ULUS, CUMHURİYET'İNE

SESLENİYOR   

  • Sakarya Meydan Muharabesi’nin yapıldığı alanı görmek, orada henüz bulunmuş şehit mezarlarını haberleştirmek için trenle İstanbul’dan Ankara’ya gidiyordum. Türkiye’nin en önemli rehberlerinden Serhan Güngör’le birlikteydim. Eskişehir’e yakın Enveriye İstasyonu’ndan geçerken, Güngör işaret etti: “Bak” dedi, “Behiç Erkin makasta yatıyor.” Behiç Erkin… Mustafa Kemal Atatürk’ün yakın arkadaşı. Devlet Demiryolları’nın kurucusu. Türkiye’nin yetiştirdiği en başarılı diplomatlardan. 1961’de ölümünün ardından, vasiyeti üzerine, İstanbul, Ankara ve İzmir’den gelen hatların üçgenine gömülmüştü. Türk demiryollarının kalbine… O demiryolları ki Kurtuluş Savaşı’nı mümkün kılmıştı. Derken, elbette diğer birçok çabayla birlikte Türkiye Cumhuriyeti’ni mümkün kılmıştı. Onuncu Yıl Marşı’nda “Demir ağlarla ördük anayurdu dört baştan” denmesi boşuna değildi. Ben o güne dek Behiç Erkin’in orada yattığından haberdar değildim. Utanarak itiraf edeyim ki, ismini bilsem de Erkin’i tanımıyordum da… Bir diplomatın ismiydi benim için, o kadar. Kendini kendi yaptığı işin, kendi çabasının, emeğinin kalbine gömdürmesi bana büyüleyici gelmişti. O büyük çaba… Erkin, çabasında yalnız değildi. Cumhuriyet’i kuran o büyük çaba… Ülkeyi boydan boya dolaşan demiryollarını düşünenler ve döşeyenler; olmadık yerlere yapılan yollar, geçitler, tüneller; fabrikalara ter olup akan işçiler; onca imkânsızlık içinde, sıtmayı, cüzzamı bitirmek için katır sırtında dolaşan ve hakikaten de bitiren hekimler; memleketin ucuna hiç yüksünmeden giden, oraları yurt bilen öğretmenler; askerler, sanatçılar, çiftçiler… O büyük emek. Bugün 100 yaşına ulaştı. Bu ülke dün kurulmadı. Bu ülkenin tarihi emekle dolu. Bu ülkenin dün kurulmadığını her hatırlamak istediğinizde bu büyük çabayı, emeği düşünün. Kendini bu ülkeye yaptığı katkıyla tanımlayanları, kendini o katkıda görenleri, orada yaşayanları, orada ölenleri düşünün. İlham da gelecek de orada.

    devamını gör
    Yenal BİLGİCİ
  • İkinci Yüzyıla Mektuplar, Çocukluğum Bursa’da geçti. Sokaklarından geçen otomobilleri sayıp iddiaya girebildiğimiz, onlar geçmediği zaman da bütün caddede ip atlayıp, yakar top oynanabilen bir şehirdi Bursa. Şimdi galiba hiçbir sokağında trafik durmuyor ya da ip atlanamıyor. 1980 darbesi sonrası büyüyorduk. Bir şeylerin biraz iyileştiği hissi vardı ama bir de garip bir huzursuzluk. Sanki hayatımızda bollaşan, parlaklaşan her şeyin bir yerlerde acıyla ödenen bedelleri, yıkılan savrulan hayatlar... Fısıldaşan komşular, kaygılı anneler babalar. Büyüdük yine de ama. 30 yıllık gazetecilik, televizyon sunuculuğu ve muhabirlik kariyerim, sonra yaptığım işler, okuduğum okullar bana gösterdi ki, bu topraklar kendi evlatlarını çabuk harcıyor. Toprağın da günahı yok. Bizler harcıyoruz birbirimizi. Ülkenin en parlak kuşakları en az dört kere, orakla biçilir gibi biçilmişler, bir sağa savrulmuşlar, bir sola savrulmuşlar. Eğitimli, zeki, yaratıcı insanları siyasi kavgalar içinde darmadağın olmuş, yurtlarından ayrılmak, ekmeklerini başka şekilde kazanmak zorunda kalmışlar. Ben de işimi kaybedenlerdenim ama en azından hâlâ toprağımda olduğum için mutluyum. Bu Cumhuriyet’in bana verdiği cesaret ve aldığım eğitimle ekmeğimi kazanabileceğimi biliyorum. İşte tam da bu nedenle Atatürk’ü sevmek ve anlamak için 40’larınızı beklemeyin. Onun çocuk haliyle, bir başına, bir anne ve kız kardeşle, arkada bıraktığı birkaç ölmüş kardeş ve bir baba hatırası ile nasıl bir düş kurduğunu hissedin. O kurduysa bu düşü, bizi durduran nedir? Şam’dan Libya’ya, Çanakkale’den Sakarya’ya uzanan ve hep savaş gördüğü o hayatın içinde bile bir güzellik, zarafet, kültür, sanat, incelik aradıysa, o derin bozkırda büyük ve sağlıklı bir Cumhuriyet hayali kurduysa, bizi durduran nedir? Bugün için verdiğiniz kavgada bir durun ve sorun: Mustafa Kemal’in kurduğu düşü durduran nedir? Korkularımızla yüzleşelim ve ikinci yüzyılı çok daha cesur ve huzurlu kuralım. Bir şeyi de unutmayalım: Harika tüccar bir millet değiliz, olağanüstü sanatkâr ya da bilim insanı sayılmayız. Ama iki şeyi çok iyi yaparız. • Toprağımızı ekmek • Toprağımızı savunmak Bu iki iş üzerine dünyalar inşa edilir. Ekmek, şifalandırmak, doğayla canlanmak ve onu zarardan, kıyımdan, sadece savaş ve istila değil, yangından yıkımdan inşaattan korumak da savunmaktır. Huzurumuzu bulduğumuz o yaylalarda, denize baktığımız o kıyılarda; sessiz ama dopdolu o bozkırlarda, vadiler içinden akan o nehirlerdeyiz hepimiz. Düşümüz orada ve hâlâ çok canlı. Biz yorulduk ama Anadolu hâlâ çok genç ve çok canlı. Devletler için 100 yıl nedir ki? Tabiat için nedir ki? Biz ve genç Türkiye Cumhuriyeti daha yeni başlıyoruz. Şimdi daha çok çalışmaya devam edelim, o zaman.

    devamını gör
    Ahu ÖZYURT
  • Atatürk, "biz" demektir. O hepimizin özünde var olan onurlu, özgür, asil bir yaşam arzusunun, en diri fikirlerin sembolüdür. Bitmeyen umut, ayrımsız sevgidir. Bağımsız, refah içinde yaşayan bir millet için tereddütsüz feda edilmiş bir ömürdür. Bu fikirlerin, duyguların kaynağı öyle saf, öyle kuvvetli, öyle zamansızdır ki, yıllar geçtikçe, yok edilmeye çalışıldıkça ekilen tohumlar daha güçlü yeşeriyor. 7'den 70'e hepimizin gönlümüzde coşan sevgi, gözlerimizden taşıyor. Cumhuriyet, eşsiz dehanın en büyük eseridir. Milletine onurlu bir yaşam için sunduğu modeldir. Kimsenin soyuna, sopuna, cinsiyetine bakmadan fırsat eşitliği sunan, bilimin, modern dünyanın, sanatın kapılarını açan, herkesin hakkını veren bir yapıdır. Bu haklar, öyle ileriyi gören bir vizyonla sunulmuştur ki, aradan neredeyse 100 yıl geçmesine rağmen kullandığı hakkın önemini hâlâ kavrayamayanlar var. Atatürk, kalıpları, dogmaları reddeder. Onun değişmez tek bir doğrusu yoktur. Pusulası akıl ve bilimdir. Milletine de bunu öğütler. Milletinin aklına da, yüreğine de güvenir. Cumhuriyetin hedefini muasır medeniyetler seviyesi olarak belirler. Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetişsin ister. Türk istiklalini ve Cumhuriyeti ilelebet muhafaza ve müdafaa etme görevini Türk gençliğine verir. Kan gölüne dönen, ateş çemberi coğrafyada, genç cumhuriyetin en güçlü zırhlarından biri, "Yurtta barış, dünyada barış" ilkesi olacaktır. 100 yıldır bölgede ve dünyada olup bitenlere baktığımızda ülkemizin nelerden korunduğunu görüyoruz. Cumhuriyetin 100. yılında Atatürk'ün vizyonunun, hayallerinin gerisindeyiz. Bunda hepimizin sorumluluğu var. Ancak umutsuzluk yok. Dualite dünyasında her şey zıddıyla görünür. Okun daha ileri gitmesi için yayın geri çekilmesi gerekir. Yeter ki hedefimizi unutmayalım. Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır. Bu uğurda muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur.

    devamını gör
    Sema BİNGÖL
  • Cumhuriyet'in 50. yılında doğmuşum. Onun 100. yılını görmek çocukluk hayallerimden biriydi. Sorunlar yok mu, yığınla var. Hem yurtiçinde hem de çevremizde. Dünya son 50 yılda maalesef daha iyi bir yer olmadı. Ama Selanikli bir yetimin kurduğu, bu sayede bugün Rizeli bir kıyı kaptanının oğlunun liderlik ettiği Cumhuriyet hâlâ dimdik ayakta. Onun temelindeki değerler her sınavdan gururla çıkıyor. 1923'te ne doğru bir iş yapıldığını tarihin algoritması gösteriyor bize... Çok yaşa Cumhuriyet. 150. yılda görüşmek üzere!

    devamını gör
    Tuna KİREMİTÇİ
  • Canım ülkem Türkiye'm; 100 yaşına giriyorsun, seninle büyümek, dilini, tarihini öğrenmek benim için büyük bir onur ve şereftir. Havana, denizine, toprağına, sahip olduğun tüm özelliklere ve güzelliklere, en önemlisi gücüne hayran kalmamak mümkün değil. Bu güzelliklere sahip olman kolay olmadı, bunu biliyorum ve sana layık bir vatandaş olmak için çabalıyorum. İyi ki doğdun, iyi ki varsın, sonsuza kadar var olacaksın canım ülkem...

    devamını gör
    Esra POLAT
  • Cumhuriyetimizin 100. Yılında cumhuriyet güneşinin yolunda, tüm benliğimiz ve ruhumuzla bir kez daha anladık ki bizi biz yapan bağımsızlık ateşimiz hiç sönmeyecek, birlik ve beraberliğimiz Yüce Atatürk’ün de dediği gibi ilelebet yaşayacaktır. Ne mutlu Türküm diyene. Gelecek nesillere aydınlık, güçlü ve tam bağımsız Türkiye ❤️

    devamını gör
    Elçin Birgül TOSUN
  • Sevgili Cumhuriyet, 100 yaşındasın. Yüz yaşındayız. Bir kadın olarak sürdürdüğüm hayatı, özgürlüğümü sana borçluyum. Sana yeterince sahip çıkabildik mi? Hiç sanmıyorum. İnsan uğruna savaştığı, mücadelesini verdiği şeylerin kıymetini daha iyi bilir derler. Biz sana miras gibi davrandık, emanet gibi değil. Oysa sen büyütülecek, geliştirilip daha da ileriye taşınacak bir emanetsin. Ne mutlu ki ben bunun bilincinde olan aydın bir ailede doğdum ve öyle bir çevrede yetiştim. Başını karanlığa gömüp gerici çığlıklar atan, bu uğurda her türlü zalimliği esirgemeyen insanlarla yolum kesişmedi. Ancak senin varlığından rahatsız olanlara karşı seni koruyup kollamak bizim en büyük gayemizdir. Ben çocuklarımın ve onlardan sonra gelecek nesillerin de bu emanete sahip çıkacağına yürekten inanıyorum. “Efendiler yarın cumhuriyeti ilan ediyoruz” diyen o sesi yaşadığımız her gün coşkuyla hatırlayarak ve her gün seni ilk günün heyecan ve hevesiyle yaşayarak.

    devamını gör
    Neslihan ÖNDEROĞLU
  • Merhaba Cumhuriyet. Seni hak edemedik mi desem yoksa sen bize doğru yolu gösterdikçe yanlış şeyler mi yaptık diye başlasam bilemiyorum. Belki de seni hak etmiyoruz ancak iyi ki varsın. Ülkemizin üzerinde kara bulutlar dolaşırken umudu olan insanların nedeni sensin. Yurtdışına gitmek için uğraşan doktorlardan biriyim. Para için gidiyorsunuz diyenleri umursamıyorum. Okumuş, Atatürk'ü ve ülkesini seven çağdaş insana nefes aldırmıyorlar. Doktorlar ülkeyi yönetenlerce hedef gösteriliyor. Giderlerse gitsinler diyorlar. Beş dakikada muayene et baskısı. Hastanelerde şiddet görüyoruz, öldürülüyoruz. Buna rağmen Cumhuriyetimize en yakışır hizmeti veriyoruz. Ülkede işini en iyi yapan insanlar hekimler. Gitsem de kalsam da senin ilkelerine uygun, dürüst, ahlaklı bir insan olmaya devam edeceğim. Dindar bir nesil yetiştirmeye çalışanlara inat, gençlerimizi kitap okumaya, sanatla uğraşmaya, bilime yönlendireceğim. Senin izinde sanat ve bilimle baharı getireceğiz.

    devamını gör
    Ersoy KANAY
  • Haydi Vira! Son yirmi yıldır bizi biçare koyan fırtınalı bir denizdeyiz. Kimimiz kandırıldığımızı varsaydık. Felaketi öngöremediğimizi söyledik; gemimizi teslim ettiğimiz kaptanın başlangıçta “iyi” olduğu zırvasını sayıkladık. Bu geminin bu mürettebatla tek adım ilerleyemeyeceğini bilmezmiş gibi davrandık. Bazılarımız kendimizi kamaramıza kilitleyip gemideki isyana kulak tıkadık. En başından yalanları görenlerimiz ise geçmişe göz kapamayı seçtik. Yola çıkarken bize çizilen rotayı yırtıp attığımızı itiraf etmedik. Atalarımızı “yanlış” saydık, geçmişi öksüz bıraktık. Batan gemiden kaçanlar hasretle geminin eski günlerini anarken aslında hiç var olmamış yakamozların arasında kayboldular. Şimdi geriye kalan birkaç kalas üzerinde debelenen hayalperest… Karaya vardığımızda yeni bir gemi inşa etmenin umuduyla kasırgaya kulaç atıyoruz. Belki de ilk kez “öteki” sayılmış yadigârlarımızın izini sürüyoruz. Bizden evvel aynı gelgitlerde sürüklenip kaybolanların… Hiç tanımadığımız, nasıl yaşadığını görmediğimiz, artık bir masala dönüşen hikâyelerin yurtsuz yazarlarının peşinden gidiyoruz. Çöken saadet kapılarını görenlerin, önce kadın ve çocuklar geçecek, diyenlerin… Bize yaşamak umudunu veren, bu kişilerin özgür ve adil bir gemi için mücadeleden yılmamış olmasıdır. Alın terini ve çalışmayı, merakı ve paylaşmayı her dinden ve her kültürden üstün saymalarıdır. Onların kaybolduğu şeytan üçgenlerini görünür kılacak, solucan deliklerini geçeceğiz. Bu kez her gün doğumunda onların adını fısıldayacağız. Belki masal kahramanları gibi her hatalarını şefkatle kucaklayacağız. Yeni gemideki muharrirler Suat Derviş’in adını anacak mesela ilk limanda… Asil nefsinizin, cesur kaleminizin 100 yıldır yok sayıldığı bir denizde sayenizde yol aldık Suat Hanımefendi, diyeceğiz. Haklıymışsınız, paradan daha mühim şeyler varmış, kaybedince anladık, diyeceğiz. Önce geçmişin ruhlarını kafesten çıkaracak sonra, evlatlarımıza hür rotalar sunacağız. Bu kez mutlaka atalarımızın ellerini yavrularımızın avuçlarıyla buluşturacağız.

    devamını gör
    Feride ÇETİN