
ULUS, CUMHURİYET'İNE
SESLENİYOR

"Cumhuriyet demek; Özgürlük demek, umut demek, gelecek demek, bu Ülke'ye bitmeyen sevda demek benim için. Kolay değil darmadağın, paramparça olmuş bir Ülke'yi geleceği olmayan bir Halkı arkasına alarak Anadolu'mu buram buram yurt sevdasıyla dolu o koca yürekleriyle ve bitmeyen azimleriyle düşmanlardan arındırıp Türkiye Cumhuriyeti'ni kurup bizlere bırakan "ATAMIZ'a" 100 yıl sonra minnet, sevgi, saygı ve özlemle kurmuş olduğu CUMHURIYET'i daha nice 100 yıllara ölene dek onurla severek taşımaya devam edeceğiz. Ata'm senin´de söylediğin gibi" Bizlerinde naciz vücutları, bir gün elbet toprak olacaktır. Fakat kurduğun "Türkiye Cumhuriyeti, ilelebet payidar kalacaktır." Bizlerden sonra da Evlatlarımız bu ödevi devralacaklardır. Sen rahat uyu! Ne Mutlu Türk'üm Diyene
devamını görEkrem GÖKMEN
Ben Cumhuriyet'e doğdum. Hem bir kız çocuğu hem de bir kadın olarak Cumhuriyet'le büyüdüm, okudum, öğrendim, hasta insanlara şifa olmak için hizmet ettim ve Cumhuriyet'in bana verdiği değerlerle evde, sokakta, olduğum yerde hür yaşamaya devam ediyorum. Kimseye ne biat ettim ne de kimsenin kölesi oldum! Seçtiğim her alanda "Ben varım" diyebiliyorsam hâlâ, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün dediği gibi "Muhtaç olduğun kudret damarlarımdaki asil kanda mevcuttur" ve Cumhuriyet bize bu hürriyeti sağladığı için hayallerimizin bile ötesinde çok kıymetlidir... İnanıyorum ki bu değerlere sahip çıkmak hepimizin öncelikli hedefidir. Yüz yıl, bin yıl, on bin yıl ve sonsuza kadar bu bilinçle Cumhuriyet hüküm sürecektir bu topraklarda... Bu hediyeyi canları pahasına bize veren tüm şehitlerimize ve Ulu önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e sonsuz şükranlarımı sunarım.
devamını görDerya CANTİMUR
Adına Türkiye Cumhuriyeti denen mucizenin kuruluşundan bu yana tam bir yüzyıl geçti. Bu mucizeyi gerçekleştiren Mustafa Kemal Atatürk’ün anısı bugün hâlâ her Türk vatandaşının kalbinde ilk günkü sevgi, saygı ve minnettarlıkla yaşamaktadır. Onun büyüklüğü sadece ülkesini işgalden kurtarmakla değil, aynı zamanda hayata geçirdiği “harf devrimi” “kıyafet devrimi” “sanayi devrimi” gibi reformlarla halkını “muasır medeniyetler” seviyesine taşımakla da ilgilidir. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet, o günün fedakâr girişimcilerinin, olağanüstü bir çabayla kalkınma hamlesinin içinde Ata’mızın yanında yer almalarına vesile olmuş ve ilk on yılda gelişme adına inanılmaz hamleler yapılmıştır. Ailece, kalkınma hamlesinde Atatürk’ün yanında yer alıp, özverili çalışmalar yapan sanayici Nuri Demirağ’ın torunları olmaktan büyük gurur duymaktayız. Sivas, Divriği doğumlu büyükbabamız Nuri Demirağ, ülke işgal altındayken İstanbul Mali Varidat (denetleme) Müdürü olmuş, daha sonra ticarete atılmıştır. Cumhuriyet kurulduktan sonra da kardeşi ile birlikte müteahhitliğe başlayıp çeşitli bakanlık binalarını, ayrıca Bursa Merinos, İzmit SEKA, Sivas Çimento gibi fabrikaları yapmışlardır. Ülkenin kalkınmasının, şehirlerin birbirine bağlanması yoluyla gerçekleşebileceği gerçeğinden yola çıkarak inşa edilmekte olan demiryollarında ilk Türk müteahhitleri olarak Samsun-Sivas hattını başarıyla hayata geçirmiş, daha sonra da demiryolu inşaatlarına devam etmişlerdir. 10. Yıl Marşı’ndaki dizelerden ilham alan Atatürk onlara Demirağ soyadını vermiştir. Havacılığın, ülkelerin kuvvetlenmesinde önemli rol alması gerektiğinde de Nuri Demirağ maddi, manevi bütün varlığını ortaya koyarak uçak imalatına girişmiş, Beşiktaş’ta “Nu.D. Tayyare Fabrikası”nı kurmuştur. Daha sonra da Yeşilköy’de uçak hangarları, pistler, pilot ve teknisyen yetiştirmek üzere Gök Okulu’nu kurup 1930’larda devletin havacılık çalışmalarıyla birlikte ülkemizi dünyada kendi uçağını imal edebilen beş ülke arasına sokmuştur. Cumhuriyet coşkusuna katkı sağlamış bir ecdadın torunları olmak bizler için büyük gurur kaynağıdır.
devamını görBilge KUM
Ben 62 yaşındayım. Cumhuriyet'in 100. yılını görmeyi Allah bana nasip etti, bir dahaki 100 yılda Atatürk ilke ve inkılaplarını terk etmeyin. Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran kahraman şehit ve gazilerini hayırlarla yad ediyorum. Ortadoğu'da 100 yıldır kan gölü var. Cumhuriyet'in sayesinde bizler huzurlu ve mutluyuz. Dilerim gelecek nesiller Atatürk ilke ve inkılaplarıyla barışık bir şekilde yaşarlar. Hepinize saygı ve sevgilerimi sunarım...
devamını görİsmet BALOĞLU
“Müjdeler var yurdumun toprağına taşına. Erdi Cumhuriyetim elli şeref yaşına” 12 yaşındayım. Pangaltı Ergenekon Caddesi Nur Apartmanı’ndaki evin mutfağında üzerimde siyah okul önlüğüm, sobada kızarmış ekmekle kahvaltımı ederken radyoda 50. Yıl Marşı çalıyor. 50 yıl o kadar eski geliyor ki, sanki Cumhuriyet evde ailenin ölmüşlerinden kalan, asla kırılmaması gereken bir vazo gibi. Öyle korunaklı bir yerde ki asla kırılacağını düşünmediğin, sonra sana kalacak mavi mineli bir vazo sanki… Bir gün gelecek, Cumhuriyet’in 100. Yılını göreceksin deselerdi 12 yaşındaki kız çocuğuna, şaşırırdı herhalde. Çünkü 50’ler, 100’ler çocuklara çok geliyor… Hele de 100 yaşındaki Cumhuriyet’i “kırmaya” çalışanların olacağı söylenseydi muhtemelen algılayamazdı. 12 yaşın umut dolu yüreğiyle kahvaltıdan sonra okula yürürken, 50. Yıl Marşı’nı istemsizce mırıldanırken Cumhuriyet’i değil, seneye ortaokula başlayacağımı düşünüp neşeleniyorum. Bir şey olmak istiyorum. Ne olmak istediğimi bilmiyorum ama olmak istiyorum. 50. Yıl’da beni olur kılacak şeyin Cumhuriyet olacağının farkında değilim. 100. Yıl’da bunu biliyorum. Elimden geldiğince uğursuz bir taşla kırılan mavi mineli vazonun savrulan parçalarını toplanmasına yardım etmeye çabalıyorum. Canım Cumhuriyet, yaşamak için seni yaşatacağız
devamını görŞaziye KARLIKLI
EN ÇOK ATATÜRK’Ü VE CUMHURİYET’İ SEVİYORUZ Cumhuriyet’le, Türkiye Cumhuriyeti 27 yaşında iken tanıştım. Bu tanışma, ilkokul 1. sınıfta başladı. Kayseri’deki okulumuzun adı, “Cumhuriyet İlkokulu” idi. Evimizden, elimde kartondan yapılmış çantamla okula gidip gelirken geçtiğim, şehrin en büyük alanının adı da “Cumhuriyet Alanı”… Evimizde Atatürk’ün fotoğrafı vardı; Cumhuriyet Alanı’nda da “Atatürk Anıtı”… Okulumuzda sabahları Öğrenci Andı’nı hep birlikte söyledikten sonra, öğretmenimiz “Çocuklar, en çok kimi ve neyi seviyorsunuz?” diye sorunca, yüksek sesle “Atatürk’ü ve Cumhuriyeti” diye cevap verirdik. Atatürk’ü, Çanakkale Cephesi’nde düşmana karşı birlikte savaştığı babamdan dinledim. Osmanlı Devleti 1918’de 1. Dünya Savaşı’nı kaybedince, bir zamanlar üç kıtaya yayılmış olan koskoca imparatorluk, Anadolu ve Trakya’da sıkışıp kalmış. Savaşın galipleri ise başta İstanbul ve İzmir olmak üzere tüm Türk topraklarını ele geçirmek istemiş. Atatürk, 16 Mayıs 1919’da, Kurtuluş Savaşı’nı fiilen başlatmış. Topu tüfeği yokmuş ama kurmay donanımı varmış. O gün Bandırma Vapuru ile Galata İskelesi’nden yola koyulmuş. Yanında 18 kişiden oluşan yol arkadaşları bulunuyormuş. Vapurun alt kattaki deposuna dağlık arazide gerekebilir diye Atatürk’ün talimatıyla birkaç adet binek atı bindirmişler. Deniz yolculuğu üç gün sürmüş. 19 Mayıs’ta Samsun’a ulaşmışlar. Karayoluyla Amasya’ya uğrayıp önce Erzurum’da, ardından da Sivas’ta kongreler toplamış. Kurmayı hedeflediği Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temel taşlarını Anadolu’da döşemiş. Çetin yolculuğu yaklaşık sekiz ayda tamamladıktan sonra, 27 Aralık1919’da Kayseri üzerinden Ankara’ya ulaşmış. Başkent olmasına karar verdiği, adeta bir Anadolu kasabası büyüklüğündeki Ankara’nın Kalaba semtinde bulunan Ziraat Mektebi’nde karargâh kurmuş. Bir yandan Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa ile Kurtuluş Savaşı’nı yöneten Mustafa Kemal Paşa, bir yandan da halkın temsilcilerinden oluşacak Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşunu planlamış. Bu kuruluş 23 Nisan 1920’de gerçekleşmiş. Kurtuluş Savaşı bütün şiddetiyle devam ediyormuş. Yunan birlikleri Polatlı’ya kadar gelmiş. Mustafa Kemal Paşa, Büyük Millet Meclisi’nin geçici olarak Kayseri’ye taşınmasını kararlaştırmış. Ankara’da marangozlara yaptırılan Meclis başkanlık kürsüsü Kayseri’ye götürülüp lise binasındaki büyük bir salona kurulmuş. Kısa bir süre sonra Türk birlikleri kontrolü sağlamış, başkentin Kayseri’ye taşınmasından vazgeçilmiş. 30 Ağustos 1922’de, Başkomutanlık Meydan Savaşı kazanılmış. Türkiye’nin tapu senedi olan Lozan Antlaşması’ndan üç ay sonra, 29 Ekim 1923’te, Büyük Millet Meclisi, Türkiye Cumhuriyeti’ni ilan etmiş. TBMM, 1. Cumhurbaşkanlığa da Mustafa Kemal Paşa’yı seçmiş. Evet, Atatürk’ü ve Cumhuriyet’i çok seviyoruz. Çünkü; * Ümmet idik, ulus olduk. * Tebaa idik, birey olduk. * İnsan hakları ve toplumsal barışla tanıştık. * Kadınlarımız, ikinci sınıf vatandaş olmaktan kurtarıldı. * Arap harflerinden Latin harflerine geçtik, dünyaya açıldık. * Cumhuriyet okulları ve üniversiteleriyle çağı yakalamak için yola koyulduk. * Tekke ve zaviyeleri, yaşam alanımızdan çıkardık. * Kıyafet devrimi sayesinde, çağdaş kıyafetlerle donandık. * Bilim ve teknolojiyle kalkınmayı öğrendik. * Düşünce ve basın özgürlüğünü yaşayarak gördük. * Dış politikada denge siyaseti sayesinde Atatürk’ün “Yurtta Barış, Dünyada Barış” prensibini rehber edindik. * Milli eğitim, milli savunma ve milli kalkınma, bizlere insanca yaşama yolunu açtı.
devamını görHulusi TURGUT
Atam bu ne güzel tesadüftür ki bugün biraz geç kalmış olsam da NUTUK okumaya başladım. Duygulanmamak elde değil. Hakkınız ödenmezmiş bir kez daha anladım. LALE DEVRİ NASIL BİTTİYSE SULALE DEVRİDE ÖYLE BİTECEK ATAM!
devamını görMusa ÇOBAN
Bundan 100 yıl sonra da şu an hissettiğiniz duygu, göğsünüzde bir gurur, içiniz kabarır, boğazınızda gururdan geçmişin mücadelesinden bir yutkunma ve tutamadığınız birkaç damla gözyaşı varsa farklı zamanlarda aynı düzlemde buluştuk, yaşasın ve yasayacak cumhuriyet. 100. Yıl kutlu olsun, sen çok yaşa güzel ülkem.
devamını görTuğba LALE
Saygım, sevgim, minnetim sonsuz Atam… Kelimeler kifayetsiz… Nice nice 100 yıllara Cumhuriyet! Yaşa Mustafa Kemal Paşa Yaşa❤️
devamını görMelike DİLSİZ
