ULUS, CUMHURİYET'İNE

SESLENİYOR   

  • 100 YAŞINDAKİ CUMHURİYETİMİZE EN GÜR SESİMİZLE HAYKIRIYORUZ! Aklı, bilimi, çağdaş yaşamı, hukuku yok sayanlar kazanmayacak; “Dünya düşse peşimize /Yer sarsılsa yerinden” Atatürk’ten ve laik cumhuriyetten vazgeçmeyeceğiz! Atatürkçüyüz, Cumhuriyetçiyiz; Atatürk’ün “manevi mirası” akıl ve bilim yol göstericimizdir. Yıkılmayacak olan Atatürkçü düşüncedir; onun yaptığı devrimlerdir; laik Cumhuriyetimizdir. Avrupa’da eli kanlı diktatörlerle kendi halkını ve mazlum halkları sömüren krallıkların egemen olduğu bir dönemde Atatürk, “Egemenlik kayıtsız koşulsuz ulusundur” diyerek Cumhuriyet’i kuran bir devrimcidir. Halkından korkmayan bir halkçı; yanlış anlaşılan tek sözü, yanlış kullanılan tek kuruşu bulunamayan onurlu bir devlet adamıdır.

    devamını gör
    Gülsüm ELVAN
  • Ulu önderin kurucusu olduğu, vatandaşı olmaktan gurur duyduğum, karanlıkları aydınlatan Cumhuriyet, 100. yılının bize denk gelmesi büyük mutluluk kaynağı oldu bizlere. Asırlık çınar olmanın sevinciyle doldu yüreğimiz, yıllar önce ekilen ekinlerin hasadı bugünler, senin sayende her şeye ve herkese rağmen hâlâ ayaktayız, her şeyi değiştirmeye ve değişmeye muktediriz. Varlığın geleceğimizin garantisi oldu. Kişilerin değil sistemin yaşaması insanların yaşaması için ne kadar önemli, sayende gördük. Umarım ki çağdaş medeniyetin en üstünde olduğumuz, dünya topluluklarının öncüsü olduğumuz, ekonomik refahın en yüksek olduğu, bilime ve sanata en çok değer veren tüm bilim insanlarının ve sanatçıların bulunmak istediği, vatandaşı olmanın ayrıcalık, gurur, huzur, refah, güven veren liyakati ve adaleti her alanda koruyan ve bu özelliklerini hiç yitirmeyen nice asırlar daha yaşarsın ve seni yıkmaya değiştirmeye kimsenin gücü yetmez. Teşekkürler Atam, sen çok yaşa Cumhuriyet.

    devamını gör
    Erhan OSANMAZ
  • ATATÜRK VE ASIRLIK CUMHURİYET Benim güzel Türkiyem, Girmiş 100 yaşına. Dünyayı hayran bırakmış, Toprağına taşına. Duyun ey dağlar Dinleyin Türk'ün sesini. Vatanıma göz koyanın Millet keser sesini. Göklerde dalgalanır , Benim şanlı bayrağım. Yurdun dört biryanını Süsler ay yıldızıyla. Şanlı asker nöbette, Kutsal vatanı koruyor. Atam senin sevginle Bu millet hür yaşıyor. Atamızın yolundan Gitmeye yeminliyiz. Yaşa sen Cumhuriyet, Biz senin izindeyiz. Ela Ateş 8 yaşındayım. Mektubumda şiirimi Atama ve asırlık Cumhuriyetime yazdım. Atam izindeyiz.

    devamını gör
    Ela ATEŞ
  • 100 yıl, 100 sene, bir insan ömrünün tamamı belki; fakat bir cumhuriyet için gençliğin baharı...Bu 100 yıla neler sığdı, ne acılar, ne mutluluklar, ne umutlar, ne umutsuzluklar, ama daima genç, daima dirençli ve her daim ümidini yenileyen, sevgi dolu, azimli bir ulus hep var ve varolacak... Atamın büyük bir özveri ve sevgiyle, ilmek ilmek ördüğü bu vatan ve cumhuriyet nice güzel 100 yıllar görecek, azimle ve inatla çalışma isteği, akıl, bilim, saygı ve demokrasi ile elbet... Bir Türkiye Cumhuriyeti evladı olarak, umudu, azmi ve çalışkanlığı bana öğütleyen atamın yolundan ayrılmadan, bıraktığı cumhuriyete ve vatana, sahip çıkacağıma eskiden olduğu gibi yine and içiyorum,söz veriyorum. Muhasır medeniyet seviyesini aşacağımıza, azimli ve çalışkan olacağıma....inanıyorum, inanmak istiyorum, ümidimi yitirmiyeceğim.... Ümidim Atamın da dediği gibi gençlerde.... Hep var ol Cumhuriyet, Hep var ol Atam, Hep var ol TÜRKİYE CUMHURİYETİ....

    devamını gör
    Ulaş Şentürk USTA
  • Bugünümüze, yarınımıza, hatta dünümüze bile en büyük umutlarla bakmamızın tek nedeni büyük Atatürk. Bu açtığın yolda, gösterdiğin hedefe verdiğin büyük umutlarla yürümenin tek nedeni sensindir büyük Atatürk. Bugün bu cumhuriyeti yaşatmak en büyük görevimizdir. Sana söz, ilelebet payidar kalacak. Senin fikirlerin, düşüncelerin hep aklımızda fikrimizde. Gözün arkada kalmasın biraz kötü günler geçiriyoruz ama emanetin sonsuza dek bizimle. Ey büyük Atatürk, saygı sevgi ve büyük özlemle…

    devamını gör
    Dila YILMAZ
  • Ailemizdeki Cumhuriyet kuşağının son temsilcisi babaannem Sevim Ertuna’nın gözünün dolduğunu bir kez gördüm hayatımda: 10 Kasım 1938’de, Atatürk’ün öldüğü haberini alan 11 yaşındaki öğrenci halini yıllar sonra bana anlatırken… Doğduğum aile bir Cumhuriyet inşasıydı ve buna minnettardı. Subaylar, devlet memurları ve öğretmenler; İstanbul’daki hayatlarını farklı zamanlarda Cumhuriyet’in merkezine, Ankara’ya taşımış orta sınıf mensupları… Üniversite yıllarında aileye karşı mesafe, resmi ideolojiye karşı şüphecilikle harmanlandı. Bir başkaldırı olmasa bile, sert bir sorgulamanın hayata giren yeni dostlar ve kitaplar üzerinden tedavülde olduğu dönemdi. Üstelik 90’ların sonu 2000’lerin başına denk gelen bu dönem, popüler entelektüel alanın post-modernizm akımlarından beslenip memlekette ters giden her şeyden Cumhuriyet ve kurucu kadroyu suçlayan isimlerin medyada ve kültür sanat hayatında tekelleştiği zaman dilimiydi. Kısa sürede bu rüzgarın bir karşı iktidar mücadelesinin boğucu fırtınası olduğu ortaya çıktı. En azından bizlerin nezdinde. Seçtiğim meslek olan gazetecilikte tercihim dış haberlerdi. Afganistan’a, Pakistan’a çatışmaların bir türlü sonlanamadığı Irak’a gittim. Arap halkları kendilerini on yıllardır demir yumrukla yöneten liderlerini devirmek için sokaklara döküldüğünde Tunus ve Mısır’daydım. Protestoların küresel ve bölgesel güçler tarafından rejim değişikliği için birer kaldıraç olarak kullanıldığı dönemde vekalet savaşının kavurduğu Libya ve Suriye’ye defalarca yolculuk yaptım. Gazze, Batı Şeria ve İsrail’de güvenlik, insan hakları ve demokrasi arasındaki kırılgan bağı, özgürlüğün bedelini sorguladım ve dini öğretilerin toprak ele geçirme ve insan hayatına kast etmede nasıl araçsallaştırıldığına tanık oldum. Cumhuriyet’in ve laikliğin ne anlama geldiğini esas olarak onların yokluğunda, on yılı aşkın süren bu savaş muhabirliği döneminde anladım. Her ne kadar aşındırılmış ve örselenmiş olsa da her ne kadar evlatları arasında ayrımcı uygulamalara yol açan bir şekilde kurumsallaştırılsa da büyük bir bereketin olduğu kadar büyük belaların da coğrafyası olan bu bölgede bir yaşam alanı açtığına tanık oldum. Temel aydınlanma değerlerinden beslenen bu inşa projesinin kısa sürede tedavüle sokulan karşı devrimci müdahalelerle özünden ve ideallerinden uzaklaştırılmasına karşı panzehrin, bir sonraki yüzyıla havale edilen kof bir revizyonizm değil, eşitlikçi bir restorasyon olduğunu kabul ettim. 1938 10 Kasım’ında “şimdi bize ne olacak?” diyerek gözyaşı döken o genç kız belki bir zamanlar oldukça naif gelirdi. Onu ancak yıllar sonra anlayabildim.

    devamını gör
    Can ERTUNA
  • Sevgili Türk Gençliğine, Bugün Cumhuriyetimizin 100.yılı çok mutluyum, bu tarihi ana şahit olmak beni çok gururlandırıyor. Ne mutlu Türküm diyene...

    devamını gör
    Dilan AKGÖZ
  • Cumhuriyetimizin 100. Yılı'nı onur ve gururla kutlarken, başta ulu önder M. Kemal ATATÜRK'ü ve yanındaki silah arkadaşlarını rahmet ve saygıyla anıyorum. Ben Kahraman Nene Hatun'un Aziziye Tabyalarının ve Cumhuriyet'in temellerinin atıldığı şehir olan ERZURUM KONGRESİ'nin de bulunduğu Dadaşlar şehri Erzurum'dan yazıyorum bu yazıyı. Kundaktaki çocuğunu anasız büyür ama VATAN'sız büyümez diyerek bırakıp cepheye giden Nene Hatun'un torunları olarak Cumhuriyetimizin her daim var olması ve ilerlemesi için bütün gayret ve çabamızı bu yolda sarf etmeyi bir borç olarak görüyorum. Vatan topraklarımızın her bir metrekaresinde destanlar yazarak geleceklerini feda edip geleceğimizi düşünen tüm babayiğitlerimize bugün yaptıkları tüm kahramanlıklar için teşekkürü ve minneti borç bilirim. Damarlarımızda dolaşan asil kanların bizleri daha ileriye götüreceğinden zerre şüphe ve korku duymamaktayım. Yeni nesillerin de bu doğrultuda ilerleyip bizlere bıraktıkları emanete gözümüz gibi bakmaya ant içeriz.

    devamını gör
    Muhammet Fatih ÇİMEN
  • “Kimsesiz çocuklar için ne mümkünse veriniz.” Kimsesizlerin Kimsesi Cumhuriyet’te bugün; Açlığın ülkenin utancı olarak görüldüğü, çocukların kimsesiz bırakıldığı, artık işleyemediği topraklarından bir lokma için bilmedikleri şehirlerin gökdelenlerinde canlarını bırakıp yine kendi topraklarına dönenlerin kimsesiz gömüldüğü, kimsesizlerin kimsesi 2023’ün Cumhuriyeti. Kimsesizlerin Kimsesi Cumhuriyet’te dün; 1925 yılında Uşak’ta bir yetim yurdunda kalan kimsesiz çocuk Aziz, yurda yerleştirildiği için mutludur yurda ziyarete gelen Atatürk’e kimsesizliği şöyle tarif eder: “Babamı şahadet, annemi yoksulluk aldı. Uşak yetimleri adına yüz binlerce teşekkür ve yüz binlerce selam." Atatürk gözyaşlarını tutamaz. Aziz çocuğun, annesini yoksulluğun aldığını söyleme hakkıdır Cumhuriyet, 1928’de Atatürk, Emlak Eytam Bankası'na kimsesizler için yatırılan paranın müjdesini “Cumhuriyetin bilhassa kimsesizlerin kimsesi olduğunu yeniden ispat eden bu neticeyi memnuniyetle takdirinize arz ederim” der alkışlar arasında. Halk için yapılan inşaatları desteklemek ve yetim haklarını korumak için kurulan "Emlak ve Eytam Bankası"nın hakları son olarak bugünün TOKİ’sine geçmiştir. Kimsesizlerin Kimsesi Cumhuriyet’te bugün; Bugünün TOKİ’si depremde yetim kalan çocuklara, üniversite öğrencilerine, kirasını ödeyemeyenlere bedelsiz konutlar, yurtlar, rehabilitasyon merkezleri, ücretsiz kreşler yapmıyor. Rezidansların, AVM’lerin, imara açılan ormanların, acil kamulaştırılan arazilerin yeni sahiplerinin kimsesi bugünkü Cumhuriyet. Kimsesizlerin Kimsesi Cumhuriyet’te dün; Mustafa Kemal Atatürk, çocukların haklarını korumak için 1928’de imzaladığı Cenevre Bildirgesi : “Acıkan çocuk beslenmeli, hasta çocuk tedavi edilmeli, terk edilen çocuklar korunmalı, herhangi bir felaket anında öncelikle çocuğa yardım yapılmalı, her türlü istismara karşı korunmalı.” Atatürk çocukları korumak, beslemek, eğitmek, ihmal ve istismarı engellemek için sonradan adı Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumu olarak değişen Himaye-i Etfal Cemiyeti’ni kurup, yokluğa, yoksulluğa ve kimsesizliğe savaş açıyor “Kimsesizlerin Cumhuriyeti”nde. Çocukların yaşam hakkı, eğitimi, sağlıklı bir nesil hedefiyle kurulan Cemiyet suç işleyen, dilenen, engelli, kimsesiz, yoksul, ihtiyacı olan her çocuğa kucak açıyor. Talebe sofraları, aşevleri, yetim evleri, bakıcı okulları, hemşire kolejleri... Hatta bir milyona yakın nüfuslu İstanbul’da yetersiz beslenen 6 bin çocuk için Cumhuriyet gazetesine ilan veriliyor “Kimsesiz çocuklar için ne mümkünse veriniz.” 1929 yılının karakışında yoksul çocukların giyimi meselesi tüm ülkenin gündemi. 1930’lu yıllarda, yoksul çocukların eğitimi için Çocuk Kütüphaneleri açıyorlar. Kütüphaneye devam eden çocuklara her akşam, bisküvi, incir ve üzümden bir kahvaltı, oyun oynamaları ve eğlenmeleri için de çocuk bahçeleri kuruyorlar. Kimsesizlerin Kimsesi Cumhuriyet’te bugün; Bugünün Cumhuriyet’inde çocuklar için okul yemeği yok, 10 milyon çocuk ağır yoksulluk koşulları içinde, 1,5 milyon kız çocuğu eğitim dışında, laik bilimsel eğitim yerine karma eğitim tartışılıyor, yüzbinlerce suça sürüklenen çocuk, milyonlarca çocuk işçi. Her beslenme saatinde arkadaşlarının yanından ayrılıp okulun etrafında beş tur atan 11 yaşındaki Ali’nin mi kimsesi, yoksa okul yemeğine ayrılacak kaynağın aktarıldığı bir avuç zenginin mi kimsesi olmuş bugünkü Cumhuriyet. Bizler hala 95 yıl önce imzalanan Cenevre Sözleşmesindeki çocuklar için okul yemeği kampanyasını sürdürüyoruz. Barınamayan, beslenemeyen artık “geçinmeye odaklanan” üniversite öğrencilerinin mi kimsesi bugünün Cumhuriyeti. Yoksa, onca yıl memleketin kalkınması için çalışan ama bugün çalışmanın huzurunu değil acısını çeken emeklinin mi kimsesi bugünkü Cumhuriyet. Kimsesizlerin Kimsesi Cumhuriyet’te dün; 1932 yılında “kimsesizlerin kimsesi olsun” diye Atatürk’ün isteği ile kurulan halkevlerinde sağlıklı yetişsin diye çocuklar, sağlık taraması, bir insanın alması gereken besin değerini hesaplarlarmış, öğrenci yurtlarında kalanlar için sıcak yemek, cezaevlerinde eğitim, köyden gelen işçilere barınak kurarlarmış. Şimdi yeniden kimsesizlerin kimsesi olsun diye ikinci yüzyılında Cumhuriyete, 2 yaşında kimsesiz bir çocuk gibi sıkı sıkı sarılarak, örgütlenip, dayanışarak yeniden umutla büyüteceğiz.

    devamını gör
    Hacer FOGGO