
ULUS, CUMHURİYET'İNE
SESLENİYOR

Müjdeler var yurdumun toprağına taşına Erdi Cumhuriyet’im 100 yıl şeref yaşına Cumhuriyet çocukları olarak kızıma vasiyetim; Cumhuriyet’imize sahip çıkacak yeni nesiller yetiştirmesidir.
devamını görLeman Sayit ARAT
Öncelikle bu mektubu okuyorsanız ben çoktan toprağa karışmış olacağım. Ama Şundan eminim ki Türkiye Cumhuriyeti hâlâ ayakta kalacak, siz bunu okuduğunuzda belki torunlarınız size okuyacak bu mektubu. Hayatıma girip benim evlatlarım olduğunuz için çok teşekkür ederim. Sizlerden isteğim cumhuriyet ilkelerine ve Atatürk'e sahip çıkmanızdır. Bu güç damarlarınızdaki asil kanda mevcuttur, sizi ebedi dünyada bekleyeceğim. Sizi seviyorum, Allah bahtınızı açık etsin, hoşça kalın.
devamını görİsmail KIYAK
Sevgili Atam, senin izinde, senin yolunda ilerlerken attığımız adımlarla tam 100 yıl ilerledik, bugün Cumhuriyetimizin 100. yılı ve ilelebet senin izinden gitmeye devam edeceğiz ve nice asırları geride bırakacağız, Ne mutlu Türküm diyene!
devamını görSezin YILDIRAN
Sevgili Cumhuriyet, Ben, bana sunduğun imkânlarla bugün de seni anan gençliğim. Dile kolay, bir asır geçti sana sahip olalı. O günden bugüne ülkemin adının yanında senin adını ve senin adında özgürlüğü bulduk. Seni bana kazandıran atam Mustafa Kemal Atatürk ile bu yıl seni anmak ve onun huzurunda sana bu satırları yazmak bana gençliğimin verilmiş en güzel hediyesidir. Hakkında çok konuşuluyor. Sayende haklarımız ve hürriyetimiz aslında adının bile düşünülmediği zor yıllarda çıktı ortaya. Belki de bugün hâlâ senin bizlere hediye ettiğin eşsiz özgürlükleri kendisine bile layık görmeyen, adının yanında istemeyen, "hak" dediğimiz kavramın anlamını dahi bilmeyen birçok millet vardır. Ben bu bilgilere sahip değilim, üzgünüm... Benim bildiğim kısıtlı şeyler olsa da bu bilgilerin kısıtlılığında en çok seni bilir, sayarım. Teşekkür ederim. Bugün bu cümleleri mutlulukla yazmama sebep olduğun için. Çok teşekkür ederim kim olduğumu ve neden olduğumu bana öğrettiğin için..
devamını görCeren TAYBOĞA
Ata’m Cumhuriyet'i 100. yılına getirebildik. Senin ikinci savaşının ne ile olduğunu görebilmenin onurunu ve sorumluluğunu taşımaktayım. Ülkemizin her geçen gün güçlenmesini, kutuplaşmaların bitmesini, bilimde-eğitimde-sanatta/kültürde-sporda-ekonomide-tarımda ülkemizi muasır medeniyetler seviyesinin üstünde tutabilmeyi ve gençlere verdiğin vazifeyi hem yerine getirebilmeyi hem de arkadan gelenlere aktarabilmeyi diliyorum. Ölüsün doğru, fakat öldüğün hiç belli olmayacak Ata’m. Seni unutturmamaya, kurduğun cumhuriyeti ilelebet yaşatmaya, ülkeyi cennet olarak korumaya yeminle!
devamını görÖznur YOLAÇAN
Cumhuriyet'in 100. yılından itibaren dilediğim ve umduğum şey; bu ülkede asgari ücretle çalışan bir kişinin Türkiye'nin, hatta dünyanın en iyi otellerinde yapacağı 1 haftalık tatil için 8-10 aylık maaşını vererek değil 1 aylık kazancının yarısıyla tatil yapabilecek bir yüzyıl olmasıdır.
devamını görİsmail YÖRÜK
Sevgili Cumhuriyet artık yüzüncü yılındasın yüzüncü yılını çok coşkulu bir şekilde kutlayacağız. Çok güzel olacak bu mutlu günde
devamını görElisa Kader TİRYAKİ
Güzel olan ne varsa Cumhuriyet' in 100' ünden... Geleceğe güvenebilmek Cumhuriyet' in 100' ünden.... Sahip olduğumuz tüm haklar, topraklar Cumhuriyeti'in 100' ünden... Daha binlerce yıl var olsun, hep yaşasın Cumhuriyet...
devamını görMeltem KOYUNOĞLU
Ailemizdeki Cumhuriyet kuşağının son temsilcisi babaannem Sevim Ertuna’nın gözünün dolduğunu bir kez gördüm hayatımda: 10 Kasım 1938’de, Atatürk’ün öldüğü haberini alan 11 yaşındaki öğrenci halini yıllar sonra bana anlatırken… Doğduğum aile bir Cumhuriyet inşasıydı ve buna minnettardı. Subaylar, devlet memurları ve öğretmenler; İstanbul’daki hayatlarını farklı zamanlarda Cumhuriyet’in merkezine, Ankara’ya taşımış orta sınıf mensupları… Üniversite yıllarında aileye karşı mesafe, resmi ideolojiye karşı şüphecilikle harmanlandı. Bir başkaldırı olmasa bile, sert bir sorgulamanın hayata giren yeni dostlar ve kitaplar üzerinden tedavülde olduğu dönemdi. Üstelik 90’ların sonu 2000’lerin başına denk gelen bu dönem, popüler entelektüel alanın post-modernizm akımlarından beslenip memlekette ters giden her şeyden Cumhuriyet ve kurucu kadroyu suçlayan isimlerin medyada ve kültür sanat hayatında tekelleştiği zaman dilimiydi. Kısa sürede bu rüzgarın bir karşı iktidar mücadelesinin boğucu fırtınası olduğu ortaya çıktı. En azından bizlerin nezdinde. Seçtiğim meslek olan gazetecilikte tercihim dış haberlerdi. Afganistan’a, Pakistan’a çatışmaların bir türlü sonlanamadığı Irak’a gittim. Arap halkları kendilerini on yıllardır demir yumrukla yöneten liderlerini devirmek için sokaklara döküldüğünde Tunus ve Mısır’daydım. Protestoların küresel ve bölgesel güçler tarafından rejim değişikliği için birer kaldıraç olarak kullanıldığı dönemde vekalet savaşının kavurduğu Libya ve Suriye’ye defalarca yolculuk yaptım. Gazze, Batı Şeria ve İsrail’de güvenlik, insan hakları ve demokrasi arasındaki kırılgan bağı, özgürlüğün bedelini sorguladım ve dini öğretilerin toprak ele geçirme ve insan hayatına kast etmede nasıl araçsallaştırıldığına tanık oldum. Cumhuriyet’in ve laikliğin ne anlama geldiğini esas olarak onların yokluğunda, on yılı aşkın süren bu savaş muhabirliği döneminde anladım. Her ne kadar aşındırılmış ve örselenmiş olsa da her ne kadar evlatları arasında ayrımcı uygulamalara yol açan bir şekilde kurumsallaştırılsa da büyük bir bereketin olduğu kadar büyük belaların da coğrafyası olan bu bölgede bir yaşam alanı açtığına tanık oldum. Temel aydınlanma değerlerinden beslenen bu inşa projesinin kısa sürede tedavüle sokulan karşı devrimci müdahalelerle özünden ve ideallerinden uzaklaştırılmasına karşı panzehrin, bir sonraki yüzyıla havale edilen kof bir revizyonizm değil, eşitlikçi bir restorasyon olduğunu kabul ettim. 1938 10 Kasım’ında “şimdi bize ne olacak?” diyerek gözyaşı döken o genç kız belki bir zamanlar oldukça naif gelirdi. Onu ancak yıllar sonra anlayabildim.
devamını görCan ERTUNA
