ULUS, CUMHURİYET'İNE

SESLENİYOR   

  • Bugüne kadar Türk milletine verilmiş en güzel hediye Cumhuriyet'tir. bize bu güzel vatanı armağan eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarına sonsuz teşekkürler. bizlere bu vatanı bıraktığınız için size minnettarız Cumhuriyetimizin 100. Yılı kutlu olsun. Nice 100 yıllara...

    devamını gör
    Nur BÖREKÇİ
  • Geleneksel tarzda, kâğıtlı, zarflı, pullu mektup yazmış ve almış bir kuşağın mensubuyum. Belki de hâlâ “o zamanların insanı” olduğum için mektup yazmanın, beklemenin, almanın sıcaklığını günümüzün fazlasıyla gelişmiş ve her geçen gün daha da gelişen iletişim araçları vermedi, vermiyor. Ancak zaman denilen değiştirici ve dönüştürücü sürecin pek çok alışkanlığımızı, istemesek de, değiştirdiğinin veya sona erdirdiğinin farkındayım. Bizim kuşağın mektup yazma alışkanlığı da, ne yazık ki, zamana karşı mukavemet edemedi ve hoş bir sada olarak “o zamanların” hüzünlü sayfalarının arasında kaldı. Bu nedenle Cumhuriyet'in 100. yıldönümü için mektup yazmak benim için geçmişe yapılan keyifli bir yolculuk oldu. Cumhuriyet'le ilgili pek şey söylenebilir. Çok geniş siyasal, sosyal, iktisadi ve kültürel tespitler ve analizler yapılabilir. Ben bu tür genel ve teorik değerlendirmelerden kaçınıp Cumhuriyet'in ben ve benim gibi pek çok kişinin hayatını doğrudan ve önemli bir şekilde etkilemiş bir özelliğinden bahsetmek istiyorum: Eğitimde fırsat eşitliği. Hayata kuş uçmaz kervan geçmez, kışın 4-5 ay dünyadan kopan, elektriği olmayan ücra bir köyde başladım. İlkokulu beş sınıfın tek derslikte ders yaptığı bir okulda okudum. Daha sonra eğitimime, sıradan ailelere mensup çocukların gittiği, Cumhuriyet'in eğitim kurumlarında devam edip ülkemizin köklü fakültelerinden biri olan Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdim. Kamuda ve özel sektörde çeşitli görevler ifa ettim. Yine Cumhuriyet'in imkânlarıyla yurtdışında yüksek lisans eğitimi aldım. Bu süreç içinde, emsallerime nazaran benim için küçük bir ayrıcalık yaratan yegâne husus, babamın Köy Enstitüsü mezunu bir öğretmen olmasıydı. Bugün hepimiz Cumhuriyet'e çok şey borçluyuz. Bu borcu ödemenin yegâne yolu gelecek kuşakların her alanda gelişmiş ve müreffeh bir ülkede yaşaması için elimizden gelen çabayı göstermektir. Bunun en önemli yolu ise herkese eşit, ulaşılabilir ve çağdaş normlara uygun bir eğitim imkânı sağlamaktır. Nice 100. yıllara...

    devamını gör
    Fazlı BULUT
  • Benim, Bizim, Hepimizin Cumhuriyeti 100 yaşında! 1973 ilkokula başladığım yıl. 1973 Cumhuriyetimizin 50. Yılı. Okulun ikinci günü okula geciktiğimde, okulu dolaşıp bütün öğrencilerin sınıfa girdiğini görünce herhalde artık sınıfa girilmez diye düşünerek eve geri dönmüştüm. O gün okul koridorlarını dolaşırken bir çiçeğe benzeyen Cumhuriyet’in 50. Yıl amblemi koridorları süslüyordu. Şu anda bile 50. Yıl marşının dizeleri aklımda: “Müjdeler var, yurdumun toprağına taşına Erdi Cumhuriyetim, elli şeref yaşına” O yıllarda en azından benim için, öğretmenlerimiz ve okulumuz için, Cumhuriyet sanki dün ilan edilmiş gibiydi, öylesine canlı ve çoşkulu bir şekilde 50. Yılı ulusça kutladığımızı hatırlıyorum. O yıllarda bir çocuk olarak Cumhuriyetimizin 100. Yılı her açıdan ileriye, çok daha ileriye ve iyiye ulaşacağımız, bizim için hayal etmesi bile çok heyecan verici bir ütopya idi. 1980’de yaşamının geri kalan kısmını geçireceğim, Cumhuriyetimizin başkentine geldiğimde, Ankara’da yaşayacağımız ilk evimize giden yolda TBMM binasının önünden geçerken Meclis’i ilk gördüğüm an, bugün gibi canlı bir şekilde aklımda. O yılların havası puslu Ankara’sında, arada parlayan bir masal figürü gibiydi benim için Meclis binası. O güne dek hep kitaplarda gördüğüm bu Ankara’ya özgü ve anlamlı simge yapı benim gözümde ülkemizin ve Cumhuriyetimizin somutlaştığı bir anıt yapı olduğu için belki de bu büyük heyecanı duymuştum. Evet bizler yani 1970’lerde çocukluğunu yaşayanlar, kendimizi bildik bileli Cumhuriyetin içine doğan ve onunla büyüyen bir nesiliz. Bizim için Cumhuriyet halkın kendisini yönettiği yönetim biçimi olmanın ötesinde toptan bir yaşam şekli idi. Cumhuriyet bilim, uygarlık, yerlilik, millîlik hepsini kapsayan bir kavramdı. Cumhuriyet bizdik. Cumhuriyet, onun kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde belki de başta çok kısıtlı bir topluluğun paylaştığı bir hayalin gerçekleşip giderek bütün bir ulusa mal olmasının, “egemenliğin kayıtsız şartsız Türk milletine ait olmasını” hedefleyen büyük bir ülkünün gerçekleşmesinin öyküsüydü. Biz bu ülkünün süregiden yaşamının şimdi tam 100.yılındayız! Cumhuriyet’in çocukları olarak yapabildiklerimiz ve yapamadıklarımız var. Bizim için önemli olan Cumhuriyet’in ilke ve değerlerine sahip çıkarak toplumsal bir ideal olarak o yörüngede devam etmek. Bu bizler için noktalanacak bir süreç değil, yaşam boyu ardından yürüyeceğimiz bir ideal olarak var olmaya devam edecek. Önce bir insan, sonra bir bilim insanı, bir doktor, bir ruh sağlığı uzmanı olarak Cumhuriyet’in kapsayıcı, herkesi dikkate alan, eşitlikçi, dayanışmacı, destekleyici, birleştirici, özgürleştirici, şefkatli, sevgi ve güven dolu özelliklerinin birey ve toplum olarak bizler için çok önemli ve yaşamsal olduğuna inanıyorum. Cumhuriyetimizin kurucuları, Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde her alanda çok önemli kazanımlar sağlayıp bir Cumhuriyet nesli oluşturmayı başardılar. Bizler, bir bütün olarak hepimizin bu emaneti koruyarak hem bizim insanımız ve hem de evrensel insanlık ailesi için yeni güzellikler katarak geliştireceğiz. Cumhuriyet yolculuğumuzun sonsuza dek süreceği inancıyla nice yeni yüzyıllara!

    devamını gör
    Prof. Dr. Mehmet Hakan TÜRKÇAPAR
  • 100.yaşını kutladığımız Cumhuriyet'im sayesindedir ki bir kız çocuğu olarak okudum ve şu an kendi ayakları üzerinde duran yetişkin bir kadın oldum. Ata'ma sevginin hiç eksilmediği bir evde büyüdüm, evimizin duvarında çerçevede resmi asılı dururdu. Benimle beraber o sevgi de büyüdü içimde, okuyup öğrendikçe Ata'ma ve onun kurup bize emanet ettiği Cumhuriyet'ime sevgim, minnetim arttıkça arttı. Pek de iç açıcı olayların yaşanmadığı bu karanlık komşu topraklarda Cumhuriyet sayesinde parladığımızı her geçen gün daha da iyi anlıyorum. Cumhuriyet'e daha da sıkı sarılmamız gereken günlerdeyiz. 100.yıl coşkusunu taa içimizde hissettiğimiz, bu coşkunun katlanacağı nice nice yüzyıllara... Sevgiyle, minnetle... İyi ki Atatürk, iyi ki Cumhuriyet...

    devamını gör
    Eda ÖZTÜRK
  • Alp Er Tunga'dan Bilge Kağan'a, Tuğrul Bey'den Alparslan'a, Melikşah'tan Fatih Sultan Mehmet'e ve milleti için kendini feda etmiş nice atalarımızdan Mustafa Kemal Atatürk'e kadar kahramanlar yetiştirmiş ve onlardan aldığımız mirası Cumhuriyet'le taçlandırılmış bir milletin mensubu olmakla gurur duyuyorum. Defalarca yok olacağı düşünülürken defalarca küllerinden doğan bir milletin bir kez daha şahlanışıdır CUMHURiYET. Damarlarımızdaki asıl kandan aldığımız güçle Atatürk'ün armağanı olan Türkiye Cumhuriyeti'ni sonsuza kadar yaşatmak biricik gayemiz ve görevimizdir. Bu vatanı kuran, koruyan, yükselten, bu vatan için can veren bütün atalarımızın ruhu şad olsun.

    devamını gör
    Emel Soyer BİLGİÇ
  • Her yerden Atatürk'ün o güzel sözleri, gözleri, sesleri ve Cumhuriyet coşkusuyla dolduğumuz bugünlerde senin sözlerini bir kez daha hatırladım Atam. Seni görmek demek, mutlaka yüzünü görmek değil. Senin fikirlerini, senin duygularını anlıyorsam ve hissediyorsam bu kâfidir. Ben anlamakla kalmıyorum, seni her gün yaşıyorum Atam. Cumhuriyet'i sen kurdun, bu ülkeye ve bizlere inandın, bizler de bunu son nefesimizi verene kadar yasatacağız. Ne şanslıyız ki 100. yılında bu hayattayız ve bu coşkuya dahiliz. Sevgin kalbimizde; olanlara aldırmadan yolumuza senin ışığınla devam ediyoruz. Tek gerçek senin yolun, bunu biliyoruz. Yaşasın Cumhuriyet! 

    devamını gör
    Ebru Ünlü ÖZUSLU
  • Cumhuriyet kelimesi Arapça “halk” manasına gelen bir sözcükten türetilmiş. Ve ben, bu “orijininde” Arapça olan kelimenin, sözlük anlamının ötesindeki gerçek manasını, Arap dünyasında, bilhassa da bir kadın olarak geçirdiğim yıllar boyunca ve sonrasında anladım. Cumhuriyet, Türkiye’de inşa edildiği haliyle, ilkokuldan beri zihinlerimize nakşedildiği en basit haliyle halkın kendi kendini idare etmesinden öte bir kavram. Siyasi gücün bir ailenin elinde değil, halk ve temsilcileri tarafından paylaşılıyor olmasının da ötesinde. Sahip olduğu şeyin değerini, onu kaybedince daha iyi idrak ediyor insan. Bizler aslında, en azından şu an için, kaybetmedik. Ancak kaybedenlerin veya ona hiç sahip olmayanların arasında yaşamak da elinizdekinin kıymetini ve ona sahip çıkmanın önemini anlamanızı sağlıyor. Cumhuriyet de benim için öyle oldu. Ben uzunca bir süre bir Arap ülkesinde yaşadım. Orada, başka Arap ülkelerinin halini öğrendim. Araba kullanma cüretini gösterdikleri için mahkemeye verilen, işlerini kaybeden kadınlarla tanıştım. Yaşadıklarım, gördüklerim, duyduklarım, okuduklarım ve hissettiklerim, cumhuriyetin bilhassa laiklik ve kadın hakları temelinde ne büyük kazanımlar getirdiğini görmemi sağladı. Ortadoğu’nun başka bir Atatürk’ü olmadı. Bölgede Atatürk’e ve reformlarına hayran olan, onları kendi ülkesine adapte etmek isteyen liderler oldu. Ancak hiçbiri Atatürk çapında bir devrim yapamadı. Bunun için elbette iç-dış koşulların müsait olması, biraz da talihin sizden yana olması gerekti. Ancak yine de cesaret gerekti, vizyon gerekti. Atatürk’te diğer her şeyin ötesinde o cesaret vardı, o vizyon ve misyon vardı. Bugün zorunlu başörtüsü kuralını ihlal ettiği gerekçesiyle gencecik bir kadının gözaltına alındığı ve polis nezaretinde hayatını kaybettiği İran, daha birkaç yıl öncesine kadar kadınların araba kullanıp kullanamayacağının tartışıldığı Suudi Arabistan veya yabancı bir erkekle evlenen Katarlı annenin, çocuğuna vatandaşlığı geçiremediği Katar -ve diğer Körfez ülkeleri- ile aynı klasmanda değilsek, bunu Atatürk’ün kurduğu ve emanet ettiği Cumhuriyet’e borçluyuz. Ve ben yalnızca bunlar için bile ona minnettarım.

    devamını gör
    Feyza GÜMÜŞLÜOĞLU
  • Bu yüzüncü yılda maalesef bize yakışır bir düzen içinde değiliz. Mustafa Kemal Atatürk’ün bize armağan ettiği bu vatanda namustan, dürüstlükten, ahlaktan, adaletten, haktan, hukuktan bahsetmek çok zor. Ülkemiz yüzüncü yılda yurtdışına çıkmak isteyip geri dönmek istemeyenlerle, kadınların ve çocukların şiddete ve istismara uğradığı, işinin ehli olmayanların yüksek makamlarda yer edindiği, hakim ve savcıların bağımsız hareket edemediği bir yüzüncü yıl! Yüzüncü yılı kutlamak öyle okullarda kutlama düzenlemekle, evimizin balkonuna bayrak ve Atatürk resimleri asmakla kutlanmaz. Atatürk’ün bize bıraktığı bu vatana yakışır bir şekilde gerçekten birlik olup bilim ve ilim yolunda ilerleyerek ülkemizin geleceğini düşünüp çalışarak, araştırarak ve öğrenerek oyumuzu doğru kişilere kullanıp bu ülkeye sahip çıkan liyakat sahibi kişilere vererek birlik olmalıydık. Başaramadık ama bu ülke için çabalamaktan ve umut etmekten vazgeçmeyeceğiz, Atamızın yolundan ayrılmayacağız.

    devamını gör
    Fizan POLAT
  • CUMHURİYET’E SESLENİŞ Ben 1941 yılının Türkiye’sine, İstanbul’da doğdum. Gururluydum; Müslüman ağırlıklı bir imparatorluğunun enkazından çağdaş bir toplum yaratmayı başarmış insanlardan birinin kızıydım. O mucizenin başlangıcına yetişemesem de yoktan var edilmiş ülkemin gelişim yıllarına tanıklık etmiştim. Cumhuriyetlerini dünyanın en ileri devletlerinin hizasına getirmeye yeminli diğer babaların kalbi gibi, benim babamınki de vatanı için atıyordu. Hepsi umutla, gayretle, fedakârlıkla bin türlü hastalığı yenmek; bataklıkları kurutup yanmış toprakları canlandırıp verimli hale getirmek; yollar, barajlar inşa etmek ve en önemlisi yüzde doksanı okuma yazma bilmeyen cahil halkı eğitmek için seferber olmuşlardı. Şanslıydım; ilkokulu Anadolu’nun bağrında, ilkel bir Orta Çağ kasabasından bir hamlede yüz yılları aşıp, Yeni Çağ’a atlayarak bir başkente evrilmiş Ankara’da okudum. Ancak 19. yüzyılın ikinci yarısında kazandıkları kadı nikâhı ve mirastan üçte bir hak ediş için sevinen, ortaokula 1862, üniversiteye ise 1914 yılında kavuşan büyükannelerimden çok daha şanslıydım üstelik. Türk yasaları önünde her alanda erkeklerle eşit doğmuştum! Kıvançlıydım; 1970’li yılların sonuna kadar eğitimcilerinin yüzde 60’ı, finans sektöründe çalışanlarının yüzde 50’si, hukukçularının yüzde 40’ı, hekimlerinin, eczacılarının yüzde 30’uyla Avrupa kıtasında çalışma hayatına kadın katkısı en fazla olan ülkenin, Türkiye’min vatandaşıydım! Hayatımın altmış yılı boyunca çeşitli engellere takılsa da ilerlemesini seyrettiğim, uzun süredir de itibar kaybına şahit olduğum Cumhuriyet’im için bugün şunları diyebiliyorum: Sayende birey oldum, erkeklerle her alanda eşit oldum, değerlerinle eğitildiğim için kimseye muhtaç olmadan yaşadım, başım öne eğilmedi. Fabrika ayarların şaşarken öngöremediklerim, engelleyemediklerim için bağışla beni. Üzgünüm ama umutsuz değilim. Seni çok daha kötü şartlarda kuran Atatürk’ümüzün yolunda yürüyerek kaybettiklerimizi geri kazanacak, çağdaş dünyaya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye ayarlanmış tüm kurumlarımızla yeniden doğacağız Cumhuriyet’im! Sen var oldukça biz, biz var oldukça sen hep var olacaksın!

    devamını gör
    Ayşe KULİN