
ULUS, CUMHURİYET'İNE
SESLENİYOR

100. Yılında Cumhuriyet’e sevgiyle, Yine bir sonbahar günü... Yine ağaçlar yapraklarını döküyor, ağaçlar yalnızlıkla sınanıyor, karıncalar yuvalarına çekiliyor, kuşlar göç yoluna düşüyor. Tıpkı 1923 sonbaharı gibi... Sonbahar bugün özgürce dalgalanan demokrasi bayrağının gölgesinde "merhaba" diyor ancak. Çocuklar güvenle uyuyor yuvalarında varlığınla. 2023 bir başka yaşanıyor ülkem sınırlarında... Cumhuriyet... Ata'mdan miras bırakılan en önemli emanet... Yüzler seninle gülüyor, hayat seninle mutlulukla yol alıyor, çiçekler seninle gülümsüyor... "Egemen, millet" diyor... Ülkemin ismi “Türkiye Cumhuriyeti” olduğundan beri kararlılıkla istikametini, istikbalini sürdürüyor. İlelebet sürdürecek. 1923’te tutuşturulan meşale nesilden nesle, elden ele, yürekten yüreğe taşınarak, asil geçmişini yaşatarak, varlığını sürdürecek... Cumhuriyet! 100 yaşındasın! Milletimin ufukta beklediği baharların öncüsü daima sen olacaksın. Milletimin iftiharı, onuru, gururu... İyi ki varsın Cumhuriyet!
devamını görİlknur İŞCAN KAYA
29 Ekim gelmeden Cumhuriyet'in 100. yılını günler öncesinden kutlamalar başladı ta ki 29 Ekim günü olunca coşkuyla bir başka kutlandı. Sokaklar, evler, okullar, özellikle geleceğin gençleri çocuklarımız kendi topraklarında coşkuyla kutlandı. Atamız ulu önder Atatürk'ü coşkuyla anmak ve hiç unutulmayacağı nice yıllar görmek nasip olur inşallah.
devamını görHalime AKTAŞ
Cumhuriyet’in İkinci Yüzyılı: geleceğe ve kendimize güvenelim Mustafa Kemal Atatürk’ün 100 yıl önce 29 Ekim’de Türkiye’nin yeni yönetim şekli olarak ilan ettiği Cumhuriyet, ikinci yüzyılının eşiğinde. Cumhuriyet’in ilan edildiği Türkiye, Osmanlı Hanedanı yönetiminde tam anlamıyla uçurumun eşiğinde bir ülkeydi. Bugünkü iktidar sahiplerinin her itirazı bağırarak susturmaya çalışan iddialarına karşı, II. Abdülhamid döneminde -bugünkü- Mısır, Kıbrıs, Tunus, Romanya, Sırbistan, Karadağ dahil 1 milyon 592 bin küsur kilometrekare, yani bugünkü Türkiye’nin iki katı kadar toprak kaybedilmişti. Osmanlı Hanedanının son sultanı Vahdettin ise koltuğunu korumak için işgalcilere boyun eğmiş, İslam Halifesi sıfatını istismar ederek işgali reddeden -Mustafa Kemal dahil- direnişçilere cihat ilan edip haklarında idam fermanı çıkarttırmış ve neticede İngiliz denizaltısıyla ülkeden kaçmıştı. O günlerin en acı kesitlerinden biri İzmir’in işgali üzerine yaşanmıştı. Tarih 15 Mayıs 1919 idi. Sultan Mehmet Vahdettin’in Başkâtibi, bugünkü söyleyişle Özel Kalem Müdürü Ali Fuad Bey müsaade istedi, makamına girdi. Elinde bir telgraf vardı; İzmir’den geliyordu. Telgrafta “bir devlet-i ecnebiyyenin” İzmir’e asker çıkardığı yazıyordu. Halife Vahdettin telgrafı okudu sonra Ali Fuad Bey’e dönüp hemen Babıâli’ye, Sadrazam’a gidip şunu sormasını istedi: “Menteşe Sancağını işgal eden devlet kimdir? İzmir’i işgal edecekleri haberi alınan Yunanlılar mıdır?” Ali Fuad Bey konunun aciliyetine binaen Yıldız Sarayı’ndan Babıâli’ye doğru otomobille yola koyuldu. Henüz İzmir’de Pasaport’ta karaya çıkan Yunan işgal ordusunun bayraktarının, İzmir Redd-i İlhak, yani işgali red cemiyeti kurucularından, gazeteci Hasan Tahsin kimliğini taşıyan eski Teşkilat- Mahsusa, yani gizli servis üyelerinden 31 yaşındaki Osman Nevres tarafından öldürüldüğü, kendisinin de orada süngülenerek şehit edildiği haberi payitahta ulaşmamıştı. Ali Fuad Bey Babıâli’de doğrudan Sadrazamın yanına çıktı. Sadrazam, Sultan Vahdettin’in damadı Ferit Paşa’ydı; halk arasında Damat Ferit olarak anılıyordu. Başkatip Ali Fuad Bey makama girdiğinde Damat Ferit’i Maarif Nâzırı, yani Eğitim Bakanı Ali Kemal Bey ile oturup sohbet ederken buldu. Ali Kemal Bey, yakında başlayacak Milli Mücadele’nin en ateşli muhaliflerinden olacaktı. Bütün bunları Abdülhamit’in özel kaleminde çalıştıktan sonra Sultan Mehmet Reşat’ın Özel Kalem Müdürü olmuş, aynı görevi Vahdettin zamanında da sürdürmüş Ali Fuad Türkgeldi’nin ilk baskısı 1949’da yapılan Görüp İşittiklerim başlıklı anılarından okuyoruz. Damat Ferit, Padişah’ın kendisine gönderdiği telgrafı okuyunca ilk tepkisini Fransızca vermiştir: “Situation une des plus critiques – En ciddi durumlardan biri”. Sonra kendi kendine hayıflanmıştır: “Hiç olmazsa Yunanlardan vuku bulmayıp Düveli Muazzama canibinden olsaydı”. Yani Saray’a göre İzmir’e Yunanlar değil de İngiliz ya da Fransız askerleri çıkmış olsaydı, bu daha kabul edilebilir bir durum olacaktı. Peki, Yunanlar çıkınca Osmanlı Hanedanının son sultanı olacağını henüz idrak edemeyen Vahdettin ve damadı Ferit Paşa buna isyan edip halkı direnişe mi çağırmıştır? Hayır. Onun yerine, İzmir’in işgalinin ertesi günü Bandırma Vapuru ile İstanbul’dan yola çıkıp 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ulaşıp işgale karşı direnişi başlatan Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarına “Katli Vacip” fetvası çıkartmışlardır, kendi kuklalarına dönüşmüş Şeyhülislam Dürrizâde Abdullah Efendi’ye. Amasya Tamimi, Erzurum Kongresi, Kürt Teali Cemiyeti’yle İngiliz istihbaratının Saray’ın bilgisi dahilinde artık paşalık üniformasını çıkarmış Mustafa Kemal Bey’e suikast girişimi aşılmış, Sivas Kongresi toplanmış, Heyet-i Milliye Kayseri üzerinden Ankara’ya ulaşmıştır, 1919 Aralık sonunda. Bu arada İstanbul’daki Meclis-i Mebusan’da bir Anadolu Grubu oluşmaya ve Vahdettin’e muhalefete başlamıştır. Vahdettin ve damadı Ferit, 16 Mart 1920’de İngilizlerin komutasındaki orduların Boğaz’a dizilmiş zırhlılar eşliğinde İstanbul’u işgaline de pek ses çıkarmaz, payitahtın korunması esas, gerisi teferruattır. Son kararını Anadolu Grubu’nun etkisiyle Misak-ı Milli Sözleşmesi’ni kabul ederek alan Meclis 20 Mart 1920’de dağıtılır. Anadolu Grubu Ankara’ya geçer. Aralarında zaten Ankara ile irtibatları bulunan Müdafaa Nâzırı Fevzi Paşa ve daha sonra Genelkurmay Başkanlığı makamına dönüşecek olan yardımcısı İsmet Paşa da vardır. Türkiye Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920’de Ankara’da bu koşullarda kurulur. İki cephede İstiklal Savaşı yürütecek meclistir bu. Mustafa Kemal’in aldığı ilk unvan Meclis Başkanlığıdır. Olağanüstü koşullar gereği Başkumandanlık ve bugünkü deyişle bakanlar kurulu sayılan İcra Vekilleri Heyeti Reisliği de ondadır; yeniden Paşa unvanını kullanır. İstiklal Savaşı bu koşullarda başlar. İlk cephe işgalci güçlere karşı yürütülen dış mücadeledir. İkinci cephe ise bir iç savaş cephesidir; işgalcilerle işbirliği içindeki Osmanlı Hanedanı ve onunla saf tutanlara karşı açılmıştır. Saraycı isyanlar da başlar. Elbette birilerimizin dedeleri, nineleri istiklal, bağımsızlık safında olurken birilerimizin dedeleri, nineleri de ona karşı mücadele eden İngiliz istihbaratı ve Yunan ordusu destekli payitaht saflarındaydılar. Meclis orduları hem dış hem iç düşmana karşı verilen savaşı kazanır. 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edilir. 1924’te saltanat ve hilafet kaldırılır. Bugün Cumhuriyet ikinci yüzyılın eşiğindeyken Türkiye sadece ekonomik değil aynı zamanda siyasi, ideolojik ve kültürel bir krizin içindedir ama güçlü bir ülkedir. Kıt enerji kaynaklarına rağmen üretken bir sanayi ülkesidir. En ileri, modern ve dünyaya açık Müslüman nüfuslu ülkedir; çünkü Atatürk’ün ufkuyla din ve devlet işlerini ayırmıştır. Buna laiklik denir. Çünkü kadın ve erkeği eşit sayan ilk Müslüman nüfuslu ülkedir. Son yıllarda geriye doğru adımların atılıyor olması üzüntü, gerilim ve kutuplaşma kaynağıdır. Ama ülkenin sorunları, yönetim politikaları ve kültüründen kaynaklanmaktadır. Cumhuriyetin bilançosu pozitiftir. Bugün TBMM’de iktidar ya da muhalefet saflarında olsun Cumhuriyet ve demokrasinin kazanımlarını sindiremeyen, onlarla kavgalı kişi ve grupların varlığı bunu değiştirmez. Bu Atatürk ve kurucu kadronun vizyonu, onların ufkudur. Bütün topluma vizyon diye sunulan siyaset karikatürleriyle ilgisi yoktur. Toplumların hayatında iniş çıkışlar olur. Demokrasiyle Cumhuriyet’in yönetimine geldikten sonra hem Cumhuriyet hem demokrasiyi aşındırmaya çalışanların varlığı buna dahildir. Morali bozmamak, enseyi karartmamak gerekir. Cumhuriyet’in demokrasiyle, çoğunlukçu değil, çoğulcu demokrasi ve hukuk devletiyle taçlandırılması gereği boş bir laf değildir. Ülkenin geleceğine güvenelim, kendi gücümüze güvenelim. Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılı ona değer veren herkese kutlu olsun.
devamını görMurat YETKİN
Gelecek kuşaklara bıraktığın en büyük miras olan CUMHURİYET'imizin 100.yılını hak ettiğimiz muasır medeniyetlere ulaştırmak her Türk ferdinin ödev ve sorumluluğudur. Gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğimize ant içeriz.
devamını görHasan Engin OKAY
Payidar kalacak olan, Türk gençliğine bırakılan ve Türk gençliğinin en ulu ülküsü olan Türkiye Cumhuriyeti, nesilden nesle aktarılarak ilelebet yaşayacaktır. Ey Cumhuriyet'in şerefli gençleri, işte Mustafa Kemal Atatürk'ün bize emanet ettiği bu kutlu ülküsü her daim biz Atatürk gençliği tarafından korunacaktır. Ona zarar vermeye, karalamaya, kaldırmaya çalışanları bilgeliğimiz ve çalışkanlığımız ile yerle bir edip, bu kutlu Cumhuriyet'i, Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün de dediği gibi ilelebet yaşatacağız. Gençlik Cumhuriyet'e, Cumhuriyet gençliğe emanettir.
devamını görKerim Efe ABANOZ
Herkesin kimseye anlatmadığı rüyaları vardır. Güç aldığı…Ben ara ara rüyamda Atamı görürüm. Hiç değişmez karşılaşmamız, o en şık haliyle masada oturuyordur, beni görünce ayağa kalkar tüm zarafetiyle…Aman Atam derim estağfurullah. Hemen suratı değişir. Sen kahraman Türk kadınısın, sen kendine ne değer verirsen insanlar da sana o değeri verecek. Sen bir yere girdiğinde aklınla, bilginle, ışığınla her yeri aydınlatacaksın. Herkes elbet ayağa kalkacak, gülümseyeceksin. Ağlayıp sarılmak isterim, o dansa davet eder beni. Kurban değilsin, damarlarındaki asil kanı hatırla… Ne zaman düşsem, yapayalnız kalsam, imkânsız deseler, kadınım diye küçümsemeye kalksalar ya da sahnede bir oyuncu olarak yorgunluktan bacaklarım titrese, çaresizlikten sesim kısılsa Atam kulağıma fısıldar, “Kalk ayağa!” Yeniden yeniden ayağa kalkarım. Cumhuriyet, inancın, tutkunun, pes etmemenin mucizesidir. Yine dünyaya gelecek olsam, yine senin evladın olarak gelmek isterdim. İlelebet.
devamını görZeynep ÖZYAĞCILAR
ATATÜRK, yüzyıl değil bin yıl da ATATÜRK...
devamını görEbru TAVLAŞOĞLU
Sevgili Cumhuriyet, Yüzüncü yılında bütün ışığınla yolumuzu aydınlatmaya devam ederken, bu çaresiz, üzgün ve bitkin gençliğinin yola devam etmesini sağlayan, Ata’mızın ruhunu varlığımızın en derininde hissetmemize olanak veren varlığın damarlarımızda akan asil kanın gururudur. Bu vatanın her köşesini seven ve bu vatandan vazgeçmemeye ant içmiş olan bu gençliğin tek umudu, değeri sensin. Varlığın bu milletin en kıymetli duygularını, memleket sevincini ve sadakatini pekiştirmek yolunda en önemli birleştirici etmendir. Bu topraklarda Atamızın ışığıyla, ruhuyla, gücüyle yaşayan her bir birey olarak sana ebediyeti borçluyuz. Emanetimiz emanet olarak kendini devam ettirecek, gelecek nesillerin yol haritası olmaya bütün umutsuzluklara rağmen devam edecek. Bu vatanın evlatları geleceğini, gününü ve umudunu sana borçlu. Türk milleti Atatürk’ün ışığında sonsuz bir sevgiyle sana muhtaç ve sensiz yapamayız. Cumhuriyet ruhu sen çok yaşa!
devamını görMine FIRAT
Aziz Cumhuriyet, Türk kadınıyım ben. 100 senedir sana gönülden bağlıyım. Seninle başladı "görünür"lüğüm... Seninle süregeldi yaşam hakkım, özgürlüğüm. Hayatım seninle dönüştü, değişti ve aradan 100 yıl geçti. Bugün, her konuda erkekle eşit söz hakkım, tercih hakkım varsa ve her alanda kendimi özgürce ifade edebiliyorsam sana ve seni inşa eden Atatürk'e borçluyum. Geldiğim noktada geri adım atmam ne mümkün Cumhuriyet! Ufkum açılıyor seninle, güçlü kaynağından yayılan bir ışık dolduruyor dünyamı. Tanıyorum onu, Atamın İlke ve Devrimlerinin ışığı yolumu aydınlatan!.. Yalnız değilim. Temsil ettiğin değerlerin sorumluluğunu taşıyan biz; kadın-erkek, aynı yoldayız hepimiz... Ve biz, Atatürk'ün çizdiği çağdaş uygarlık yolunda onun kutsal emaneti olan Cumhuriyeti; yarınlara, yeni yıllara, yeni yüzyıllara taşıma iradesiyle hiç durmadan yürüyoruz hep birlikte. Şafak söküyor Anıttepe'de, Güneş doğmak üzere. Ruhun şad olsun Atam! Her geçen gün artan özlem, saygı ve minnetle.
devamını görNur KALAFATOĞLU
