum Virginia! Hangi hastalıklı zihniyet, kadının tiyatro oyununda oynayamayacağını, kitap yazamayacağını, şarkı besteleyemeyeceğini söyler? Hangi zalim düşünce, kadını işe yaramaz olarak tanımlayıp, ayak işlerine layık görür, hangi mantık beceriksiz ilan eder? Sevgili Virginia, belki de her şeye rağmen bugünleri görseydin, bir 100 yıl sonra bazı şeylerin değiştiğini ve geliştiğini görecektin. Bu gelişmişliğin yanında yetkin bir yazar olarak, illâ ki gelişkin düzenlerin aksayan taraflarını da görecektin… Bundan 100 yıl geriye gittiğimizde, bugünlerin hayâl bile edilemeyeceğini kesinkes düşünebiliriz. Dünden, bugüne neler oldu, neler yaşandı sevgili Virginia? Kadınlar savaşlarda, kıtlıklarda her zorluğa göğüs gerdi. Kendini unuttu. Anasına, babasına, kocasına, çocuğuna kendini vakfetti. Peki ya toplumda bir birey olarak kendisinin, yaratıcılığının, toplumdaki sosyokültürel, sanatsal, zihinsel, bilimsel varlığının rolü ne olacaktı? Ahh Virginia, geçmişi zaman makinesinde geri giderek değiştiremeyiz. Geleceği de ümit ederek şekillendiremeyiz. Hayatımızın anlamı tam olarak şu anda... Bugünler şekillenmedikçe, yarının hiçbir önemi yok maalesef... Geçmişi ders alınacak bir yapı olarak düşünüp, yarın için bugünden harekete geçmeliyiz. Kadın erkek ayırımcılığı bir yana; ırk, ten rengi, din, mezhep ayırımı da yapmamalıyız. Tek bir insan nesli olarak yaratıldığımızı kabul edip, birbirimizi ötekileştirmemeliyiz. Hepimiz bu dünyanın insanlarıyız. Bunu unutmamalıyız. Sevgili Virginia, ülkemizde kadınların temel hak ve özgürlüklerini kazanması, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet döneminde ve sonrasında oldu. Ülkemiz kadınlarının 1900’lerdeki okuma oranı yüzde 0,06 gibi komik bir rakamdı. Cumhuriyet sonrasında Latin alfabesinin yazı diline getirilmesi, kılık kıyafet devrimi, laiklik ve 1928’de, İngiltere dahil pek çok gelişmiş ülkeden daha önce, Türk kadınına seçme ve seçilme hakkının veren medeni kanun gibi ilke ve devrimlerle ülkemizde neler mi oldu? Kadın yazarlarımız, şairlerimiz, öğretmenlerimiz, profesörlerimiz, sinema, tiyatro sanatçılarımız, uçak pilotlarımız, doktorlarımız, şarkıcılarımız, bale yapabilen, opera söyleyen, dans edebilen kadınlarımız oldu. Kadınların erkeklerle eşit haklara ve statüye sahip olup, hayatın içinde etkin rol alması; memleketimizin yüzyıllardır kendisine hâkim köhne zihniyetten sıyrılarak, demokratik bir cumhuriyet haline evrilmesini sağladı. Sevgili Virginia, o yıllarda Amerika ve Avrupa kıtası bile, Türkiye Cumhuriyeti’nde gerçekleştirilen bu özgürlük devrimine şaşmış kalmıştır. İnanmazsan, Times’ın o dönemki yayınlarına bakabilirsin. Kitabında kadınlara şöyle seslenmiştin Virginia, “Para kazanın, kendinize ait boş bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın!” Biliyor musun Virginia, biz Cumhuriyet kadınlarının kurmaca yazarı olması için senin demiş olduğun üzere; ne “paraya”, ne erkekler “ne der?” diye düşünmemize, ne de içinde yalnız kalabileceğimiz “kendimize ait bir odaya” ihtiyacımız yok! Çünkü bizim, “Bir toplum, bir millet, erkek ve kadın denilen iki cins insandan meydana gelir. Mümkün müdür ki, bir toplumun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça, diğer kısmı göklere yükselebilsin!” “Kadınlarımız ilim ve fen sahibi olacaklar ve erkeklerin geçtikleri bütün öğretim basamaklarından geçeceklerdir. Kadınlar toplum yaşamında erkeklerle birlikte yürüyerek birbirinin yardımcısı ve destekçisi olacaklardır.” “Yoksul kadın, hiçbir şeyi olmayan kadın anlamında alınmıştır. Halbuki kadın denilen varlık, bizatihi yüksek bir varlıktır. Kadına yoksul demek, onun bağrından kopup gelen bütün insanlığın yoksulluğu demektir.” “Tarih, Türk inkılâbını anlatırken, bunun bir kurtuluş olduğunu en başta söyleyecektir. Bu kurtuluşun çeşitli aşamaları içinde de, özellikle kadınların kurtulmasını anacaktır.” “Dünya yüzünde gördüğümüz her şey kadının eseridir.” Sözleriyle bizlere seslenen bir Atamız, Mustafa Kemâl Atatürk’ümüz ve O’nun önderliğinde kurulmuş, kadını el üstünde tutan, güvencemiz, asırlık çınarımız, anlı şanlı 100 Yıllık Cumhuriyetimiz var! Umut dolu aydınlık yarınlara… Sevgilerimle,
devamını görAslıhan GÜVEN
