ULUS, CUMHURİYET'İNE

SESLENİYOR   

  • Merhaba Ata'm öncelikle şunu belirteyim; size, bize bırakmış olduğunuz bu ülke, bu topraklar için çok minnettarız. biz gençler olarak bize bıraktığın bu ülkeyi ilelebet müdafaa edeceğiz, bunun için sana ant içerim ve senin "muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur" sözünün hakkını vereceğiz. Bize nutuk ettiğin özdeyişlerini her zaman kalbimiz ile tasdik edeceğiz ve ilelebet haktan, doğrudan, adaletten yana olacağız .Yurtta sulh cihanda sulh politikasıyla yaşantımızı devam ettireceğiz. Atam sen endişelenme, biz gençler bu ülkenin bütünlüğünü ve bu milletin özgürlüğünü, ülkemizin bağımsızlığını gerekirse canımızla ödeyerek sağlayacağız. Varlığım Türk varlığına armağan olsun.

    devamını gör
    Baran ÇOBANOĞLU
  • 100. Yılında Cumhuriyet’e sevgiyle, Yine bir sonbahar günü... Yine ağaçlar yapraklarını döküyor, ağaçlar yalnızlıkla sınanıyor, karıncalar yuvalarına çekiliyor, kuşlar göç yoluna düşüyor. Tıpkı 1923 sonbaharı gibi... Sonbahar bugün özgürce dalgalanan demokrasi bayrağının gölgesinde "merhaba" diyor ancak. Çocuklar güvenle uyuyor yuvalarında varlığınla. 2023 bir başka yaşanıyor ülkem sınırlarında... Cumhuriyet... Ata'mdan miras bırakılan en önemli emanet... Yüzler seninle gülüyor, hayat seninle mutlulukla yol alıyor, çiçekler seninle gülümsüyor... "Egemen, millet" diyor... Ülkemin ismi “Türkiye Cumhuriyeti” olduğundan beri kararlılıkla istikametini, istikbalini sürdürüyor. İlelebet sürdürecek. 1923’te tutuşturulan meşale nesilden nesle, elden ele, yürekten yüreğe taşınarak, asil geçmişini yaşatarak, varlığını sürdürecek... Cumhuriyet! 100 yaşındasın! Milletimin ufukta beklediği baharların öncüsü daima sen olacaksın. Milletimin iftiharı, onuru, gururu... İyi ki varsın Cumhuriyet!

    devamını gör
    İlknur İŞCAN KAYA
  • “Müjdeler var yurdumun toprağına taşına. Erdi Cumhuriyetim elli şeref yaşına” 12 yaşındayım. Pangaltı Ergenekon Caddesi Nur Apartmanı’ndaki evin mutfağında üzerimde siyah okul önlüğüm, sobada kızarmış ekmekle kahvaltımı ederken radyoda 50. Yıl Marşı çalıyor. 50 yıl o kadar eski geliyor ki, sanki Cumhuriyet evde ailenin ölmüşlerinden kalan, asla kırılmaması gereken bir vazo gibi. Öyle korunaklı bir yerde ki asla kırılacağını düşünmediğin, sonra sana kalacak mavi mineli bir vazo sanki… Bir gün gelecek, Cumhuriyet’in 100. Yılını göreceksin deselerdi 12 yaşındaki kız çocuğuna, şaşırırdı herhalde. Çünkü 50’ler, 100’ler çocuklara çok geliyor… Hele de 100 yaşındaki Cumhuriyet’i “kırmaya” çalışanların olacağı söylenseydi muhtemelen algılayamazdı. 12 yaşın umut dolu yüreğiyle kahvaltıdan sonra okula yürürken, 50. Yıl Marşı’nı istemsizce mırıldanırken Cumhuriyet’i değil, seneye ortaokula başlayacağımı düşünüp neşeleniyorum. Bir şey olmak istiyorum. Ne olmak istediğimi bilmiyorum ama olmak istiyorum. 50. Yıl’da beni olur kılacak şeyin Cumhuriyet olacağının farkında değilim. 100. Yıl’da bunu biliyorum. Elimden geldiğince uğursuz bir taşla kırılan mavi mineli vazonun savrulan parçalarını toplanmasına yardım etmeye çabalıyorum. Canım Cumhuriyet, yaşamak için seni yaşatacağız

    devamını gör
    Şaziye KARLIKLI
  • Cumhuriyet Sen Ey bir asırlık çınar Anıt gibi yükselen karşımda Kimi yaprağın toprağa karışmış Kimi zümrüt yeşili Taptaze dalında Ne fırtınaları göğüsledin Ne yaman kışları Konuk ettin dallarında Nice göçmen kuşları Beni korudun, kolladın Ruhumu yücelttin Tarihimi, köklerimi buldun "Türk, övün, çalış, güven" Dedin Kalktım düştüğüm yerden Övündüm, çalıştım, güvendim Mutlandım Umutlandım Kutlandım. Hedefimiz artık tekti Tarlalarımız bitekti Harf, dil, din Milli hisler Halk ezgileri Halk oyunları Eğitim, öğretim Giyim, kuşam yenilendi Türküler, şarkılar, marşlar Bestelenip dillendi Yasalarla rahatladık Sırtımızı dayadık çınara Daldık derin uykulara. Yıllar geçti Bugün Cumhuriyet yüz yaşında Çok yaşa Cumhuriyet Diye bağırdık Ata'yı yanımıza çağırdık. Hak hukuk var mıydı Ya savaş ya barış İleri miydik, geri miydik Derdi dertle mi yamadık Uykularımız kaçtı Bir daha uyuyamadık.

    devamını gör
    Demet Gökay
  • Umutlarımızın, adaletin, eşitliğin, huzurun olduğu nice yüz yıllara! Yaşa Cumhuriyet…

    devamını gör
    Derya BALCI
  • EN ÇOK ATATÜRK’Ü VE CUMHURİYET’İ SEVİYORUZ Cumhuriyet’le, Türkiye Cumhuriyeti 27 yaşında iken tanıştım. Bu tanışma, ilkokul 1. sınıfta başladı. Kayseri’deki okulumuzun adı, “Cumhuriyet İlkokulu” idi. Evimizden, elimde kartondan yapılmış çantamla okula gidip gelirken geçtiğim, şehrin en büyük alanının adı da “Cumhuriyet Alanı”… Evimizde Atatürk’ün fotoğrafı vardı; Cumhuriyet Alanı’nda da “Atatürk Anıtı”… Okulumuzda sabahları Öğrenci Andı’nı hep birlikte söyledikten sonra, öğretmenimiz “Çocuklar, en çok kimi ve neyi seviyorsunuz?” diye sorunca, yüksek sesle “Atatürk’ü ve Cumhuriyeti” diye cevap verirdik. Atatürk’ü, Çanakkale Cephesi’nde düşmana karşı birlikte savaştığı babamdan dinledim. Osmanlı Devleti 1918’de 1. Dünya Savaşı’nı kaybedince, bir zamanlar üç kıtaya yayılmış olan koskoca imparatorluk, Anadolu ve Trakya’da sıkışıp kalmış. Savaşın galipleri ise başta İstanbul ve İzmir olmak üzere tüm Türk topraklarını ele geçirmek istemiş. Atatürk, 16 Mayıs 1919’da, Kurtuluş Savaşı’nı fiilen başlatmış. Topu tüfeği yokmuş ama kurmay donanımı varmış. O gün Bandırma Vapuru ile Galata İskelesi’nden yola koyulmuş. Yanında 18 kişiden oluşan yol arkadaşları bulunuyormuş. Vapurun alt kattaki deposuna dağlık arazide gerekebilir diye Atatürk’ün talimatıyla birkaç adet binek atı bindirmişler. Deniz yolculuğu üç gün sürmüş. 19 Mayıs’ta Samsun’a ulaşmışlar. Karayoluyla Amasya’ya uğrayıp önce Erzurum’da, ardından da Sivas’ta kongreler toplamış. Kurmayı hedeflediği Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temel taşlarını Anadolu’da döşemiş. Çetin yolculuğu yaklaşık sekiz ayda tamamladıktan sonra, 27 Aralık1919’da Kayseri üzerinden Ankara’ya ulaşmış. Başkent olmasına karar verdiği, adeta bir Anadolu kasabası büyüklüğündeki Ankara’nın Kalaba semtinde bulunan Ziraat Mektebi’nde karargâh kurmuş. Bir yandan Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa ile Kurtuluş Savaşı’nı yöneten Mustafa Kemal Paşa, bir yandan da halkın temsilcilerinden oluşacak Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşunu planlamış. Bu kuruluş 23 Nisan 1920’de gerçekleşmiş. Kurtuluş Savaşı bütün şiddetiyle devam ediyormuş. Yunan birlikleri Polatlı’ya kadar gelmiş. Mustafa Kemal Paşa, Büyük Millet Meclisi’nin geçici olarak Kayseri’ye taşınmasını kararlaştırmış. Ankara’da marangozlara yaptırılan Meclis başkanlık kürsüsü Kayseri’ye götürülüp lise binasındaki büyük bir salona kurulmuş. Kısa bir süre sonra Türk birlikleri kontrolü sağlamış, başkentin Kayseri’ye taşınmasından vazgeçilmiş. 30 Ağustos 1922’de, Başkomutanlık Meydan Savaşı kazanılmış. Türkiye’nin tapu senedi olan Lozan Antlaşması’ndan üç ay sonra, 29 Ekim 1923’te, Büyük Millet Meclisi, Türkiye Cumhuriyeti’ni ilan etmiş. TBMM, 1. Cumhurbaşkanlığa da Mustafa Kemal Paşa’yı seçmiş. Evet, Atatürk’ü ve Cumhuriyet’i çok seviyoruz. Çünkü; * Ümmet idik, ulus olduk. * Tebaa idik, birey olduk. * İnsan hakları ve toplumsal barışla tanıştık. * Kadınlarımız, ikinci sınıf vatandaş olmaktan kurtarıldı. * Arap harflerinden Latin harflerine geçtik, dünyaya açıldık. * Cumhuriyet okulları ve üniversiteleriyle çağı yakalamak için yola koyulduk. * Tekke ve zaviyeleri, yaşam alanımızdan çıkardık. * Kıyafet devrimi sayesinde, çağdaş kıyafetlerle donandık. * Bilim ve teknolojiyle kalkınmayı öğrendik. * Düşünce ve basın özgürlüğünü yaşayarak gördük. * Dış politikada denge siyaseti sayesinde Atatürk’ün “Yurtta Barış, Dünyada Barış” prensibini rehber edindik. * Milli eğitim, milli savunma ve milli kalkınma, bizlere insanca yaşama yolunu açtı.

    devamını gör
    Hulusi TURGUT
  • CUMHURİYETİMİZE SEVGİLERLE... 29 Ekim günü milli bayram günümüz. Bugünü coşkuyla kutlamamızın nedenleri çok. Hatırlayalım, 29 Ekim 1923 günü başlayan o sürecin sadece birkaç özelliğini: • 29 Ekim 1923, 10 yıl süren bir “savaşlar dönemi”ndeki yenilgilerden sonra, Kurtuluş Savaşımızı kazanıp yeniden bir “bağımsız devlet” olduğumuz gündür. • O yeni bağımsız devletin rejimi -krallık, imparatorluk, çarlık, padişahlık gibi- makamların babadan evlada geçtiği, artık çağdışı kalmış olan totaliter bir rejim değildir. Millet iradesine dayanan bir cumhuriyet rejimidir. 29 Ekim 1923 günü, o yanıyla, en büyük “siyasal devrim”imizi yaşadığımız gündür. • 29 Ekim 1923 günü, aynı zamanda kendi kuruluşu da başlı başına bir devrim olan cumhuriyet rejimimizin -çeşitli alanlardaki- çağdaşlaşma hamlelerinin başlangıcıdır. “Hukuk devrimi, eğitim devrimi, laiklik devrimi, kadın hakları devrimi” gibi atılımlar, cumhuriyetin ilanını izleyen dönemde birbirini izlemiş ve yeni devletimizin temel yapılarını oluşturmuştur. • Devletin bağımsızlığının şartlarından olan sağlam bir ekonomik düzene kavuşmak amacıyla devlet eliyle başlatılan ekonomik kalkınma hamlelerinin, ulaştırma, iletişim, karayolları, köy yolları gibi altyapı yatırımlarıyla birlikte, tarım ve sanayi başta olmak üzere her alandaki planların uygulanması ve geliştirilmesi de cumhuriyetle başlayan süreçlerin sonucudur. *** Bu eşzamanlı hedefler ve gelişmeler saymakla bitmez. Cumhuriyet Bayramımızı kutlarken bunların hangisine öncelik verilmelidir? Hangilerinin öncelikli anılması daha önemlidir? Bu sorunun cevabı basittir: Hepsinin... Eğer bütün bunları bir araya getirecek bir sözcük arayacaksak o sözcük de bellidir: “Çağdaşlaşma”... Cumhuriyetimizin yukarıda hatırladığımız özelliklerinin hepsi sonuç olarak o tek hedefe yöneliktir. Her alanda “çağdaşlaşma” hedefine... Dilerim, Cumhuriyetimizin bu yıl dönümü, o hedefe uygun yeni bir sürecin başlangıcı olur. Bu dilekle, Doğan Yayınları’nın tüm mensupları ve okurlarıyla birlikte, tüm yurttaşlarımızın Cumhuriyet Bayramı’nı kutlarım.

    devamını gör
    Altan ÖYMEN
  • “İSTİBDATTAN KURTULMALAR” CUMHURİYETİ

    Annem 99 yaşında vefat etti. Yürümekte güçlük çektiği son bir iki yıl dışında, her yıl Cumhuriyet Bayramlarında Bağdat Caddesi'ndeki fener alaylarına katılır, büyük bir heyecanla elindeki bayrağı sallayarak 10. Yıl Marşı’nı söylerdi. Annemin bu heyecanı haksız değildi. Cumhuriyet'in kuruluşuna tanıklık eden bir kuşaktan olmanın verdiği coşku yanında, Cumhuriyet sayesinde yüksek öğrenim yapmış, meslek sahibi olmuş, kendi yaşamıyla ilgili kararlarını veren, oy hakkı bulunan, sivil toplum kuruluşlarında etkinlikler yapan bağımsız bir birey olarak yaşamıştı.

    Cumhuriyet bir bağımsızlık savaşının, büyük bir zaferin ürünü. O nedenle de çok heyecanlandırıcı. Böyle olduğu için, bu zaferin başkomutanı Atatürk aynı zamanda Cumhuriyet'in de kurucusu olmuş, köklü devrimler yapabilmiş, bunları topluma benimsetebilmişti.

    Ancak, Cumhuriyet'in kuruluş yıllarından sonra demokratik Cumhuriyet düşüncesi gelişemedi. Cumhuriyet kapsayıcı, çoğulcu, katılımcı, eşit yurttaşlığa dayanan, insan haklarına saygılı, hukuk devletinin geçerli olduğu bir demokrasiye dönüşemedi. Tersine, farklı kimliklere yer açmayan, tek tip insan yaratmaya yönelen, muhalefeti meşru görmeyen, bir rejim oldu.

    1950 seçimlerinde dokuz yaşındaydım. Demokrat Parti'nin iktidara gelişinin evde nasıl bir sevinç uyandırdığını anımsarım. Tek parti istibdadından kurtulmuştuk.

    1950’lerin sonunda işler tersine döndü. Demokrat Parti’nin baskıcı politikaları bıkkınlık getirmişti. Tahkikat Komisyonu, Vatan Cephesi, cezaevlerine atılan gazeteciler. 1960 yılında lise son sınıftaydım. “Menderes istifa” sloganlarıyla sokaklarda yürüyen gençler arasındaydım. 1960 darbesi bizim evde sevinçle karşılandı. Demokrat Parti istibdadından kurtulmuştuk.

    Derken 12 Mart muhtırası, arkasından 12 Eylül darbesi. Baskılar, işkenceler, idamlar. 1983 seçimlerini askerlerin destekledikleri parti değil, Özal’ın partisi kazanınca sevinmiştik.

    12 Eylül rejiminin istibdadından kurtulmuştuk.

    Bir aydan az bir zaman sonra seçimler var. AKP’nin tek adam rejiminin istibdadından kurtulup kurtulamayacağımızı seçim sonuçları gösterecek. Bir kere daha özgürlüğe kavuştuğumuz için sevinecek miyiz?

    Bu deneyimlerden çıkarılacak iki sonuç var: Birincisi, 100 yıllık Cumhuriyet tarihinin bir özgürlük mücadelesi tarihi olduğu ve bu mücadelelere karşın demokratik bir Cumhuriyeti kurmakta yetersiz kaldığımız. İkincisi ise, istibdattan kurtulmanın demokrasiyi inşa etmek için yeterli olmadığı, demokrasinin kurulması için ayrı bir süreç gerektiği.

    Önümüzdeki seçimlerde iktidar değiştiği takdirde, “istibdattan kurtulma” kısırdöngüsünü kırmak için önümüzde Cumhuriyet tarihinin en önemli fırsatı var.

    Demokrasinin bütün kurumlarının çöktüğü bir ülkede, demokrasiyi sıfırdan inşa etmek gerekecek. Bunun için “Nasıl bir demokrasi” tartışması yapılmalı. Demokrasiyi bu kez sağlam temeller üzerinde yeniden inşa edebilirsek istibdattan kurtulma bayramları yaşamaktan kurtulabiliriz.

    devamını gör
    Rıza TÜRMEN
  • Sevgili Cumhuriyet, 35 yıl önce varlığınla aydınlattığın bu topraklarda doğdum. Cumhuriyet çocuğuydum. Törenlerde şiir okurken içindeki coşku gözlerinden yaş olarak akan, küçücük kalbine koca bir minnet duygusu sığdırmış çocuklardan biriydim. Cumhuriyet kadınıyım şimdi. Sayende toplumda varlığımın bir önemi var, söz hakkım var, hür iradem var... 100’üncü yılını kutluyoruz bu yıl. 1923’te Atamızın fitilini ateşlediği meşalemiz 100 yıldır yanıyor ve hiç şüphem yok ki yüzyıllarca yanmaya devam edecek. Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde varlığın için savaşan tüm isimsiz kahramanlarımıza selam olsun...

    devamını gör
    Özge DEMİRCİ