
ULUS, CUMHURİYET'İNE
SESLENİYOR

Sevgili Cumhuriyet, 35 yıl önce varlığınla aydınlattığın bu topraklarda doğdum. Cumhuriyet çocuğuydum. Törenlerde şiir okurken içindeki coşku gözlerinden yaş olarak akan, küçücük kalbine koca bir minnet duygusu sığdırmış çocuklardan biriydim. Cumhuriyet kadınıyım şimdi. Sayende toplumda varlığımın bir önemi var, söz hakkım var, hür iradem var... 100’üncü yılını kutluyoruz bu yıl. 1923’te Atamızın fitilini ateşlediği meşalemiz 100 yıldır yanıyor ve hiç şüphem yok ki yüzyıllarca yanmaya devam edecek. Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde varlığın için savaşan tüm isimsiz kahramanlarımıza selam olsun...
devamını görÖzge DEMİRCİ
Merhaba, Gaziantep'ten yazıyorum, lise 2'ye gidiyorum ve bu mektubu biri okur mu bilmiyorum. Ama her binada, her binanın her katında Türk bayrağı görmek beni çok onurlandırıyor ve çok gururlandırıyor. Düşününce 700 yıllık saltanattan sonra Cumhuriyet kurmak kolay olmamalı ve biz bu kurulan Cumhuriyetin 100.yılını gördük. Bugünü gördüğüm için şanslı hissediyorum. Ülkenin 4 bir yanından milli duygular içerisinde bir arada bulunmamız beni çok mutlu ediyor, umarım bu milli birlik ve beraberliğimizi hiç kaybetmeyiz.
devamını görSevim YILMAZ
Cumhuriyetimizin yüzüncü yılına yaşım genç, aklım yerindeyken denk gelebilmek ne büyük bir şans, ne kadar büyük bir mutluluk bilemezsiniz. Şu an burada bunları yazabiliyorsam hem de kendi alfabemle, özgürce kendimi ifade edebiliyorsam, seçebiliyorsam seçilebiliyorsam, kendi ayaklarımın üzerinde durabiliyorsam, kimseye minnet etmiyorsam, kimsenin kölesi değilsem, bir lokma ekmeğe muhtaç değilsem tek bir başkomutan ve gizli kahramanları sayesinde. İyi ki bu dünyadan bir Mustafa Kemal geçmiş ve iyi ki bizim ufkumuz olmuş. Bu vesileyle, başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, emeği geçen SeyiT Onbaşı, Kara Fatma, Fevzi Çakmak, Halide Edip…vs ismini sayamadığım nice kahramanlara Allah'tan rahmet diliyorum. Onlar olmasaydı bizler olmazdık… Ne mutlu Türküm diyene…!
devamını görSedef ÇELİK
Umutlarımızın, adaletin, eşitliğin, huzurun olduğu nice yüz yıllara! Yaşa Cumhuriyet…
devamını görDerya BALCI
Milletçe, aydınlanmanın yolunun Cumhuriyetten geçtiğini anladığımız gün Atamızın mirası da gerçek değerini bulmuş olacak. Ülkemiz şu anda da yabancı ülkeler tarafından işgal altındadır. Bunun farkına varabilmenin tek yolu da yine Cumhuriyeti anlamaktan geçmektedir. Karanlığa karşı aydınlık, cehalete karşı eğitim, hukuksuzluğa karşı adalet, savaşa karşı barış, düşmanlığa karşı sevgi tek çözüm Cumhuriyettedir. Sevgili Atamızın düşüncelerini, yaptıklarını anlamak en önemli görevimiz olmalıdır. Sevgili Atam senin gibi bir lidere sahip olmak bizim en büyük mutluluğumuz. Ne mutlu Türküm diyene...
devamını görFeray GÜRTEKİN
Küçüktüm Cumhuriyet, büyüdüm Cumhuriyet, son nefeste de Cumhuriyet. Atam sen rahat uyu.
devamını görManolya GÜLSEVER
Böyle gelmiş böyle gider demeyerek, bütün imkânsızlıklara rağmen pes etmeyerek kurulan bu Cumhuriyet'i, böyle gelmiş böyle gitmez diyerek koruyacağız. En büyük özgürlük, vatanına ait dili vatanında konuşabilmektir. Ve biz tüm milli değerlerimizi, milli benliğimiz olan Cumhuriyet'imiz ile birlikte koruyacağız. Cumhuriyet'in ışığında bilim ve edebiyat üreteceğiz. Çünkü her ikisi de ancak özgürlüğün var olduğu toplumlarda olabilir. Ve özgürlük ancak "Cumhuriyet" ile sağlanabilir. Bayramımız kutlu olsun...
devamını görŞafak ŞAHİN
Bugün Cumhuriyet'in 100 Yılı. Kendi kurtuluş savaşını vermiş. yakımdan yıkımdan kurtulup bir olmanın, birlik olmanın ruhuyla kurulmuş şanlı cumhuriyet iyi ki biz doğmadan sana sahip çıkan ve seni unutturmayan bir nesille büyüdük. Atatürk'ün izinde, onun yolunda ve onun kurduğu cumhuriyetin nice yıllar görmesi dileğiyle. Gelecekten dileğim yine yeniden doğup hakkın, hukukun, adaletin insan hakları ve demokrasinin olduğu, insanın ve insan yaşamının tekrar egemen olduğu, olacağı nice 100 yıllara. Bu topraklarda yaşamanın onurunun, gururunun ve ne kadar kıymetli özel bir hazineye sahip olduğumuzun anlaşılacağı nice yıllarımız olsun. Geçmişten aldığı kökle cumhuriyetin ve Atatürk'ün anlaşılacağı, kıymetinin bilineceği umut dolu seneler diliyorum. Onun izinde onun yolunda...
devamını görHatice Kübra KAYA
Kadim dostum, Bir zeytin ağacının gövdesine sırtımı yaslamış, sana bu mektubu yazıyorum. Mektubum eline geçtiğinde bana sitem edeceksin biliyorum, hatta “Gittiğinden beri neden iki satır yazmadın, şimdi mi aklına geldik Emin Efendi?” dediğini duyar gibiyim. Sana yazacağıma dair söz verdiğim halde aylarca habersiz bıraktığım için mahcubiyet içerisindeyim. Yaşadıklarımızı anlatınca bana hak verecek, “Neler yaşamışsın vre!” diyeceksin. Belki de bizim kafilemizle gelmek istemeyip geride kaldığın için sevinç duyacaksın. Seninle vedalaştığımız o gece bana son kez bakışın gözümün önünde. Uzak diyarlarda hayata tutunmaya çalışırken Midilli İdadisi’ndeki anılarımızı düşündüm durdum. Sen aşkını tercih ettin, biz ise yeni kurulan bir ülkenin aşkını. Görüyorsun ya, her birimiz aşkın farklı hallerini tercih ettik. Savaşa, zulme dayanamayıp topraklarımızdan kaçmak zorunda kaldığımız o gece, Midilli Limanı’ndan kalkacak gemiye vardığımızda içler acısı bir sahneyle karşılaştık. Neredeyse bütün ada halkı (sen hariç), onları yeni vatanlarına götürecek bu gemiye akın etmişti. İnsanlar güvertede bir ağa takılıp çırpınan balıklar gibiydi. Validem “Beş çocukla bu gemiye nasıl sığarız?” derken babamı tanıyan bir sandalcı yanımıza yaklaştı. “Arif Ağam, bu gemi karşı kıyıya gitmeyecek, ırak bir limana götürüp bırakacak insanları, isterseniz ben iki çeyrekliğe sizi sandalımla karşı yakaya geçiririm” dedi. Babam bir an bile düşünmeden kabul etti. O gece sabaha kadar epey sarsıntılı, dalgalı, meşakkatli bir yolculuk yaptık. İnsan kendi denizinden korkar mı hiç? Ege Denizi’nin en tekinsiz haline şahit oldum. Sabaha karşı sular duruldu, gökyüzü sancılandı, bin bir renge büründü. Göğü ilk kez böyle yamalı bir kumaş gibi görüyordum. Turuncular pembeler, alacalı maviler, morlar birbirine karıştı. En nihayetinde gün ışıdığında ise karşımızda tüm heybetiyle Kaz Dağları duruyordu. Yeni vatanımıza güneş doğmuştu. Sandaldan indiğimizde Edremit’e varana kadar zeytinliklerin içinden yürüdük, gece olunca camilerde uyuduk. Fırınlar terk edilmiş, köyler ateşe verilmiş, evler kullanılamaz ve harap haldeydi. Girit’ten, Selanik’ten bizden evvel gelmiş ailelerle birbirimize kenetlendik, başımızı sokacak bir yer ve biraz erzak bulduk. Savaşın uğursuz sesi ve insanın ruhuna sirayet eden karanlığı kol geziyordu. Gecelerce bilinmezliğin içinde bekledik. Derken Ayvalık Cephesi’nde savaşmak üzere askere alındım. Yunan ve İtalyan bölüklerine mağlup olduk. Hayatta kalmak için esarete razı geldim. Yunan Komutan Vassili’nin askerleri beni Edremit İlkokulu’nun bodrumuna hapsetti. Günlerce o karanlık ve izbe bodrumda ölmeyi bekledim. Mahalli efeler ve milis güçlerin planları sayesinde esaretten kurtuldum. Behemehal milli cemiyet kurulma çağrısının yapıldığı Edremit mitingine katıldım. Gündüzleri Milli Cemiyet’le, geceleri efelerle planlar yapıyordum. Kalbimizde sadece tek bir umut vardı. Yeni bir ülke kurulacak, Cumhuriyet ilan edilecek. Düşman işgalinden kurtulacağız. Bundan birkaç ay önce Gazi Paşa Cumhuriyet’i ilan etti. Önce düşman işgalinden kurtulmamız, ardından da yeni bir hükümet. Halkı aldı bir sevinç, kahramanlık türküleri, destanlar, marşlar, şenlik ateşleri… Hepimiz yeni kurulan Cumhuriyet’in uzun ömürlü olmasını diledik. Cumhuriyet’in ilanının hemen ardından Muhtelit Mübadele Komisyonu kuruldu, Midilli’de arsa ve evlerimiz için mal beyanatı yapabildik. Böylece oradaki mallarımıza karşılık burada ev ve zeytinlik aldık. Evleri, camileri, limanları yeniden inşa etmeye başladık. Devlet henüz emekleme evresinde bir bebek gibi taptaze. Kadın ve erkeğe eşit haklar sağlanacak, kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilecekmiş. Latin alfabesi kabul edilecek, kılık kıyafet devrimi yapılacakmış. Yeni okullar, yeni devlet kurumları açılacakmış. Ve hepimizin bir soyadı olacakmış. Herkes sokaklara taşmış, coşkuyla bekliyor. Ben de yeni kurulan cumhuriyetimize hizmet etme kararı aldım ve Maliye memurluğu sınavlarına başvurdum. Eğer bu mektubum eline geçerse lütfen geciktirmeden bana yaz. Dilerim bir gün yeniden kavuşabilir ve sırtımızı aynı zeytin ağacına yaslarken seninle eski günlerdeki gibi sohbet edebiliriz. Baki dostluk ve selam ile, gözlerinden öperim. Emin. (Gitme Gül Yanakların Solar romanımda anlattığım ve Cumhuriyet’in ilanının gerçek tanığı olan büyükdedem Emin Efendi’nin mektubudur. Belki hayal ürünüdür, belki de değil.)
devamını görİrem UZUNHASANOĞLU
